• $8,4047
  • €10,1808
  • 506.756
  • 1460.86
30 Mayıs 2013 Perşembe

Ağaç da mı CHP uzantısı?

28 Mayıs’tı. İstanbul’un ikon meydanını “yayalaştırmak”, AVM’leştirmek için Taksim’in biricik yeşiline, Gezi Parkı’na kıydı bu devlet. Ağacını korumak için nöbete durdu, kepçeye oturdu, çadır kurdu, kampa girdi bu millet. Ve polis; ağaçtan, yeşilden, vatandan, vatandaştan yana çalışmak için maaş alan polis, ağacına sarılanlara gaz sıktı. Düşmanlığı görev edindi. Niye? Ağaç da mı CHP uzantısı? Ağaçları söküp, son yüzyılı yıkıp, hafıza çekmecelerini baş aşağı edip beton dökmek, üstüne lale dikmek mi ülkeye hizmet? Açtığı hızla solan fani çiçekler uğruna, köklere kepçeyle dalmak mı ülkeye hizmet? Ağaçlarıyla kol kola yayalaşamıyor mu meydanlar? Kime sordunuz? Kimden izin aldınız? Kimi kimsesi yok mu bu şehrin? Deprem canavarının koynunda büyüyen şu altın şehrin altını üstünü oy oy, nereye kadar? Bu mu fetih, Fatih ruhu? Temsili düşman kim, ağaç mı? Kök mü? Şehir mi? Allah çirkin şansı versin denir ya. Cennet vatanlığın, İstanbul olmanın bedeli buymuş. 

Müstehak... 

Gençlerden özür diliyordu bir beyefendi TV’de. Ağlamaklı. Haklı. El birliğiyle yazık ettik ülkeye. Bizim eserimiz bu. Medeniyetin hazırlop konduğumuz ilk basamağında rehavete kapılmanın eseri. Kestirmeden yozlaşan gariban kültürün eseri. Koltuktan başka sevda bilmeyen yalancı siyasetin eseri. Papağan gibi tekrarlatılan yalancı müfredatın eseri. Yoktan var edilen, pamuklar arasında yeşertilen sanatı-sanatçıyı yapayalnız bırakıp 7x24 “eller havaya” yapmanın eseri. Serrrbest meslek diye diye şişinmenin, devleti soymanın eseri. Ne temel hakları, ne kadın haklarını, ne hayvan haklarını... Ne eğitimi, ne sporu, ne kültür sanatı becerebildik. “Evet”lerle “Hayır”ları hep yanlış yerlerde söyledik... Ne eşitliği, ne adaleti, ne temel ihtiyaçları birbirimizi ezmeden giderebilmeyi... Ne hoşgörüyü, ne saygıyı, ne merhameti, ne kaliteli yaşamı becerebildik. Gemisini yüzdürene “kaptan” dedik. Meydanı or*spularla kazanovalara bıraktık. İç çekip aval aval onlara taptık. Treni fena kaçırdık. Şimdi her gün neremizi koruyacağımızı düşünelim hadi hep beraber. Maymunlar cehennemi televizyonlar mı kurtaracak günü? Sitcom gazeteciler mi? Meme-bacak-aralık dudak fotoğrafından medet uman internet haberciliği mi? Ünlülerin etekleri altından caka satan magazin elebaşları mı? Yoksa her şeyle kafa bulmayı, olmadı fanatizme abanmayı marifet bilen sosyal medya gönüllüleri mi? 90 yılımızın özeti çok acıklı. Çok sığ. Çok rüküş. Uymadı bu zarif elbise bize, hanımlar beyler. Uymadı. Otur şişko egona ve akılsız başına ağla şimdi Türkiye. Veya “eller havaya” yine. Keyif senin. Kop kop kop. 

Yitik ülke  

■ Tiyatroyu, baleyi, operayı harcayınca (pek yakında) 
■ Yeşermesi asır alan hayat damarlarını bir bir kesince 
■ Öpüşüp sarılanı disipline verince 
■ Ses çıkaran kadını kesip doğrayınca 
■ Farklı düşüneni kodese tıkınca 
■ Öyle değil böyle doğur diye zorlayınca 
■ Dün gecenin mahremiyetini reçeteyle fişleyince 
■ Sinemasına, tarihine, ağacına sarılana gaz sıkınca 
■ İçkiyi bar fiyatına zamlayınca 
■ Neşeli, kederli tüm masaları görünmez kılınca 
■ Medyayı “basın-yayın kolu”na çevirince 
■ Onuncu Yıl yerine Mehter Marşı okutunca 
■ Lale gibi açacak mı bu ülke?  
■ Yoksa solup yeraltına mı çekilecek? 

Hello Tweetheart: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil, ama hiçbir şey...” (@anjelikaakbar) 

 

 

 

<p>Mardin'de yolun karşısına geçmeye çalışan öğretmenler Büşra Yıldız ve Suzan Basın, hızla ilerleye

Mardin'de iki öğretmenin feci sonu: Ölüme böyle yürümüşler

WhatsApp mesaj iletme özelliğini sınırlandırdı

Kirpikleriyle dünya rekoru kırdı

F.Bahçe'de beklenmedik ayrılık! Hem de şaka gibi rakama