• $7,3757
  • €8,9854
  • 443.195
  • 1551.57
18 Aralık 2020 Cuma

FAHRETTİN ALTUN, KEDİLER VE SOL

Taceddin Kutay
Taceddin Kutay
YAZARIN SAYFASI

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, içinde bulunduğu akıllara ziyan yoğunluktan fırsat bulup da bir vakit evine gitmeye fırsat bulunca, ev ahalisi arasında halden en anlamaz olan kediler ile kısa süreli bir gerilim yaşamış. Eşi Fatmanur Hanım bu anları kameraya kaydetmiş ve “Geç gelen tribi yer” notuyla sosyal medyada paylaşmış.

Muhtemelen, Kaftancıoğlu’nun görevlendirdiği bir CHP üyesi bu esnada Altun hanesi civarında elinde kamera ile dolanmaktaydı. Kim bilir? Olmaz diyemiyoruz; olmuşu var.

Selametlik kedi -ki muhtemelen ev kedisi olmadan önce bir sokak kedisiydi- Altun’a sitemkar sesler çıkartırken, Altun hafif mahcup bir teselli edicilikle mukabelede bulunuyor görüntülerde.

Fransız düşünür ve eleştirmen Hippolyte Taine’in “Filozofları ve kedileri inceledim. Gördüm ki, kediler daha büyük bir hikmete sahipler” dediği rivayet edilir.

Bu sözü ispat eden muhaverelere sahne oldu akabinde sosyal medya.

Türk Solunun çeşitli fraksiyonlarına mensup iflah olmaz devrimciler birbirleri ile yüzleşmeye vesile kıldılar Altun’un bu görüntülerini. Odatv haber yaptı. Biz de onlardan öğrendik.

Elbette akla ziyan bir şey. Hangi durumda kimden ne isteyeceğini bilen ve ona göre davranan, umuru olmadığında ise sırra kadem basan kedi; kedi seven Altun videosundan Stalin’in aslında ne iyi adam olduğu kavgasına varacak kadar şirazeyi kademhanede unutmuş nakıs entelektüellerimizden daha arif bir canlıdır. Hiç şüphesiz.

Taine’i tebrik ederiz, dinince dinlensin.

Oysa azıcık ama azıcık izanı olan bir kimse bu görüntülere bakarken durur ve düşünürdü.

Önü arkası gelmeyen taciz skandallarını gölgeleyebilmek için kendilerince onuru ile oynamaya çalıştıkları, hane-i ismetine ilçe başkanını gözetleyici olarak gönderecek kadar gözlerinin döndüğü adam, aslında kedilerin de kendisinden ilgi beklediği bir aile babasıdır.

İzzeti, onuru, haysiyeti; en az izzetiyle, onuruyla, haysiyetiyle izzetsizce, onursuzca, haysiyetsizce oynamaya çalışanların izzeti, onuru, haysiyeti kadar dokunulmazdır.

Bir takati, istiabının bir haddi vardır.

Bir bel üstü vardır. Bel altına vurmaya ne hacet?

Ernest Hemingway “Kediler, biz insanların asla başaramayacağı bir şeyi zahmetsizce başarabilen canlılardır. Bir hayat yolculuğunu hiçbir gürültü koparmadan tamamlayabilirler” demişti.

Kopardığı hiçbir gürültünün hakikatte anlamı olmadığının farkına varamayacak kadar hakikatle kavgalı adamlara bir kediye imrenmelerini öneririm.

Zira bir kedi, kendisini ve çevresini anlamlandıran bir sembol hayvanıdır.

Kedim Mahmur Pil’den biliyorum.

Minik bir Beykoz sokak kedisi olarak “bundan sonra evinizde yaşamaya karar verdim” demiş, açık sokak kapısından eve girdiği gibi salondaki seccadenin üzerine kıvrılıp uykuya dalmıştı. O güne kadar hiç görmediğimiz bu yavruyu atamamıştık evden. Oysa evde kedi beslemek gibi bir amacımız yoktu. Zaten yirmi küsur sokak kedisini mutad olarak besliyorduk.

Ondan sonra her sepetlemeye kalktığımızda yüzümüze mahzun mahzun “saçmalamayın, biz bir aileyiz” der gibi bakmıştı.

Kirletmediği köşe, devirmediği vazo, tırtıklamadığı koltuk kalmadı, ancak biz Mahmur Pil’i kapının önüne koymayı aklımızın ucundan bile geçirmedik. Zira Mahmur Pil, bizleri ikna etmişti ki biz bir aileydik ve o da o ailenin bir ferdiydi. Anlamsız kavgalar vermedi bize karşı, aksine bir kedi olarak hedefi ne olabilirse onun peşinden koştu.

Kediye yaraşır bir onurla elbette. Onurla, zira şair Theophile Gautier’in dediği gibi “bir kedi sizin dostunuz olabilir, ancak asla malınız yahut köleniz olmaz!” Üzerseniz, kırarsanız hiç işi olmaz sizinle, döner ve gider.

Kendileri, aynı milletin efradı olduğumuza ikna olamamış kimselerden sudur eden bunca kavga ve gürültü arasında, bir Fahrettin Altun videosu beni kendime getirdi.

Aynı Özdemir Asaf’ın Diyalog şiirinde veciz ifade ettiği gibi “O gün, o evdeki o kedi / Beni bana götürdü getirdi.”

Mahmur’un bir aile olduğumuza ikna oluşu ve beni ikna edişi geldi aklıma.

Aynı insanlık paydasında olduğumuza ikna olmayan, aynı milletin efradı olduğumuza inanmayan adamlardan sürekli bir ahlaki standart bekleyişimizin anlamsızlığına üzüldüm.

Altun’un kedisiyle muhaveresine bakınca anladım aslında hangi hissiyatta olduğunu.

İnsan suretindekilerden gelen ölçüsüz kötülüğe karşı istiab haddine ulaşmış, yakın çevresine feveran etmiş bir adam, bir aile babası, kediye bakarken şunları söylemiş olmalı dedim kendi kendime:

“Sen ki kedisin, bana göstereceğin en büyük anlayış, mamanı üç beş dakika geciktirmeme sabretmek olacaktır. İnsanların ise mahremiyetime, aileme, çoluk çocuğuma hürmetkâr olmalarını beklerdim. Yapmadılar. Haydi, sen mamanı ye, ben çayımı içeyim. Feneri söndürelim sonra ve bakalım acaba insanlar yarın da bu kadar kötü olacaklar mı?”

Aynı Schubert’in Ave Mariasında Hz. Meryem’in feryat ettiği gibi… 

<p>Iraklı yetkililer intihar saldırılarının art arda gerçekleştiğini ve saldırganların Tayaran Meyda

'Bağdat'taki saldırıda DEAŞ ihtimali güçlü'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İzmir'de depremin ardından acil yıkılan 71 binada inşaat çalışmaları başladı

Rusya'dan görenlerin aklını başından alan kareler