• $7,3683
  • €8,9834
  • 442.702
  • 1551.57
18 Ocak 2011 Salı

Müebbet evlilik

Son zamanlarda sık rastladığım konulardan biri, sevgiyi-saygıyı yitireli yıllar olduğu halde evliliğe mahkummuş gibi yaşayan insanlar. Özellikle de erkekler. Bahane çoğunlukla çocuklar. İkinci yaygın bahane ise, karısının ısrarla 'iyi' davranmaya devam etmesi. Otuz - kırk yaşlarında insanlar bunlar. Gözlerindeki fer sönmüş. Omuzlar yerlere düşmüş. İş, iş, işten başka şey yok hayatlarında. Her akşam ayakları geri geri giderek giriyorlar eve. Mümkün olduğunca geç tabii...

İkinci grup ise hepten dağılmış. Eviyle (eşiyle) özel hayatını tamamen ayırmış. Sevgiliden sevgiliye koşuyor. Daldan dala, kelebek gibi uçup arı gibi... Anladınız siz onu. Evdeki kadını zerre kadar umursamıyor, sevgili yanındayken telefonlarını kapatıp kurtuluyorlar. Flörtler, planlar, tatiller, basbayağı bekar hayatı yaşıyorlar. Tamamen yalan üzerine kurulu bir hayat. Yiyebilecekleri tek büyük darbe ise aşk! Aşık olunca kamyon çarpmışa dönüyorlar. Ve kış uykusundaki vicdanları uyanıyor, ellerinde olmadan...  Bin bir yalanla elde tuttukları nazlı sevgiliye her şeyi itiraf ediyorlar o noktada: 'Evliyim, bir değil iki çocuğum var! N'olur beni bırakma, sensiz yapamam' gibi... 'Düşmana vermesin' denilecek bir kabus resmen. Sonrası gözyaşı ve dram tabii. Karşısında kişilikli bir kadın varsa bu yalanları asla affetmiyor ve terk ediyor. Adam ne yapsa beğenilir? Kuyruğu kıstırıp evine dönüyor. Genel eğilim bu.

Çok yazık değil mi? Boşanmak güzel şey değil tamam ama böyle evlilik güzel mi yani? Cezadan başka ne ki bu? İnsanların kendi kendilerine kestikleri müebbet bir ceza. Böyle evlerde büyüyen çocukların bu numarayı yediğini de hiç sanmıyorum açıkçası. Sevgisizlik öyle ağır bir hastalık ki, kokusunu bile alır insan. Çocuk dediğimiz kişilerin algıları ise hepimizden yüksek. Kendini kandıran büyüklerin dünyasında ezilen de onlar oluyor maalesef. 

Evdeki eşin ısrarla 'iyi' davranması ise bu türlü evliliklerin en acı bahanesi. 'Hiçbir iyilik cezasız kalmaz' denmiyor boş yere. Buradaki hesap da o. Hayatı bu çıkmazlara sapan herkesin işi çok zor velhasıl. Dilerim gereken cesareti ve gücü bulurlar da hayatı istedikleri yola sokmayı başarırlar. Bu türlüsü herkes için çok ağır değil mi?


Babasının oğlu
İç karartan konuları bırakalım yeter bu kadar. BKM'nin küçük olduğu kadar da samimi 'Mutfak' sahnesinde Alper Kul'un tek kişilik oyunu 'Babamın oğlu'nu izledim cumartesi. Karadenizli bir babanın, oyuncu olma yolundaki oğluna, hayat ve kadınlar hakkında verdiği 'yaratıcı' dersler... Oyun, özetle bu. Dahası ise; hikayedeki baba kendi babası, oğul da bizzat kendisi Alper'in. Kendi hikayesini anlatıyor ve şarkılı, resimli, danslı, bol kahkahalı nefis bir performans sergiliyor. İnternet'te tıklanma rekorları kıran 'Sempatiğimsin' şarkısıyla giriş tam isabet ve seyirciyi anında avucuna alıyor. İyi bir ritimle kurgulanmış espriler birbiriyle yarışıyor ama benim favorim; Mahsun Kırmızıgül bölümü. Gidip görün, hak vereceksiniz.

Oyun boyunca fonda yürüyerek ülkenin siyasi ve sosyolojik değişimine ışık tutan grafikler ise Alper'in kız arkadaşı, fotoğrafçı Lara Sayılgan'ın elinden çıkmış. Oyuna filmatik bir ruh aşıladığı gibi, afiş fotoğrafını da çekmiş Lara. İş alanında da kol kola yürüyebilen bir çift olmalarına bayıldım. Oyunun sonunda, Alper Kul'un babası Fikret Kul'un da alkışlayanlar arasında olması ise sürpriz bir güzellikti. Oğluyla duyduğu gurur da, oyunun kahramanı olmaktan aldığı keyif de gözlerinden okunuyordu Fikret Bey'in. Tüm bu özellikleriyle, beklentiyi fazlasıyla karşılıyor ve istediğiniz bir Cumartesi'yi eğlenceye çevirebiliyor bu oyun. Daha ne olsun.

<p>Başkan Erdoğan: Türkçe'de kelime katliamı oldu </p><p>KÜLTÜR VE TURİZM ÖZEL ÖDÜLLERİ </

21 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü

Yılanların yuttukları dev canlılar