• $7,33
  • €8,8094
  • 404.679
  • 1523.63
03 Ocak 2012 Salı

Sen de 'çağır' vatandaş!

Dikkatinizi çekiyordur muhakkak. Hayallerine kavuşmayı hakların en doğalı sayan, bu uğurda yol yordam edinmekte de son derece cevval olan şimdiki zaman insanının favori fiili, 'çağırmak'. 'Diliyorum', 'umuyorum', 'temenni ediyorum', 'dua ediyorum'la biten mütevazı cümleler OUT, 'çağırıyorum' cümleleri IN artık. Ev, araba, aşk, para, şöhret, başarı, kariyer, evlilik, çocuk, dünya seyahati, büyük ikramiye, yüzüklerin efendiliği... Sorun değil. Dilini korkak alıştırmayacak, alayını çağıracaksın. Ve mümkün mertebe yüksek sesle yapacaksın. İlan edeceksin. Ki alem sana, 'çağırdığın' tüm o şeylere en layık kişiymişsin gibi davranmaya başlasın. Duruma şimdiden alışsın. İnşallahlı - maşallahlı moral motivasyon desteği de tavan yapsın.

SİZ HALA ÇAĞIRMADINIZ MI?

Doğal ve bir o kadar ironiktir ki; isterken de tıpkı alışverişte olduğu gibi 'arsız' insanoğlu. Kasada en çok ödeyenler, nasıl ki dolapları en tıka basa dolu olanlarsa... Çağırmakta sınır tanımayanlar da yine, en çok şeye 'sahip' olanlar! Potansiyelinin farkında olup, hak ettiği gibi yaşamaya açıkça talip olan, emeğinin karşılığını yüksek sesle arayan çok az sayıda 'iyi' insan olması, kozmik bir şaka gibi değil mi? Bu çelişkili tablo; bütün şahane kadınların bir 'hıyarın', bütün şahane adamların da bir 'kaltağın' elinde oyuncak olmasına benzer. Asıl hak edenler (hemen her konuda olduğu gibi) bu alanda da 'havasını' alır. Veya hadi samimi olalım, 'avucunu yalar'. Çünkü dünya daima, 'Ağlamayan çocuğa meme yok' kanunuyla yönetilir. Ve aksi gibi, en az 'ağlayanlar' daima en 'ihtiyaç sahibi' olanlardır.
Not: İstisnalar kaideyi bozmaz, sayın gönülden 'çağıran' ve kavuşan. Sözüm; işi şova döndürüp, daha kazanmadığı ekmeği yemek için de pişkince yarışanlara. Öyle iflah olmaz durumdur ki fakat üstüne alınanlar bire on bahse girerim ki, onlar olmayacaktır!

Ev taşıyanlara kritik tavsiye
Ev taşıma dalında rekora koşan biri olarak, faydası olacağına dank ettiğim bir noktaya temas etmek isterim. Bilenler bilir, deneyimli yönetmenler çekimlere asla senaryonun başından başlamazlar. İlk sahnenin (ya da bölümün) çekimlerini kasten sonlara, ortalara bırakırlar. Ki oyuncular rollerine ısınsın, hikayeye can gelsin. İşte o ileri aşamada çekilen bir açılış sahnesi, seyirciden 'tam puan' almaya kesinlikle daha yatkındır. Acemiliklerin sergilendiği performanslar da araya dereye kaynayacağından, 'bu bölüm pek öyle şey değildi sanki' havasında geçip gidiverir. Ve eser, balık misali baştan 'kokmamış', sağ salim kurtulmuş olur.

ARKA ODALARDAN BAŞLAYIN

Demem o ki; evlerimiz de bizim 'hikayelerimiz' olduğuna göre, şu yerleştirme işine arka odalardan başlamak kesinlikle faydalı olacaktır. Ben sabırsızlık edip, hemen her fani gibi salondan başladım (gene!) ve bizim film sarktıkça sarktı. Salona giren şahane fragman izliyor fakat arka odalara ilerledikçe bizim film yatıyor maalesef. Üstelik gözden uzak olan arka odalar gönülden de ırak oluyor. Ve yorulan insan, yığınlar arasında cambazlık yapmaya alışmaya meylediyor. Ben ettim siz etmeyin, sayın evini ha taşıdı ha taşıyacak olan.

Home Tweet Home: Ve radyoda sevdiğin bir şarkı başlar... Şarkılar ve kokular... Hayatımızın hafıza kartlarıdır onlar... (twitter.com/sevimgozay)

<p>Türkiye, adı sonradan 'post-modern darbe' olarak konulan müdahaleyle 24 yıl önce tanıştı. Peki, b

28 Şubat bitti mi? 28 Şubat'ın dinamikleri neler?

İstanbul'da yüzde 50 kapasiteyle kafe ve restoranlar ilk müşterilerini aldı

Yeni normalleşme süreciyle okullarda yüz yüze eğitim başlandı! İşte ilk kareler

Madde madde kademeli normalleşme dönemi! İşte merak edilen soruların cevabı