• $ 7,8981
  • € 9,3062
  • 482.969
  • 1208.08
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Pardon

Yalanı sistematik hale getirmenin kime ne faydası olabilir?

Neticede mumu yatsıya kadar yanan adama üniforma giydirmek gibi bir şeydir bu.

Bundan medet ummanın mantıklı bir tarafı var mıdır?

Vardır elbette.

Gerçek ile yalan yer değiştirsin istiyorsanız tek bir yalan ile yetinemezsiniz.

Dört başı mamur olması gerekmez ama sistematik olarak sağdan soldan tahkim edilen bir yalanlar silsilesine ihtiyacınız vardır.

Bir noktadan sonra gerçek hayat bir tarafta akıp giderken diğer tarafta Baudrillard’ın simulakrlarından oluşan bir tasavvurlar dünyası meydana getirmiş olursunuz.

Ve bu dünyanın sürekli tahkim edilmesi için derenin akması, o muhayyel gölün beslenmesi zaruri hale gelir.

Yoksa susuz kalan kurbağanın gözü patlar.

Sürekli üretilen yalanlar ile ürettiğiniz dünyanın boş kalan noktalarını doldurmalısınız. Bir nevi puzzle.

Bu taktiğe aşinayız.

FETÖ’nün oldukça benimsediği bir taktiktir.

Memleketin gündemine paralel sanal gündemler yaratmak konusunda oldukça mahirdi FETÖ.

Örneğin; nereden çıktığını anlamadığınız bir Mut’a konferansı tertip ederler, ülkenin İrancılaştığı şayiasını yayarlar, AK Partili siyasilerin seks yapmak için İran’a gittiklerini dillendirirlerdi.

Bunlardan başka kimsenin duymadığı, bilmediği; kendilerine kulak asanlarınsa, memleketin en mühim meselesi zannettiği onlarca gündem peşi sıra oluşturulurdu.

Memleketin bambaşka bir gündemi varken “sen onu bunu bırak, İran’a giden AKP’li siyasetçiler hakkında ne diyorsun?” sualiyle karşılaşırdınız.

Senden başka ravisi olmayan bu hadisenin hakikat olup olmadığını bilmiyorum ki.

“Bilmezsin tabi, yandaş basın bunları gizliyor!”

Bir yandan yapay gündemler üretirken, yani seri yalanlar uydururken, diğer yandan hakikati dile getirdiğini iddia ederek ahlaki üstünlüğü de elde etmek…

İnanın aklı başında olan herkesi delirtir.

Bir yandan yapmadığınız bir şeyi yaptığınızı iddia edecek, akabinde bunu gizlediğinizi ve ahlaksızlık yaptığınızı söyleyecek…

Üstelik bunu dillendiren inandırılmış militanları açısından bu üretilmiş yalan mahz-ı hakikat olacak ve bir adım sonra, bu yalana inanmış safdillerin hakikati haline gelecek.

Sizin ise kendinizi temize çıkarma yolunda hiçbir enstrümanınız olmayacak.

Selçuk Bayraktar’ın öfkeden sesini titreten şey işte tam olarak budur.

Aslı astarı Veli Ağbaba dışında kimse tarafından bilinmeyen bir iddiaya muhatap.

Üstelik kendisini uğruna adadığı tüm değerlerin rağmına bir iddia.

“Ben devrimci sosyalistim” diyen adama emperyalist uşağı demek gibi bir şey yani.

Kendisini teknolojik terakkisine adadığı ve bunun uğruna vaktini ve nakdini sarf eden bir adama “sen bundan kazanç elde ediyorsun” diyor adam.

Üstelik pespayece bir ahlaki üstünlük ortaya koymaya çalışıyor.

Yetim hakkı falan savunuyor kim sorsa.

Bayraktar gibi umum memleketin övgüsüne ve duasına mazhar olmuş bir adam için bundan daha ağır bir itham olamazdı.

“İspat et” denildiğinde far tutulmuş tavşan gibi kalıyor olmaları ise asıl daha ağır olanı.

Arkasını besleyecek kadar destekleyemeyeceksen…

Bayraktar’ı sokağa çıkamaz hale getirecek kadar mahcup hale düşüremeyeceksen…

İnsanları, zihinlerinde “acaba?” bırakmadan ikna edemeyeceksen bu laflar edilir mi be adam?

“Burası senin geldiğin dağ başı mı? İnsanların onur, haysiyet, namus, şeref gibi kaygıları vardır burada” demezler mi adama?

Derler.

Bu kadar aşağılanmayı göze alan bir siyasinin ancak sistematik yalanın bir parçası olarak faaliyet yürütüyor olması bana mantıklı geliyor.

Yaratılan paralel yalanlar dünyasının bir parçası.

Gerçek gündeme paralel, senaryosunu kendilerinin yazdığı, başrollerinde kendilerinin yer aldığı bir piyesler bütününün yalnızca bir sahnesi bu.

“FETÖ’den kurtulduk, her şey çok güzel olacak” derken dünyamızı karartan metotlarını haleflerine bırakarak gittiklerini görmek çok üzücü geliyor olabilir.

Ancak ne yazık ki böyle.

Yalan ile sanal bir dünya kurmak, akabinde bu yalan üzerinden ahlaki üstünlüğü ele geçirmek.

“Rezilsiniz, kudurun” gibi en sakil sloganları vitrinin en önündekilere söyletmekten de geri durmuyor bunu yaparken.

Maksat hasıl olsun; ahlaken sen üstün ol, seninki rezil olsun.

Hani o bir rezalet sonrası özür dilerken bile üstünlük taslayan egosu var ya bu milletin bir kısmının.

“Özür dilemek erdemdir, ben de senden özür diliyorum” diyen.

Özür diler gibi yaparken bile bir ahlaki üstünlük şovu yapan, erdemli adam pozları kesen…

Oysa mahcup olunmamış, nedamet yüklü şekilde dile getirilmemiş özür, özür değildir.

Heh işte, bu tam olarak o damara hitap etmeyi de ihmal etmiyor...

Tivit atıyor.

Saat 23:00.

“Ahmet 300 bin lira maaş alıyor.”

23:01, hemen altına bir tivit atıyor:

“Sehven 300 bin lira olarak yazmışım. Aslında 3 bin lira olacakmış. Yanlış yazmışım, takipçilerimden özür dilerim…”

Otuz saniye içinde hatasını fark eden her normal adamın o tiviti silip, “az evvel hata ile 300 yazdım. Sayın Ahmet’ten özür dilerim” demesi beklenir.

Ahmet’ten de dilemiyor. Takipçilerine bir pardon diyor. Hani yolda bir adamla çarpışırsın. Kabahatlisi olmayan bir şeydir bu çarpışma. Pardon der geçersin. Adamın yüzüne bile bakmamışsındır oysa. O pardon kabilinden bir pardon. Görev savmak kabilinden.

O “pardon” karşıdakine karşı bir nedamet beyan etmez. Seni görgülü gösteren formel bir iş savmadır.

Aynı bu tivitlerde olduğu gibi.

Formel bir tashih yapıyor. Tashih ederken de sütlacın üzerindeki istenmeyen tarçını kaşığın tersiyle alır gibi tashih etmeye özen gösteriyor.

Bir parça tarçının kalmasına ve sütlacın kaymağının katiyen bozulmamasına özen gösteriyor. Yalan değil mi kardeşim? Yık geç!

Bir yandan Ahmet’i haksız fahiş kazanç elde eden adam derekesine indiriyorsun. Piyangodan para kazanmış adam gibi. Eleşkirt’teki akrabalarından telefon geliyor Ahmet’in, “bizim oğlanın okul masrafları…” diye.

Diğer yandan sen o silmediğin yalanını yarım ağız tashih etmiş erdemli bir adam oluyorsun.

Üstelik Ağbaba gibi rezil de olmuyorsun, aksine yüceltiliyorsun. Hasılı daha profesyonelce yapıyorsun ne yapıyorsan.

Dolayısıyla operasyon iki kanaldan yürüyor.

Bir yanda size gerçeğe paralel bir dünya yaratan yalanlar yer alıyor. Bunlar gerekli, zira yalan gerçekten daha rahat manipüle edilir bir şeydir. Diğer yanda ise bu yalanların bir kısmını göstermelik tashih ederek gerçek dünyada ahlaki üstünlük sağlama çabaları.

“Rezilsiniz, kudurun” da deyince piyes tamam oluyor.

Hayırlı işler…

Taceddin Kutay Diğer Yazıları

Prefabrik

08.05.2020

Kaos

04.05.2020

Kamusal acaiplik

30.04.2020

Kadastrocu

27.04.2020

Avcılar'daki baltalı kavgaya ilişkin 3 kişi tutuklandı

Avcılar'daki baltalı kavgaya ilişkin 3 kişi tutuklandı

Fethiye'de yağış sonrası denizin rengi değişti

Fethiye'de yağış sonrası denizin rengi değişti

MasterChef'te Barbaros yemeğini sunamayınca Mehmet şef çıld

MasterChef'te Barbaros yemeğini sunamayınca Mehmet şef çıldırdı

Oyuncu Selim Erdoğan cezaevinden çıktı! Yaşadığ�

Oyuncu Selim Erdoğan cezaevinden çıktı! Yaşadığı zor günleri anlattı