• $9,2968
  • €10,797
  • 528.691
  • 1417.09
9 Aralık 2010 Perşembe

Zorunlu bir açıklama

Dün, güne basında adımın en son yan yana anılmasını isteyeceğim iki köşe yazarıyla pişti olmamla başladım. Sırf aynı konuyu yazdığımız için bir koronun parçasıymış gibi görünmek beni tarif edemeyeceğim bir şekilde rahatsız etti. Dahası, hamile halde eyleme giden genç kızın ahlakını sorgulayan, hamileliğiyle dalga geçenlerin yanında benim yazımdaki çok insani bir soru da gölgede kaldı.


Beni 19 yaşında bir genç kızın neden hamile kaldığı ilgilendirmiyor, ilgilendiremez de. Başka insanların hayatları üzerinden söz alma hakkımı kendimde görmem, göremem.
Çok naif bir kaygımı dile getirmiştim: Sicili belli, şiddete meyilli, faşist polise karşı göz göre göre hayatını riske ederek gitmenin bir açıklaması var mı?


Tahmin edebileceğiniz gibi bu yazı gerek okurlardan, gerekse de yakın çevremden çok büyük tepki aldı. Telefon trafiği, maillerle eleştirileri anlamaya çalıştım.


Günün sonunda düşüncelerimde en ufak bir değişiklik olmadı. Hala hamile bir genç kızın kendini ateşe atmasını mantıklı bulmuyorum. 'Ben olsaydım yapmazdım' demek istedim.


Bu tamamen benim şahsi düşüncem.
Hamile olmasına rağmen eyleme gitmek de o genç kızın şahsi kararı. Kişisel bir tercih, hayatına verdiği yön bu. Karışmak kimseye düşmez.
Eğer bu kapıyı açarsak başkalarına da kendi hayatlarımız hakkında söz alma hakkı vermiş oluruz galiba.

İstemeden galiba kendimi gençlere akıl veren bir Rauf Tamer'e dönüştürdüm.
Muhafazakarlaşmaktan korktum.

Kaldı ki, sorum haklı olsa bile zamanlanmasının yanlış olabileceğini hesaplayamadım galiba: 'Neden hamile haliyle gitti' diye sorarken amacım 'bebek katili' diye tanımladığım polisin yaptıklarına meşruiyet kazandırmak değildi. Böyle bir niyetim olamaz zaten. Türk polisini sistematik olarak en fazla eleştiren, en fazla karşısına alan, otoriteye en fazla isyan edenlerden biriyim.
Ama sonuçta 'hamile kızın eyleme gitmesi' geliyor 'özel hayat' ve 'kişisel tercih' noktasında kilitleniyor. O zaman da söyleyecek söz bulamıyorum. Hayatını öyle yaşamak istedi, öyle yaşadı demek ki...


Ne yazık ki Türkiye'de gençliğin 12 Mart, 12 Eylül faşizmiyle hep önü kesildi, hep gelişmesi engellendi ve kuşaktan kuşağa tecrübe, bilgi aktarımı yaşanmadı. Maalesef bütün iktidarlar gençliği yok etmeyi, gençliğin düşünmesinin önünü kesmeyi hedef aldı ve bu konuda da bir anlamda başarılı oldu.
Benim aslında üzerinde durmak istediğim o genç kızımızın eylem tecrübesinin olmamasıydı.

İngiltere'de ve Yunanistan'da gençlik eylemlerini izledim; o kadar planlı hareket ediyorlar ki... Çünkü yılların deneyimi var onlarda. Bizde yok.
Ben sadece bunun altını çizmek istedim.
Keşke, geçmişin devrimci ağabey ve ablaları yaşadıklarını bu genç kuşaklara da aktarabilseydi. Eylemcilik bir gelenek gibi, bir bayrak gibi kuşaktan kuşağa taşınabilseydi...
Sorumu geri çekmiyorum.
'Bu senin hayatın, bu da onun hayatı' dendiğinde ise doğal olarak itiraz edemiyorum, hak veriyorum, onun kendi hayatını yaşamasına da sonuna kadar saygı gösteriyorum.

Gölcüklü'nün parası
Ceyla Gölcüklü'nün 'beyin ölümü', hastalığı şu anda en şoke eden, en fazla konuşulan, merak edilen haber kuşkusuz. Ama en az bu genç kadının hayatıyla boğuşması kadar mirası da merak ediliyor, ama dillendirilmiyor.
Belki çok erken olduğundandır... Ama kabul edin ki Gölcüklü'nün parası herkesin aklında, odadaki fil gibi bahsedilecek anı bekliyor.
Ve ne yazık ki bu parayla ilgili çok trajik bir dönem başlıyor.
Ceyla Gölcüklü'nün mirası kime kalacak? Boşanırken astronomik bir tazminat aldığı biliniyor. Gölcüklü'nün bir kızı var ancak yasalar gereği 18 yaşını doldurmadan bu para onun kontrolüne geçmeyecek.

Mahkeme varis olarak ya aile büyüklerinden birini atayacak, ya da babayı...
Bu genç kızın dramını, sırtına aldığı yükü düşünebiliyor musunuz? Gencecik yaşında taşıyamayacağı kadar büyük bir servet, herkesin aklını başından alacak, yoldan çıkaracak kadar yüklü bir miktar.

Kim bilir bu genç kıza ne oyunlar oynanacak. En ufak miras işinde aileler kolaylıkla birbirine giriyor, insanın en yakın aile mensupları bile iğrençleşiyor. Bir de böyle bir dev mirası düşünün. Ne kavgalar çıkacak, bu kızın parasına konmak için kimler kandırmaya çalışacak...

Basın yazmıyor ama benzer bir durum Süreyya Yalçın'ın da başında. Onun da etrafında mirası ele geçirmek isteyen kimler dolaşıyor, onu kandırmak, parasını elde etmek için ne oyunlar oynanıyor bir bilseniz...

VanityFair olsa aylarca peşini bırakmazdı bu haberin.
Ne yazık ki para girince işin içine hiç kimse bir çocuğun anne-babasını kaybettiğini önemsemiyor. Bu süreç 'Zenginin parası / züğürdün çenesi' kadar kolay açıklanamayacak kadar karmaşık ve kirli.

Umarım Ceyla Gölcüklü'nün kızı bu çirkinleşmeden nasibini almaz, gerçekten onurlu aile bireyleri onu korumaya alır.

Dost acı söyler
Serdar Turgut, haberturk.com'da bir medya blog'una başladı. Umarım uzun ömürlü olur. Zira Turgut, yaptığı işlere başlaması ve devamını pek getirmemesiyle bilinir.
Blog'da gazetelerle ilgili düşüncelerini dillendiriyor. Köşe yazarlarının performanslarına da değinmiş. Kim neden okunmuyor, kimin yazarlığı kötü, kim nerede yanlış yaptı gibi...
Keşke bu cömert değerlendirmelerden kendisini de muaf tutmasaydı.
Zira son yıllarda kendi kendini bitiren bir köşe yazarı varsa o da Serdar Turgut. Adeta yok oldu. Düşünün, ben bile yazılarını okumaz, okumak istemez hale geldim.

Bunun birkaç sebebi var:
-Artık komik değil...
-Çok uzun yazıyor...
-Cesur değil... (Yeni gazetesi terbiyesiz yazılarını yazmasına izin vermiyor ne de olsa...)

Ama tüm bunların ötesinde Serdar Turgut'un düşüşündeki en büyük etken artık inandırıcı olmaması. Düşünce olarak çok savruldu, korktu, kendisine yeni pozisyon aradı, 'işsiz kalırsam' endişesine kapıldı, dayanacak sağlam bir yer arayışına da girdi. Hele hele Cemaat'e yaranması, onların dibinden ayrılmaması nitelikli okurunun gözündeki kredisini düşürdü.

Bugün Serdar Turgut'tan gündelik sohbetlerde bahsediyor musunuz? Yazdıkları tartışılıyor mu? Basında bir fikir öncülüğü yapıyor mu?
Hayır... Hele bir de 10 sene öncesiyle kıyaslayın... Nereden nereye...
Ne yazık ki medya eleştirmenliğiyle de kaybettiği rüzgarı yakalayamayacak. Zira nitelikli okur çok acımasızdır, affetmez.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Haftanın gündemine oturan en önemli gelişmelerden biri Uzay Yolu

Elon Musk ve Jeff Bezos arasında sular durulmuyor | TeknoZone #5

Kargaların şaşırtıcı zekası ve alet kullanabilme becerisi

Dev şirketlerinin logolarındaki gizli anlamlar

Servis minibüsüyle kamyonet çarpıştı: 2 ölü, 11 yaralı