• $ 5,7665
  • € 6,346
  • 272.685
  • 103428
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Tarihçinin ölümü

Tarih yazımı kolay bir iş değildir; zaman zaman ‘tarih tarihçilere bırakılmayacak kadar önemlidir’ diyerek tarih yazıcılığı sorununu vurgulamaya çalışsam da, tarihçiler olmasa tarihsel bilgiye nasıl ulaşırdık diye de düşünürüm. Çok uzağa gitmeden şöyle bir hatırlamak istersek, dün Cevdet Paşa, İsmail Hami Danişment, Fuat Köprülü, Ömer Lütfi Barkan, Zeki Velidi Togan, bugün Halil İnalcık, İlber Ortaylı, Mehmet Genç, Ahmet Yaşar Ocak olmasaydı kendi tarihimiz hakkındaki bilgimiz ne durumda olurdu.

Kısaca tarih yazıcılığı önemlidir, bundan kasıt tarih yazma metodolojisinden başlayarak, tarihi yazanların ‘devlete’ sahip oldukları ‘ideolojiye’ hatta benimsedikleri ‘tarihsel yaklaşıma’ göre problemin farklı şekillerde tezahür etmesidir. Aynı olayın farklı tarihçiler açısından tamamen zıt gerekçelerle açıklanması, farklı kurguların neticesi olarak hikâye edilmesi az rastlanan bir durum değildir.

TARİH NEDİR?

Aslında burada zikredilen her kavram bir tarih anlayışına işaret etmektedir, sözgelimi ‘devlet’ ekseninde bir tarih yazımının ‘resmi tarihi’ yansıttığını görmek, siyasal/ideolojik merkezli bir tarih yazımının ise muhtelif örneklerinden bahsetmek için daha çok Marksist tarihçilerin yazılarında Asya kabile toplumlarında ‘sınıf’ bulmak için yaptıkları tuhaf icatları hatırlamak mümkündür. Tarihsel yaklaşım ve metodoloji sorunu ise tarihsel anlatıda olaylar, kurumlar, şahıslar ya da yapılar ağırlıklı bir tarih yazımını belirtmektedir.

Bırakınız tarih yazımını, bizde birçok tarihi mesele bir siyasi problem olarak ele alınmaktadır ki bu durumda tarih yazımının doğrudan doğruya politik bir konu olarak görülmesi sık karşılaşılan bir sorundur. Bunun sebebi nedir diye sorulursa, elbette tek bir sebepten bahsedilemez ancak tarihsel olarak büyük yapı değişmeleri, siyasi rejim değişikleri ya da devrimler yaşayan toplumlarda bu anlayışın ortaya çıkma ihtimali yüksektir.

Burada en çok görülen, en çok tartışılan husus ‘devlet’ eksenli tarih yazıcılığı ve ‘akademik tarihçiliktir’ ki akademik tarihçilerin de kendi yaklaşımlarına, benimsedikleri metodolojiye göre farklılaştığını ayrıca belirtmek gerekir mi?

TARİHÇİLER

Devlet eksenli tarih yazıcılığının bizde iki türünden bahsetmek mümkündür. Birincisi, ‘vak’anüvis’ geleneğidir ki bu tarz tarihçilik ‘devletin’ sözcülüğünü vakaları anlatarak dolaylı olarak yapan bir anlayıştadır. İkincisi ise, devletin benimsediği dünya görüşüne göre olayları yorumlayarak, devlete egemen olan kadronun anlayışına göre savunduğu siyasal eylem planıyla yaşanılan olayları olduğu kadar da geçmişi yorumlayan, hatta yapay bir geçmiş/tarih icat etmeye çalışan yaklaşımdır.

Resmi tarihe karşı eleştirilerin iki noktada ortaya çıktığı görülmektedir. İlki, biraz da tepkisel, karşıt bir anlayışla yazılan popüler/sivil tarih yazımıdır; diğeri ise akademik eleştirel tarihçilerin eserleridir. ‘Lozan Zafer Mi, Hezimet Mi?’ sorusunu ilk defa ortaya koyan Kadir Mısıroğlu’nun çalışmaları ilk bağlamdadır. Birçok düşüncelerine katılmasak da bir sivil/popüler tarihçi olarak eleştirel tarihçiliğini yok saymanın anlamsız olduğunu söyleyebiliriz. Allah rahmet eylesin...

Golle Birlikte Gelen İlginç Dans Gösterisi

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Eve gizlice girdi, görünümüyle herkesi şaşırttı

Trakya'daki yaban hayatı görüntülendi