• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
15 Şubat 2011 Salı

Ne yapmalı?

Ben bazen yanılsamalarımın esiri oluyorum galiba. Zannediyorum ki Türkiye bütün çarpıklıklarına, bütün eksikliklerine rağmen kendi iç dinamikleri sağlam, vicdanlı insanların yaşadığı bir yer.
Hükümetlerin -ne kadar sert olurlarsa olsunlar- yine de kendilerini eleştirenlere tahammülleri vardır sanıyorum.
Panellerde, imza günlerinde zaman zaman soruyorlar: 'Size hiç baskı yapılmıyor mu' diye...
'Ne yalan söyleyeyim yapılmıyor' diyorum, biraz da mahcup bir şekilde. Gazetecilik yapmaya, inandığım doğruları yazmaya çalışıyorum. Kimse bir şey demeyince de 'Her şey yolunda demek ki' diyorum.
Bazı sistematik yıpratma kampanyalarını, belaltı vuruşlarını, tetikçileri üzerime saldıklarında da ciddiye almamayı, görmezden gelmeyi tercih ediyorum.
Bunlarla uğraşacağıma, işimi yapmaya devam etmek istiyorum.
Bunun da bir karşılığı vardır, olmalıdır herhalde.

***
Evet, baskılar oluyor. Evet, basın kuşatma altında ama sadece gazetecilik yapanlar da her dönem yaşam şansı bulur değil mi?
Tabii bu normal ülkelerde geçerli. Ben Türkiye de her şeye rağmen normal bir ülkedir diyordum; su akar yolunu bulur misali, bir gün bütün bunlar düzelir diye umutlanıyorum.
Diyorum ya bazen yanılsamalara kapılıyorum diye.
Yeni yeni anlıyorum ki farklı çıkan hiçbir sesi istemiyorlar. Muhalifsen bir gün geliyor bir duvara tosluyorsun ve 'Buraya kadar' diye karşına çıkıyorlarmış işte. En ufak bir itirazdan, en etkili muhalefete kadar hiç kimseye yer yok.

***
Soner Yalçın, bugünlerde yeni bir televizyon kanalı kurmak için çalışıyordu. Tıpkı Ufuk Güldemir'in bir medya hareketi olarak başlattığı ilk Habertürk gibi alternatif bir haber televizyonu: Korkmadan haber yapan, gerçekleri ortaya çıkaran, gazetecilikten şaşmayan...
Böyle bir mecraya ihtiyaç olduğu ortadaydı.
Dönemler bazen medya kuruluşlarını da yaratır; baskı rejiminde bağımsız gazeteciler tarafından yönetilecek bir televizyon kanalının da etkili olacağı ortadaydı.
Zaten odatv.com isimli İnternet sitesi o kadar başarılı olmuştu, öyle kuvvetli bir muhalefet odağına dönüşmüştü ki...
Ne tesadüf, dünkü baskınlar ve gözaltları tam da televizyonun yayına başlayacağı günlere denk düştü.
Ne denir ki? Manzara yeteri kadar açık değil mi?
Sırayla herkesi topluyorlar, herkesi susturmak için yola çıkmışlar. Nasıl savaşılır, nasıl bu gece yarısı yöntemleriyle başa çıkılır ki?
İnanın bilmiyorum.
Dün, evinden aldığım tek haber Soner Yalçın'ın 'Bedel ödemeye hazırım' dediği.

Turnusol testi
Kim gazeteci kim değil anlama zamanı... Soner Yalçın ve odatv.com'a yapılan çok net bir muhalefeti susturma hareketi. Bugün gazetelerde alınan tavırları, köşe yazarlarını göreceğiz.
McCarthy'ciliğe destek mi olacaklar, kişisel hesaplaşmalarının esiri mi olacaklar?
Dün, Mehmet Ali Birand büyüklüğünü gösterdi: Sık sık ağır eleştirilere maruz kalmasına rağmen odatv.com'un susturulmasına tepki gösterdi. Çünkü Birand bugün medyada kişiselliğe yer olmadığını biliyor.
Gün içinde Habertürk TV'ye denk geldim.
Hani jöleli tetikçinin programına...
Hüseyin Gülerce'yi bağlamışlar, onunla beraber medyaya gözdağı veriyorlar, 'Sizce odatv.com'un ardından başka köşe yazarları da gözaltına alınacak mı' diye soruyor provokatif spiker... Aferin, böyle sorular sor belki transfer olursun!
Neden sizce?
Çünkü 'yandaş' Habertürk TV de odatv.com'un gazeteciliğinden rahatsız. Kendileri gazetecilik yapmadıkları için, başkalarını da engellemek istiyorlar.
Şimdi rövanşın zamanı onlara göre... Hedef gösteriyorlar...
Elbette bu bir spiker meselesi değil... O kendince patronlarına yaranıyor...
Bu iş jöleli çocuğu da aşıyor, o da sonuçta bir kukla, '11. kat'taki ustaları oynattıkça oynatıyor. Medya yöneticiliğine hevesli, bu işin tadını almış bazı adamlar var ya: Bunu da gazetecilik, televizyon yöneticiliği zannediyorlar.

***
Ben bu dönemin de bir gün biteceğine inanıyorum. Yaşım daha çok genç, hafızam çok iyi.
Bu dönem bitince
bu dönemin de hesabı sorulacak elbette. Kimin ne yaptığı, sicilleri teker teker kaydedilecek illa ki.
Şimdilik bir 'ilk gün' notu düştüm. Kimse merak etmesin, ileride de bu durum unutulmayacak.

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Kilo vermek için iştah kapatan besinler