• $7,3927
  • €9,0032
  • 442.193
  • 1551.57
14 Temmuz 2011 Perşembe

Neyse ki Türk basınında rüşvet yok

Yıl 2006. İngiltere Başbakanı Gordon Brown'ın Fraser isminde bir oğlu oluyor. İngilizce kurslarında sık sık bahsedilen aileyle aynı soyadı taşıyan 'Mr and Mrs. Brown' çifti oğullarının doğumunun tadını çıkarmak yerine daha doğar doğmaz ortaya çıkan bir sağlık problemiyle boğuşmak zorunda kalıyorlar. Fraser'a genetik bir hastalık olan 'kistik fibrozis' teşhisi konuyor.
Aynı yılın Kasım ayında, henüz Fraser dört aylıkken Gordon Brown'ın telefonu çalıyor. Arayan o zamanlar The Sun'ın Genel Yayın Yönetmeni olan Rebekah Brooks.
'Geçmiş olsun Gordon' diyor, Başbakan şaşırıyor.
'Fraser'ın durumunu öğrendim, çok üzgünüm.'
Gordon Brown şaşkınlıkla 'Teşekkür ederim' diyor.
Brooks devam ediyor, 'Bu arada bilgin olsun, yarın bu haberi gazetede kullanacağız.'
Brown çifti telefonu kapatır kapatmaz dehşete düşüyor. Gazetenin bu kadar özel bir bilgiyi nasıl öğrendiğini anlamaya çalışıyorlar, zira dört aylık oğullarının durumunu çiftin dışında sadece doktorları biliyor.
Haberin yayılacak olması çifti gözyaşlarına boğuyor.
Tam beş sene sonra şimdi bu haber soruşturma kapsamında. Murdoch'ın News Corp. medya grubunun İngiltere'de telefon dinleme skandalına adı karıştığından beri bu gibi 'özel' haberlerin kaynağı araştırılıyor.
The Sun, yaptığı açıklamada bu haberi 'meşru' yollardan elde ettiğini söylüyor. Gordon Brown ise kuşkuyla bakıyor bu duruma. 'Bir haberin meşru olması için ya ailenin ya da doktorların resmi bir açıklama yapması gerekir bu konuda' diyor.
Tabii şüpheler The Sun'ın bu haberi kendilerine meşru gördükleri yöntemlerle ele geçirdiği yönünde. Telefon dinleyerek, hastane kayıtlarını çalarak ya da en önemlisi polise rüşvet vererek.
The Guardian ve BBC geçtiğimiz gün News Corp. çalışanlarından birinin Buckingham Sarayı'nın güvenlik görevlilerine yazdığı bir e-mail'i yayımladı. Gazete polise Kraliçe ve Prens Charles hakkında herhangi bir özel bilgi karşılığında bin pound civarında bir para ödemeyi öneriyormuş meğerse.
Eski Başbakan Gordon Brown da kendisinin dinlenmiş olabileceğini iddia ediyor. Polise 2007 yılında Kraliyet ailesini dinlemekten mahkum olan ve hala hapis yatan Glenn Mulcaire'in notlarında kendi adının geçip geçmediğini soruyor. Brown'ın çalıştığı banka zamanında Sunday Times adına çalışan birinin sahte kimlikle tam altı kere hesap dökümüne ulaşmaya çalıştığını da bildirmiş.
İngiliz polisi News of the World'ün polise verdiği toplam 100 bin pound'u bulan rüşvetin izini sürüyor. İfadesi alınacak isimlerden biri de zamanında Kraliyet ailesinin güvenliğinden sorumlu olan Andy Hayman. Özel kuvvetlerde görevli Hayman, 2007 yılında medyada hakkında çıkan özel harcamaları ve yaşadığı ilişki haberleri üzerine istifa etmişti.
Ne ilginç ki görevi bırakır bırakmaz Murdoch'ın Times gazetesine köşe yazarı oldu. Bugüne kadar 100 köşe yazısı yayımlanan Hayman 2009'da 'telekulak' skandalını savunmuş, kendisinin yaptığı soruşturmada her taşın altına baktığını iddia etmişti.
Polisten sızdırma haberler, polisken köşe yazarı yapılanlar, soruşturmadaki açıklar, yasadışı telefon dinlemeleriyle yapılan haberler, polise verilen on binlerce pound'luk rüşvet...
Bugünlerde İngiltere'nin gündemi bu. Basın tarihinin en büyük skandallarından biri olarak anılıyor.
'Dış haberler' bize çok yabancı değil mi?

Project Barlas
Mehmet ve Canan Barlas çiftinin uzun yıllar 'Kuki' isimli bir torunları vardı. Adından da anlaşılacağı gibi Kuki insan değildi, bir şempanzeydi ve tam beş yıl boyunca Barlaslar'la yaşadı. Komşuları ziyarete gitti, kıyafetler giydi, sofrada oturup çatal bıçakla yemek yemeyi öğrendi, buzdolabından kendi yiyeceklerini seçti, televizyon kumandasını çalıştırıp beğendiği programları izledi.
Karı-koca Barlaslar da beraber yaşadıkları beş sene boyunca Kuki'den sık sık bahsettiler, biz de bu ilginç aileden haberdar olduk.
Şempanzeler ufakken çok tatlı oluyor kuşkusuz, ancak yaşları ilerleyip güçlendikçe adaptasyon sorunları ortaya çıkıyor.
Mehmet Barlas bir yazısında Kuki'nin bir benzinci tuvaletinde klozette oturup işini gören adamı bacağından çekip düşürdüğünü anlatıyor.
Zamanla giderek güçlenen bir şempanzeyle insanların bir arada yaşaması zorlaşıyor. Michael Jackson da kendisiyle özdeşleşen şempanzesi Bubbles'ı bir aşamadan sonra hayvanat bahçesine yollamak zorunda kalmıştı. 1993 doğumlu Bubbles hala Florida'da yaşıyor, Michael Jackson ise öleli iki sene oldu.
Barlas Ailesi de altıncı yılında Kuki'yi bir hayvanat bahçesine bırakmak zorunda kaldı. İnsanlar arasında yaşamaya alışmış Kuki'nin hayvanlar alemine dönmesi altı aylık bir eğitimle oldu.
Zaman zaman Barlas çifti gidip torunlarını İngiltere'de ziyaret ediyorlar, Kuki de onları tanıyor, hasret gideriyorlar.
Bugünlerde New York ve Los Angeles'ta 'Project Nim' diye bir belgesel vizyona girdi. Oscar ödüllü 'Man on Wire'ı yapan ekibin yeni işi.
70'lerde 'işaret dili' öğretilmek için denek olarak kullanılan ve Upper West Side'da bir evde yaşayan şempanze Nim'in hikayesi. Nim anlama ve öğrenme konusunda epey yol kat ediyor, insan gibi büyütülüyor, ama sonra olanları sürprizi kaçmasın diye anlatmayacağım.
Amerikalıların uzun yıllardır her şeyi kayıt altına alma adetleri var. Çocuklarının doğumundan en sıradan akşam yemeklerine kadar ailelerde video görüntüleri bulunur. Bu yüzden de sık sık bu tarz belgeseller çıkar ABD'de.
Yabancılar yapınca hayranlıkla izliyoruz ama burnumuzun dibindeki buna benzer öyküleri görmezden geliyoruz.
Merak ediyorum, Barlaslar'da Kuki'nin görüntüleri var mıdır acaba? Fotoğraflar, hikayeler ve görüntü kayıtlarından harika bir 'Project Barlas' belgeseli çıkar.

Fark göremiyorum ya sen
Bugün Banu Güven'in işinden olmasının ardından ufak çaplı bir kıyamet kopuyor. Kopması da normal, gazetecilik yapmanın ne kadar zorlaştığının bir başka örneği Banu Güven. Belki de en popüler simgelerinden biri.
Olayın bir de 'marka değeri' var. Beğenin beğenmeyin, Banu Güven çalıştığı kanalın yarattığı nadir markalardan biri.
Bugüne kadar NTV denince akla bir '90 Dakika' gelirdi, bir de Banu Güven. Ne ilginç ki ikisi de yayında yok şimdi. İkisinin de yayında olmamasının 'benzer' sebepleri var.
Patronaj bu markaları gözünün yaşına bakmadan harcarken yerlerine yenisinin kolay kolay gelmeyeceğini bilmiyor mu acaba? Bir Banu Güven'in o kanala yıllar içinde kaç milyon dolar kazandıracağı hesap edilmiyor mu?
Tabii medyada hesap buna göre yapılmıyor artık; başka sektörlerdeki kazançlarla ölçülüyor medya da.
Banu Güven'in gözünün yaşına bakmadan işine son veren Doğuş Grubu bundan bir süre önce de Kral TV'nin tek markası VJ Bülent'i kapının önüne koymuştu.
Beğenin beğenmeyin, Bülent de Kral TV'nin tek markasıydı, kanal onunla özdeşleşmişti. Doğrusu, o gidince geriye Kral TV diye de bir şey kalmadı...
Ama şahısların marka değeri artık hiç önemli değil galiba. Kesin olan şu: Hiçbir başarı cezasız kalmıyor.

<p>Başkan Erdoğan: Türkçe'de kelime katliamı oldu </p><p>KÜLTÜR VE TURİZM ÖZEL ÖDÜLLERİ </

21 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İzmir'de depremin ardından acil yıkılan 71 binada inşaat çalışmaları başladı

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü