• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
20 Mayıs 2013 Pazartesi

Bir Türk tezinin çöküşü

D-Marin Göcek’teki Yaza Merhaba partili Smoma konseri için Dalaman’a giderken Alman bebenin biri esir aldı bizim uçağı! Yol boyu Almanca agulu bir yaygara tutturan keratanın, altındaki bez kadar büyük bir tezi yerle bir edişini seyretmek düştü bize de (ya sabır çekerek). Hani yabancı uyruklu çocuklar Türk çocukları gibi yaygaracı değildi? Hani sahilde, havuzda, restoranda pencereönü çiçeği gibi kendi başına takılıyor, dünyayı kimselere dar etmiyorlardı? Genellemelere hiç güven olmuyor yani sayın efendim! Hele şu Alman bebeden sonra, 0-6 yaş kısmının uyruğuna işaret eden hiçbir teze itimadım kalmadı. Ve bence hava yolları dünyası, yolcuları gelirlerine göre tasnif ederek büyük hata yaptı/yapıyor. Business’tan ziyade “emzikli çocuk”seperatörüne ihtiyaç var havada. Business popoların büyük koltuk ihtiyacını anlıyorum tabii ama bizimki “kafa” be birader. Fabrika ayarlarıma kavuşmak için “parti” boyu o yeşil ötesi çim pisti kaç tur “çıplak ayak” dönmem gerekti ben bilirim! Bu merhabadan kuvvetle en yakın zamanda yine Göcek tabii. Kalbimi hangi koyda bıraktığımı bulmam lazım, bir. D-Marin Resort Hotel’in çilek reçeline doyamadım, iki. Mevzuya giriş aslında bu sadece, marina dünyasıve cennet Göcek sonraki yazıya.

“Süslüman” nesil
Hafta sonunun en sosyolojik, en gür sesli manşeti Nilay Örnek’ten geldi. Zengin, güzel, iyi eğitimli ve trendy “kapalı” kızlar dünyasını deşifre eden çok önemli bir gözlem haberiydi; “Kim bu Süslümanlar?” (19 Mayıs 2013, AKŞAM Pazar) Üniversite gençliğinin yakıştırdığı “Süslüman” deyişinin doğuşuna ve beyaz Türk’ün yeşiline denk düşen bu yeni neslin yaşam alışkanlıklarına, zevklerine yer veriyordu yazı. Medyada daha sık karşımıza çıkacak eminim bundan böyle “Süslümanlar”. Polemik sayfalarına rezervasyon yaptırmayı unutmayınız. İnstagram’la görünür olan özel hayatlardan öğrenilecek çok şey var, yeter ki “gören” olsun. Gözüne, kalemine sağlık Nilay Örnek.

Dan Brown’un İstanbul’u
10 yıl önce tanıdık onu. Dan Brown önde dünyanın okuru arkada, “Da Vinci’nin Şifresi”diye diye fır döndük kutsal kase peşinde. Tıpkı yeni kitabıyla olduğu gibi, herkes bir anda ondan söz etmeye başlamıştı o zaman da… İyi hatırlıyorum çünkü alışık olunmayan türde bir program yapmıştım hakkında (bkz. Cosmopolis blm-1). Sonrasını biliyorsunuz; birkaç yıl içinde roman sinemaya uyarlandı, “kitap mı iyi yoksa film mi?” polemikleri yaşandı ve Dan Brown’u tanımayan kalmadı. Şimdiki heyecan ise daha başka… Büyük bestseller yazarı Mr. Brown’un bu yeni kitabında İstanbul var... Medya coşkulu bir halay tutturdu bu sebepten, ancak kitabın adı biraz netameli sanki İstanbul’un tanıtımı için; CEHENNEM... Yani, Dan Brown dostumuzu okuyup soluğu şehrimizde alacak Batılı turisti full motive etmek için “Wellcome to Dan Brown’s Hell” filan mı yazsak şehrin girişine ne yapsak bu sezon, sayın İBB? Ee… Dünya şehri misin, derdin var! (Bir kitap yazısı değil bu arada bu. Popüler bir kitabın yolaçtığı aylak düşünceler diyebiliriz ille izaha muhtaçsa.)  

Hello Tweetheart: "Kendi chillini kendin out." (@DenizEslek)

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Yeni varyant hızla yayılıyor... Kovid geçirip, tat ve koku kaybı

Beynimizin parmak izi, hastalıkları veya kişileri tanımak için kullanılabilir mi?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!