• $7,4213
  • €9,0363
  • 442.804
  • 1542.45
12 Temmuz 2011 Salı

Üzgünüm Leyla!

Tarih 17 Şubat 2009. Milliyet gazetesi yazarı Hasan Cemal'in başlığı 'One minute!' ve kamuoyundaki bazı tartışmalara ait kendince 'ezber bozan' görüşlerini yazıyor. Hasan Cemal'in ezber bozma çabaları ancak kendisine öğretilen ezberler üzerine kurulu olduğundan acınası bir durum tabii ki.
Değindiği konulardan biri yasadışı dinlemeler. Bakın Hasan Cemal o gün neler kaleme almış köşesinde:
'Kanunsuz dinlemeler konusu? İletişim özgürlüğü açısından kötü, özel hayatın mahremiyeti açısından çok kötü... Ama bu sorun yeni değil. (...) Evet, dinlemeyi eleştirelim. Peki ya konuşmanın içeriği... Konuşmayacak mıyız? (...) Ama aynı zamanda izin verin, konuşmanın içeriği üzerinde de bir çift söz söylensin. Bunda da kamu yararı olabilir çünkü.'
Tarih 8 Temmuz 2011. Aynı Hasan Cemal bu sefer İngiltere'de patlayan telekulak skandalına değiniyor. News of the World gazetesinin insanların telesekreterini dinleyip, buradan haber yapma merakını eleştiriyor.
'Özel hayatları parçalamış... Mahremiyeti delik deşik etmiş... Bunu da gazetecilik sanmış...' diyor.
News of the World'ün yaptığını savunacak değilim ama Hasan Cemal'in iki buçuk sene önceki yazısındaki kılavuza göre bu dinlemelerin de 'içeriğine bakmak' gerekmez mi? En azından 'kamu yararı' arayan Hasan Cemal tutarlılık adına bunu savunmalı.
Türkiye'de askerlerin, muhalif gazetecilerin telefonlarının dinlenmesi, bu konuşmaların İnternet'e sızdırılması, gazetelerin çarşaf çarşaf bu konuşmaları basmasını alkışlıyordu Hasan Cemal. 'Kamu yararı' diyordu, 'Evet çirkin ama içeriğine bakalım' diyordu. İnsanların 'kamu yararıyla' hiç ilgisi olmayan, izledikleri televizyon programları hakkında yaptıkları geyik bile dinlemelere takılıp gazetelerde yer almıştı.
Hasan Cemal itiraz etmediği gibi bunu yapan gazeteleri ve gazetecileri alkışlıyordu. Demokrasi yolunda adımlar attıklarını iddia ediyordu, övüyordu.
E belki News of the World'ün de kendince bir 'kamu yararı' kriteri vardır, kim bilir. Belki onlar da Hasan Cemal gibi 'yasadışı ama içeriğe bakalım' diyorlardır.
Aynı çarpık mantık...
Türkiye'de olunca Hasan Cemal alkış tutuyor.
İngiltere'de olunca Hasan Cemal kınıyor, büyük laflar ediyor, gazetecilikten, etikten söz ediyor.
Kendisini Murdoch üzerinden temize çekiyor...
Yemezler be Hasan Cemal.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Maaş için milletvekili olan CHP'li
Kemal Kılıçdaroğlu daha yeni 'Gerekirse dört sene sürer bu boykot' diyordu. Gürsel Tekin gazetecilere 'Faşizmle mücadele ediyoruz' diye 'off the record' sallıyordu. Daha yeni 'demokrasi manifestosu' yayınladılar.
Dünse kalkıp yemin ediyorlar.
Bu sürede ne değişti? CHP'liler boykotun, tavrın karşılığında bir şey kazandılar mı?
Hayır.
En azından 'Tutuklu milletvekilleri bütün Meclis'in sorunudur' cümlesini duymayı bekliyorlardı, bunu söyleyecek çaycı bile bulamadılar AKP'de.
Balbay ve Haberal belli ki seçilmiş olmalarına rağmen milletvekili olamayacaklar. CHP, tam anlamıyla tükürdüğünü yalamış olacak. Bu hamle ve zekasız eylem kitaplarda 'tükürdüğünü yalamak' maddesine örnek olabilir.
Başbakan Erdoğan'ın Türkiye'de hep haklı çıkmak gibi bir özelliği var, bu krizde de aynen ne dediyse oldu.
Müzakere masasından elinde koca bir sıfırla ayrılan CHP'ye bir başka siyasi utanç kaldı o kadar.
Eylem neden sürmedi peki? Başbakan'dan korktukları için mi? Ya da çaresiz kaldıklarından mı?
Hayır hayır... Hiç böyle değil... 
Duyduklarım daha da aşağılık insan karakterlerini yansıtıyor: CHP'den yeni milletvekili seçilen bir 'çocuk' etrafındakilere 'Vallahi ben seçime girmeden önce kredi aldım, bu milletvekili maaşına ihtiyacım var' diyormuş. Bir başkası 'Bunca yıl hep liste dışı kaldım, baraja takıldım, birkaç kişiyle milletvekilliğini kaçırdım bari şimdi seçilmişken olayım' diyormuş.
Kemal Kılıçdaroğlu gruba hakim olamıyor. Siyaseti bu hale indiren isimlerle yola çıkan CHP'ye bravo; onlara ne kadar küfür edilse de az.

Not defterim
- Eskiden yazılarımı geç yazıyordum, yazar yazmaz gazeteye yolluyordum. Şimdi yazılarımı erkenden yazıp en fazla zamanı 'düzeltmeye' ayırıyorum. 'Aman şurasını hafifleteyim, şunu çıkartayım, bunu hiç kimse söylemiyor ben mi söyleyeceğim, boşver sileyim' demekle geçiyor vaktim. Bazen önce iki-üç yazı birden yazıyorum, ama hiçbirini yayımlamıyorum... Oturup sıfırdan başka bir şey kaleme alıyorum. Artık böyle bu iş, farklı yapılacağını iddia eden varsa o kahraman olsun ben de alkışlayayım...
- Habertürk'te en uyduruk dedikodu üzerine bile 'Medya grup başkanlığı' imzasıyla bir resmi açıklama yayınlanırdı. 'Avukat diliyle' kaleme alınmış bu açıklamalar anında İnternet sitelerine dağıtılırdı. Pazar günü Tuğçe Tatari harika bir bomba patlattı. 'Jöleliyi ısıran fare aşı olsun' esprisini yapan kişi Turgay Ciner'miş... Bu sefer bir 'açıklama' metni görmedik, bir 'avukat dili'yle muhatap olmadık... 
- Çok üzüldüm, Alaçat Kırevi'nin iki sahibi yollarını ayırmış. Ve Alaçat Kırevi de satışa çıkmış. Halbuki oranın güzelliği Destina ve Ayşe Nur'un ortak enerjisiydi. Ne ilginç, daha Alaçatı patlamadan ve onlar orada bir cafe işletirlerken, işler büyümeden ortada hiçbir gerginlik yoktu. Olsa bile bu noktaya gelmiyordu. Ne zaman pasta büyüdü, o zaman sorunlar arttı demek ki... Büyümek iyi bir şey ama 'küçük' kalmanın da iyi tarafları var işte... Peki bu ayrılıkta benim merak ettiğim konu: Bu boşanmada sakallı bebek Haşo'nun velayetini hangi taraf aldı?
- Bayramda gazeteler çıkmayacak, diye bir haber okudum geçenlerde. Devamı gelmedi? Doğru mu, değil mi? Bize kimse bir şey söylemedi... Her sene ağustos ayında 'yıllık iznimin bir bölümünü' kullanıyorum; dünyada zamanın durduğu o aylak ay hiçbir şey yapmamaya, düşünmemeye çok uygun. Bir de bayramı ekleyip bir ay kaçabilir miyim acaba? Hepimizin hesabı kendine göre işte... 
- Tamamlayamadığım dizi yığını önümde birikti, geri kaldım. 'Curb Your Enthusiams'da en az üç sezon gerideyim. 'Sopranos'u hiç seyretmedim, utanç verici. 'The Wire'a bile başlamadım hala. 'True Blood' hakkında hiç fikrim yok. 'Treme'ye sıra bile gelmedi. Ama 'Raising Hope'un ilk sezonunu bitirdim, devamı gelmese de olur. 'Park and Recreation' da bitti. 'Wilfred' yeni başladı zaten, çok iyi. Ve son olarak 'The Big C'ye sardım. Gayet güzel, biraz ana karakter haddinden fazla antipatikti, sonradan toparladı. Ama o ilk sezon finali nedir öyle: Gözyaşlarına boğdu.

<h3>Süper Lig'in 20. haftasında Fatih Karagümrük ve Beşiktaş karşı karşıya geldi. Maç Kara Kartal'ın

Beşiktaş-Karagümrük maç yorumu

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Türkiye'nin Arnavutluk'ta inşa edeceği hastanenin şantiyesi açıldı

Bülent Turan, 1915 Çanakkale Köprüsü inşaatında incelemelerde bulundu