• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
07 Haziran 2011 Salı

Siyasi yazarlık mı restoran eleştirmenliği mi?

Bazı konularda Amerikan gazetelerinden daha mı ilerideyiz? Bu soruyu sormama sebep geçtiğimiz günlerde New York
Times'ta yapılan bir atama. Dünyanın en prestijli gazetesi bu aralar tepeden tırnağa büyük bir değişimden geçiyor. Kadrolar yenileniyor, künye değişiyor, bazı bölümler yeniden tasarlanıyor.
Gazetenin pazar günleri verdiği haftalık değerlendirme ve yorum eki 'Week in Review' da değişimden nasibini alıyor.
NYT'nin en büyük sıkıntılarından biri yazar kadrosunun zayıflığıydı. En önemli isimlerden Frank Rich'in ayrılması da bu sıkıntıya tuz biber ekti.
Manzara bu haldeyken New York Times yönetimi yeni bir köşe yazarı atadı. Gazetenin işleyişinde bir önemli ayrıntının altını çizmekte fayda var: Times'ta haber masasıyla yorum masası tamamen birbirinden bağımsız, dolayısıyla 'Yorum editörü' de kendi başına bir tür genel yayın yönetmeni.
Gazetenin yorum editörü Andrew Rosenthal'ın yeni siyasi yazar seçimi beklenmedik bir bölümden geldi. 2004'ten beri gazetenin restoran eleştirmeni olan Frank Bruni artık pazar günleri 'haftayı değerlendiren, kimsenin görmediğini gören, bir ayrıntıdan yola çıkan' yazılar yazacak. Büyük ihtimalle hafta içi bir gün daha köşesi olacak.
Bu atama birkaç açıdan önemli. Restoran eleştirmenliği küçümsenecek bir iş değil, aksine çok büyük bir ustalık gerektiren bir yazarlık dalıdır. Bruni bu sınavı belli ki başarıyla vermiş, oradaki üslubu da onu yorum yazarlığına taşımış. Ama bu yeni yazar sadece bir restoran eleştirmeni değil: Bush döneminde Beyaz Saray'ı sekiz ay takip etmiş, Roma ve San Francisco temsilciliği yapmış bir gazeteci.
Ve...
New York Times'ın ilk 'açık' gay yorum yazarı olacak Frank Bruni.
Amerikan medyasında yeni bir gelişme değil bu. CNN'in Anderson Cooper'ından tutun da New York Magazine'in başındaki Adam Moss'a, muhafazakar siyaset yorumcusu Andrew Sullivan'a kadar pek çok gay yazar medyada etkin konumda.
Ama New York Times gibi hantal, kurumsal, gelenekçi bir gazetede büyük bir devrim kuşkusuz. Bu gazetede değişimler kaplumbağa hızıyla yaşanıyor ve gazete çoğu zaman 'zamanın ruhuna' adapte olmakta zorlanıyor.
Bu gazetede hala eski kafalı bir medya sistemi işliyor: Haber merkezi genellikle erkek ağırlıklı, yazıişlerinde de durum aynı. Şimdi bir kadın genel yayın yönetmeniyle değişim yaşanıyor ama New York Times özünde hep bir 'erkekler kulübü'.
Bir gay'in restoran, magazin, sanat konularından sonra siyasi yazar olarak atanması için de 2011 geç bir tarih değil mi?
Bu açıdan 'Acaba Türkiye'deki basın bazı konularda daha mı ileri' diye sormadan edemiyorum.
Kuşkusuz bizdeki medya düzeninde de tıpkı kadın gazeteciler gibi, eşcinsel gazetecilere de verilen rol bellidir. Hemen her gazete magazin ekinde bir eşcinseli hanut gezi, dedikodu, gece hayatı yazsın diye konumlar. Bugüne kadar eşcinsel gazetecilerin bu konumlamaya pek itiraz ettikleri görülmemiştir. Nasıl ki kadınlardan bir Duygu Asena ya da Ayşe Arman olmaları beklenirse, eşcinsellere de son yıllarda bu alan tahsis edildi: Tatlı, sempatik çocuklar.
Ama bu kaidenin kuşkusuz bazı sapmaları da var. Türk basınında pek çok kuvvetli kadın, çok önemli konumlarda, 'kadın gazetecilik' sınırlarını çok uzun yıllar aşmışlardır. Elinizde tuttuğunuz gazetenin başında bir kadın yayın yönetmeni görev yaptı, hala Ankara temsilcisi de çok iyi bir kadın gazeteci.
Türkiye'de kendilerine çizilen alana hapsolmayı, magazini reddeden gay köşe yazarları konusunda fazla bir şey söylemeyeyim; ne olsa taraf sayılırım! Gündelik gazete eklerini bir yana bırakırsanız Taraf, Radikal, Birgün ve Akşam bu açıdan New York Times'ın çok ilerisinde.
Ama ben de tersine değişim hakkında düşünmüyor değilim: Acaba Genel Yayın Yönetmenimiz İsmail Küçükkaya tarafından restoran yazarlığına atansam daha mı huzurlu olurum?
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Başbakan kazandı
Geçen gece hepimiz '32.Gün'ün başına oturduk çünkü Mehmet Ali Birand bu sefer sosyal medyadan yöneltilen soruları soracağını vaat etmişti. 'Gazeteci arkadaşlarım, sizler de soru sorun' diye tweet bile attı.
Tabii bu soruların hiçbirini soramadı. Bol bol kahkaha attı, 'Yoruluyor musunuz' gibi sudan sorularla bu önemli söyleşiyi feda etti.
Gel de Zeynep Özal'ın karşısındaki Mete Akyol'u anma.
Gecenin kaybedeni Birand'sa, benim gibi bir muhalif yazarın gözünde bile kazanan Başbakan Erdoğan'dı. Epey bir zaman sonra Başbakan Erdoğan'ı çok rahat, gevşemiş gördüm. İstanbul Belediye Başkanı'yken 32.Gün'e geldiğinde ona ben eşlik etmiştim, yıllar önce. O zamanki rahat, esprili, cana yakın Erdoğan'ı gördüm epey bir zaman sonra. Kendinden her zamanki gibi emindi. Ama ilk kez çok sakin bir tonda konuşuyordu. Eleştirilerinde, siyasi rakipleriyle ilgili görüşlerinde bile sert ama düzeyli bir dil kullanıyordu. Kendisiyle özdeşleşen öfkesinden eser yoktu, arada ufak espriler de sıkıştırıyordu.
Bu üslup, bu sükunet hoşuma gitti benim. Kavga etmeden, özgüvenini başkalarına yönelik şiddete dönüştürmeden yansıtabileceğinin örneğiydi. Belki Birand gibi çanak tutan bir gazetecinin sağladığı 'güvenli bir alanda' olmanın rahatlığıydı.
Ama bu haliyle Başbakan Erdoğan her gazetecinin karşısına çıkmaya hazır göründü. Bu programdan sonra danışmanları onu ikna etmeli, hatta ekranda Kılıçdaroğlu'nun karşısına bile çıkmalı.
Hiç değilse 12 Haziran sonrası diyalog kapılarını açar.

Fatih Altaylı'ya operasyon mu?
Geçen gün Yavuz Semerci'nin yazısını okuyorum Habertürk'te. 'Kime oy versem' diye yazmış ve herkese mavi boncuk dağıtmış. AKP'ye de oy verebilirmiş, CHP'ye de...
Yavuz Semerci'nin herkesle iyi geçinme merakını çok iyi biliyorum. Yine de bu yazısı ilginç geldi.
Bu yazıya 'Ben Genel Yayın Yönetmenliği'ne adayım' mesajından başka okuma yapılamaz.
Kulisler durmuyor.
12 Haziran'dan sonra Fatih Altaylı'nın görevden alınacağı, hatta bunun patronlar tarafından bizzat garanti edildiği söyleniyor.
Yerine tabii ki herkesin dalga geçtiği Yiğit Bulut gelmeyecek.
Bu açıdan Yavuz Semerci'nin yazısı anlamlı.
Peki Turgay Ciner kalkıp da Semerci'yi genel yayın yönetmeni yapar mı?
Şundan soruyorum: Semerci, Ciner'in patronluğu döneminde Sabah'ın halka arzını yazdığı yazılarla engellemişti. Günlerce Vatan'da Ciner Grubu aleyhine yazı yazmıştı. Gerçi o dönemde Ciner Grubu'nun yöneticisi Kenan Tekdağ'ı arayıp 'Vallahi bu yazıları yazmak zorundayım, malum ev taksidim var' dediği Patronlar Katı'nda konuşulmuştu.
Ne ilginç ki şimdi Ciner Grubu'nda çalışıyor Semerci.
Fatih Altaylı seçimlerden sonra verilecek ilk kelle mi olacak? Göreceğiz. Bu bir Fatih Altaylı meselesi de değil: Habertürk'ün 'merkezde' duran bir tek gazetesi vardı, o da dönüştürülecek mi?

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Belgrad Ormanı'ndaki metrelerce derinlikteki çukur şaşkına çevirdi

Bakan Soylu, Salgınla Mücadele Değerlendirme Toplantısı'na katıldı

8. Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümünün üzerinden 28 yıl geçti