• $9,278
  • €10,8188
  • 532.539
  • 1430.69
3 Mart 2012 Cumartesi

AKP'nin temel çelişkisi

28 Şubat tartışmaları gündemi bulandırmaya devam ediyor. Ve bu tartışma bana ''Yetmez ama Evet''çilerin düştüğü tufayı hatırlatıyor. AKP'nin 28 Şubat süreci sonrası hangi dinamiklerle iktidara geldiğini unutmamak gerek. Numan Kurtulmuş geçtiğimiz günlerde Birgün'den Barış İnce ile çok önemli bir söyleşi yaptı. 28 Şubat'ı gerçekten konuşacaksak bugüne dair yansımalarını da tartışmak şarttır. Kurtulmuş şöyle bir tespit yapıyor:
'1990'larda Türkiye'de toplumsal değişim çok kuvvetli bir talepti. Ve bu talebin üç ana toplumsal damarı vardı.
Bunlardan birisi muhafazakar kitle diyebileceğimiz kitledir.
İkincisi, Kürt siyaseti.
Üçüncüsü ise liberal aydınlardır.
Liberal aydınların sinerjisi yüksekti, ama toplumsal güçleri, tabanları zayıftı. Kürt siyaseti politik olarak çok güçlüydü ama Türkiye nüfusunun azınlık bir grubunu temsil ediyordu. Dolayısıyla toplumun yüzde altmışını, yüzde yetmişini, seksenini temsil eden bu muhafazakar ana tabanın üzerinden bir değişim talebinin olacağı aşikardı.'
Refah Partisi 91'deki kampanyasıyla o tarihe kadar Türk siyaset tarihindeki en etkili kampanyalardan birini yapmıştı. İşçilerin yanında yer aldı. Kürt meselesinin özüne dair son derece kapsayıcı ve kavrayıcı bir söylem geliştirdiler. Sömürüden bıkan, sistemden hakkı olan payı alamayan yığınlara orta sınıf tüccarların duygu ve düşüncelerine hitap ettiler.
Bu geniş muhafazakar kitleyi çok doğru analiz etmek gerek.
Ateş İlyas Başsoy'un, 'AKP neden kazanır CHP neden kaybeder' kitabındaki Selim Türkhan tiplemesi bir anlamda bu sorunun yanıtını verir aslında. 
Numan Kurtulmuş tam da bu noktadan hareketle geniş muhafazakar kitlelerin halen bir illüzyon içinde olduğunu söylüyor.
'Türkiye, iktisaden gelişiyor. Ama bu iktisadi gelişmenin içerisinde çok geniş kitleler, mesela bugün diyelim ki iktidar partisine oy vermiş kitlelerin çok az bir kısmı Türkiye'deki iktisadi gelişmeden payını alıyor.
Ama yine yüzde sekseni, doksanı için maalesef fukaralığa, gelir azlığına, işsizliğe, iktisadi olarak alt tabakada kalmaya devam ediyor.
Ancak bu muhafazakar kesim içerisinden çok az da olsa belli kimselerin üst sınıflara doğru hareketlenmiş olması Türkiye'de geniş kesimler için, acaba biz de bu iktidar imkanlarından yararlanabilir miyiz, diye bir illüzyon oluşturuyor.'
Ve AKP'nin temel çelişkisini tam da doğru noktadan yakalıyor. Adalet ve Kalkınma şiarının artık bir illüzyondan ibaret olduğu doğru bir tespit. Halkçı hükümet ekonomiyi halkın tercihleri doğrultusunda halka yaygınlaştırır diyor
ve ekliyor:
'İkincisi de milleti özgürleştirmek.  Şimdi bu talepler üzerine iktidar olan iktidar partisi Derviş-Fischer programı gereği refahı topluma yayamaz. Bu programın içinde paylaşma yok, adalet yok, gelir dağılımında adalet yok, emeğin değerlendirmesi yok. Hatta emeğe saygı yok. Şimdi böyle bir programın içerisinde şey çıkmaz. Adaletli bir dağıtım çıkmaz. Adaletli bir dağıtımı yapsın diye Adalet ve Kalkınma Partisi'ne millet oy verdi. Dolayısıyla AK Parti'ye oy verenler içerisinden çok az bir kesimin zengin olmuş olması, AK Parti kitlesinin bile taleplerini karşılamaz...'
Bu tespite iki ekleme yapmak gerek. Biri Kürtler diğeri de liberal aydınlar.
Ya onların durumu nasıl?

<p>Batı, CHP ve HDP,  Gezi ve 15 Temmuz davaları sanığı Osman  Kavala için seferber olmuş durumda.

Halk TV'nin Osman Kavala sevdası

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (21 Ekim 2021)

''Her an her yerde yeni bir salgın patlak verebilir'' Korkutan uyarı

Edirne'de yoğun sis etkili oluyor