• $8,322
  • €9,8994
  • 484.07
  • 1403.24
30 Nisan 2020 Perşembe

Kamusal acaiplik

Taceddin Kutay
Taceddin Kutay
YAZARIN SAYFASI

Ramazan ayı gelince şeytanlar bağlanır diye öğrendik.

Cinni şeytanlar.

İnsi şeytanların ipi çözülüyor; her zamankinden daha sert, daha agresif saldırmaya başlıyorlar Mâh-ı mübarekte.

Ve her sene, takdiri hak eden bir gayret ve yaratıcılık ile din-iman, Nebi-Kur’an demeden saldırıyorlar.

Aklımıza gelmezdi, bir din adamını eşcinselliği telin eden rivayetleri zikrettiği için mahkemeye verecekleri.

Ramazan ertelensin diyecekleri de aklımıza gelmezdi.

Yaptılar.

Bir sonraki Ramazan, kıblemizi Sinop Boyabat’a çevirmeyi teklif etseler bile bu seviyenin üstüne çıkmayı başaramazlar.

Bu tutumu biraz tartışmalı, neden ve hangi saiklerle Ramazan ayında nezaketen susmak yerine, gemi azıya aldıklarını konuşmalıyız.

“Asimetrik laiklik” başlıklı yazımda “bu adamlar derunumuzu tanzim etmek istiyor” demiştim.

Musırrım, fikrim değişmiş değil.

Dertleri tasaları bizi kendilerinden kılmak, en azından şu halimizdense kendilerine daha yakın bir hal içinde olmamızın kavgasını vermek.

Ancak, bu kavganın Ramazan’da yükseliyor olması, derunumuzu tanzim dürtüsünden başka bir motivasyona sahip.

Asırlık kavgamız, kamusal alan kavgası, içlerinde körüklenen bir kor gibi alev alıyor bu ayda.

Minareleri mahyaların süslediği, televizyon ekranlarında ezanların okunduğu, bir ikindi sonrası benzi solmuş sâimlerin iftara yetişme telaşıyla çabuk çabuk alışveriş yaptıkları bir yere dönüşen yurdumuz, kültürel iktidar tartışmalarının hepsini boşa çıkaran bir hükmü ortaya koyuyor Ramazan gelince.

Bu hüküm, dilediği kadar dönüştürdüğüne kail olsun, hiçbir şeyi kökünden değiştiremediği acı gerçeğini bu adamın yüzüne vurur her on bir ay nihayetinde.

Öyle altyapı-üstyapı, sınıf çatışması, emek-sermaye çelişkisi ile falan açıklayamadığın bir şey bu.

Yahya Kemal merhumun “Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz. Manevi çerçeve beş yüz senedir hep berrak” dediği şey işte.

Dilediğin kadar çitile, o derece sinmiştir ki bu koku memleketimize, her görmek istemediği sahne ile yüzüne vurur bu gerçeği.

Yeis kaplar, kahrolur seninki.

Yani başka ne olacaktı?

Düşünsenize bir kere…

Ezansız semtlerden birinde, küçük bir Avrupa muhitinde yaşadığını düşünürken bu adam, birdenbire karşı kaldırımda yürüyen, kolu-paçası sıvanmış, elde poşet poşet et taşıyan adamlar beliriveriyor bir kurban bayramı günü.

Dahası, çaktırmasa da bunun da genzine ta çocukluktan kalma bir kavurma rayihası çörekleniveriyor.

Tükürük bezleri faaliyete geçiyor, kapalı dudaklar titriyor, ağız yeraltı mağarası gibi ıslak…

İçten içe kendine de itiraf edemediği “olsa da yesek”ler ile boğuşmakta.

Ne muhteşem gerilim.

Fransız usulü dana tartar yerini tutmuyor kavurmanın seninki ne yaparsa yapsın.

Hülasa, “kamusal alan dediğiniz yer bu adamların bazısının derununu tanzim ediyor” demeyelim de hadi, ancak büyük fırtınalara maruz bırakıyor.

Elbette hepsinin değil.

İçlerinde atadan dededen de olsa Nur-u Muhammedi ile hiç müşerref olmamış olanlar var.

Onlar zaten o kadar agresifleşmiyor.

Beni yakan genelde benden oluyor.

Ezcümle, bütün gâvurca tasallutların en saçma sapanlarının Ramazan’da, kurbanda, kandilde, bayramda ortaya çıkıyor oluşunun asıl sebebi, kamusal alanda kendisini baskın şekilde ortaya koyan kamusal dindarlıktan yana sahip olunan korku.

Meydanlık yeri sana bırakmama telaşı ile kah öfke nöbetlerine girenlere, kah saçma sapan fetvalar verenlere rastlıyoruz.

Ve fakat illa ki Müslümanların sevâd-ı âzâmına bir itiraz, bir karşı çıkış, bir aşağılama bunun bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

Ve diğer hakimiyet iddiası ile ortaya çıktığı vesileler olan milli günlerimizde de benzer bir kaygı ile karşılaşıyoruz.

Sanki açılan bizim meclisimiz değilmiş gibi, yalnız kendisine mahsus bir gün olarak kabul ettikleri 23 Nisan’da ortaya koydukları ayrışmaya dikkat buyurun.

Bayrak yetmiyor; Atatürklü bayrak, İstiklal Marşımız yetmiyor, İzmir’in dağlarında çiçekler açar.

Hazır yeri gelmişken bir ayrışma ile ve doğal olarak kendisine ait saydığı bir günün psikolojik üstünlüğü ile kamusal alanda sana-bana karşı hakimiyet pozları sergiliyor.

Benim bayrağımı bana karşı sallıyor.

Manevi mevsimlerde defans yapmak için ortaya koyduğu şirretliği, milli günlerde atak yapmak için ortaya koyuyor.

Onlara laf yetiştirme telaşından âzade, ne olduğunu anlayamayan, anlamlandıramayan dostlara yardımcı olmak kaygısı ile konuya giriş yapmış olayım.

Genel Yayın Yönetmenim Serkan Fıçıcı’nın kızmayacağını bilsem, biraz daha ağır cümlelerle tartışmak istediğim bir mevzuya kapıyı aralamış olayım yani.

Kamusal alan savaşının dinamiklerine yarın değineyim.

Bu da benim arkası yarınım olsun. 

<p>Mardin'de Emniyet Müdürlüğünün ikna çalışması sonucu terör örgütü PKK'dan kaçarak, güvenlik güçle

Annelerin bir zaferi daha

Kapıkule'de uyuşturucu, külçe altın ve kaçak eşya ele geçirildi

Asi Nehri'nde balık ölümleri görülmesi üzerine inceleme başlatıldı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (03 Ağustos 2021)