• $7,4182
  • €8,9839
  • 437.588
  • 1467
13 Ekim 2011 Perşembe

'Grafomani' çağı

Welebrity olgusuna değinmiştim son yazımda. W'sini web'den alan bu online celebrity'ler yeni nesil seçkinler. Sosyal medyada fikir ve deneyimlerini paylaşarak dikkatleri çeken ve yüksek sayıda takipçiye ulaşan bu kişilerin geleneksel celebrity'den farklı olarak gerçekte ne iş yaptıklarını, hatta bir işleri olup olmadığını da bilmiyoruz. Çoğu gerçek isimleriyle dahi anılmıyor. Dikkat çekmeye aday takma isimlerle yaşıyorlar dijital ekranda - ve devamında transfer oldukları gerçek ortamlarda. Kötü haber şu ki; önümüz, arkamız, sağımız, solumuz welebrity mertebesine erişmek üzere çabalayanlarla dolu artık. Bu kişilerin ortak özelliği, içlerindeki delice yazma ve paylaşma arzusu. Acemi gözler gördükleri manzarayı baştan ayağa entelektüel bir topluma yorsa da, Milan Kundera'ya göre salgın bir 'hastalık' bu.

GRAFOMANİ: YAZMA HASTALIĞI
Tam olarak Ajda'nın şarkısındaki gibi olmasa da düşüncelerini yazmak ve paylaşmak odaklı yaşıyor grafomanlar. İç sesleri aynı komutu tekrarlıyor sürekli onlara: 'Sen de yaz, yaz, yaz!' Aforizmatik cümleler bulmaya çalışmak, bir topluluğa seslenir tonda ifadeler seçmeye çabalamak ve bir an önce de 'çok satanlar' rafında kendi kitaplarını görmek arzusundalar. Ancak Kundera'ya göre; böyle hevesleri olmayan ortalama birisinin yarısı kadar bile okumuyor bu kişiler. Asıl olarak yazma ve yazdıklarını yayma kısmıyla ilgililer. Amaçları; kendileri ya da yakınları için yazmak değil, bilinmeyen bir okuyucu kitlesine ulaşmak.

SEN DE YAZ, YAZ, YAZ
'Yeni köşe yazım' ibaresiyle sayısız mail alıyorum ben örneğin. Bütün yazar ve gazeteciler alıyor emin olun. Hikaye, senaryo, kitap taslağı versiyonları da var kuşkusuz bunun. Yayınevlerine, yapımcılara ulaşmak, köşe yazarı olmak hakkında gelen yardım talepleri de cabası. Türkiye'de köşe yazarlarının neden bu derece popüler olduğunu da açıklıyor aynı zamanda bu yaygın yazma hastalığı.

GRAFOMANİ SALGINI VE TOPLUM
Bir toplumda şu üç koşul oluştuğunda grafomaninin baş gösterdiğini söylüyor Kundera:

1- Genel refah düzeyinin yükselerek, insanların yararsız işlere kendilerini verebilme olanağının doğması.
2- Toplumsal yaşamın yüksek oranda atomizasyonu dolayısıyla, kişilerin genel olarak birbirlerinden yalıtılması -yani boşanma, çekirdek ailenin çöküşü, sevgili bulma sıkıntısı gibi sorunların neden olduğu bireysel soyutlanma-. 
3- Ulusun yaşamında dramatik, büyük toplumsal değişikliklerin olmaması (savaş veya devrim gibi) - 'Hiçbir önemli değişikliğin olmadığı' Fransa'daki yazarların yüzdesinin İsrail'dekilerin 21 katı olduğunu söylüyor Kundera).
Not: Alain de Botton'un Tempo'da yayımlanan 'Deli gibi yazmak istiyorum' başlıklı makalesini de okumanızı tavsiye ederim.

Cımbız
İKİYÜZLÜLÜK:
Eşcinsellerin her alanda kendilerini göstermeleri gerekiyor. Toplumun çok dikkatle izlediği, örnekse sanat ve siyaset dünyasından böyle açıklamaların gelmesi ayrıca önemli. Eğer kendilerini kabul edip medeni cesaret göstererek açıklarlarsa, toplum içindeki eşcinselliğe bakış açısı olumlu yönde değişecektir. Sanatçıların belki bu anlamda ön ayak olmaları ilk adım olabilir. 'Annem benim için evlenilecek kız arıyor' diyen eşcinsel sanatçıların artık buna bir son vermesi gerek. Bu son derece ikiyüzlü bir yaklaşım. (Berlin Eyalet Meclisi'ne giren ilk Türkiye kökenli eşcinsel milletvekili Murat Taş'ın Zuhal Tolunay'a verdiği röportajdan)

Home Tweet Home:
Proje ve konsept laflarını 10 günlüğüne yasaklasalar binlerce yalancı pehlivan kündeye geliverir. (leventresul)

<h3>Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu, CHP'nin 'Militan' provokasyonunu AKŞAM TV

CHP neden 'Militan' provokasyonu yapıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Başkan Erdoğan, AK Parti'nin Erzurum Olağan Kongresi'ne canlı bağlantı ile katıldı

Ankara'da80 yaş ve üzerindeki vatandaşlara aşı uygulanmaya başlandı