• $8,2788
  • €10,0856
  • 488.528
  • 1460.9
13 Ekim 2010 Çarşamba

Mehmet Ali Erbil Alevi'dir

Cinselliğin sınırlarının zorlanabileceğinden tutun da her türlü tabunun mizah malzemesi olabileceğine kadar... Üstelik bütün bunları da açık kanallarda, Türkiye giderek geriye giderken adeta direnerek, tek başına, yer yer düşe kalka ama hep bildiği bir yolda ilerleyerek, taviz vermeden başarmıştır.

Irkçı değildir, ayrımcılık doğasında yoktur. Aksine alabildiğince özgürlükçüdür; 'Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' noktasına kadar hatta. Toplumun sinir uçlarıyla oynarken hep özgürlük sınırlarının daha da genişlemesi için uğraşıp durmuştur derinden.

Biz Memedalibey'i iyi biliriz.
Dünkü şöhret de değil ki; bu ülkede 25 yıl gibi bir sürede zirvede kalmayı ve kendinden bahsettirmeyi becerebilmiş bir yıldız.
Onun samimiyetini de biliriz. O samimiyete inancımız yüzünden her akşam hepimiz evdeyken, diyelim ki akşam yemeği için toplanmışken konuk olmasına izin veririz hayatlarımıza.

Türkiye'nin sofrasında her zaman Mehmedalibey'e fazladan bir tabak vardır; çünkü o buna kendi kendine hak kazanmıştır, 'bizden biri', 'ailemizin bir parçası' olduğuna çoktan ikna etmiştir. Yaramazdır, kızarız, ama bir parçamızdır. Bunu tartışmam bile.

Dahası, son yıllarda başka meslektaşları saray sofralarında şaklaban olmak için tepinip dururken o hiç çekinmeden iktidara çakmaya, yanlış gördüğünü eleştirmekten, sesini yükseltmekten korkmamıştır. Halkın isyanını egemenleri karşısına almak uğruna dillendirmiştir...

Mehmet Ali Erbil Alevi'dir. Alevilik illa ırk, mezhep bağlılığıyla oluşmaz. Alevi olmak bu ülkede aynı zamanda bir düşünme biçimidir: Aydınlık, yüzü Batı'ya dönük, hoşgörülü, özgür, dik, ilerici olmanın adıdır Alevilik.
Böyle bir Alevi'dir Memedalibey...

Etrafı karanlıklarla çevrili ama kendisi dimdik kalmış bir Tuncelili'dir o... Softa kafanın boyunduruğuna girmeyen bir Alevi yurttaşıdır...

Ekranda söylediği söz yüzlerce yıldır kuşaktan kuşağa geçmiş bir bilgisizliğin, bilinçaltındaki yanlış öğretilerden, çarpık eğitimden oluşan önyargıların yansıması olarak samimi bir gaftır. Buradan vuramayız Mehmet Ali Erbil'i, onu bu gafla ırkçı diye etiketlendiremeyiz. Bilinçsizce ağızdan çıkmış, bir anlık kontrolsüzlüğe kurban gitmiş bir hata.

En önemlisi hatasının da farkında...
Ben Mehmet Ali Erbil'i tanırım... Onun hakikaten üzüldüğünü, özründe samimi olduğunu, gerçekten şu anda hatasını telafi etmek için çabalamak istediğini çok iyi biliyorum. Emin olun, o günden beri yıkık döküktür...
O bu linci hak etmiyor.

En başta Alevilerin Erbil'in uzattığı eli sıkı sıkı tutmaları lazım; üzülmekte, kızmakta, bozulmakta, onu protesto etmekte sonuna kadar haklılar ama affedip bağışlamak da Alevilik'te vardır.

Erbil'i karanlığa gömmek, yok etmek softa kafalara verilecek bir kelledir.
Bakın, Türkiye gizliden gizliye bir polis devletine dönüşüyor. İnsanlar kendilerini savunamadan hapse atılıyorlar, hepimiz korkutuluyoruz, tehdit ediliyoruz.

Mehmet Ali Erbil de kendisini savunma hakkı verilemeden kurban edildi. Hatasını dahi toparlamasına fırsat verilmeden programı yayından kaldırıldı. Savunma yapamadan, açıklayamadan, özrünü dileyemeden. 'Mahkeme hakkı' dahi elinden alınarak.

Ne tesadüf ki Mehmet Ali Erbil'in bu gafının ardından programını yayından kaldıran kurumun tepe yöneticisi de aslında bir polis. Bugünkü görevi televizyon kanallarının CEO'luğu olsa da belli ki polis okulunda geçirdiği yıllarda aldığı eğitimden, o kafadan bir türlü kurtaramamış kendisini.
Polis kafasıyla Mehmet Ali Ebil'i yargısız infazla kurban etti. Bir televizyoncunun programını yayından kaldırmak onun kellesini kesmektir; Erbil'in kellesini aldı polis.

Öyle bir Türkiye oluştu ki Mehmet Ali Erbil'in kim olduğuna, duruşuna, ne yaptığına bakılmaksızın, dinlenilmeden 'içeri atabiliyor.'
Türkiye kişileri ve kurumları yargısız infazla yok etmekte çok idmanlı bir ülkeye dönüşüyor giderek. Erbil'in başına gelen de tekil bir olay değil, bu 'polis kafasının' sadece yargıda, hükümette, derin devlette değil medyada da egemen olduğunun net bir örneğidir.

Biz Mehmet Ali Erbil'i biliriz...
Türkiye'nin aydınlık yüzü Alevi yurttaşlar...
Sadece Mehmet Ali Erbil'e değil kendi geleceğinize ve geleneğinize sahip çıkmalısınız.


Bambaşka bir Cem Uzan

Bir arkadaşımın tanıdığı zamanında Cem Uzan'ın DVD koleksiyonunu satın almış, ilgilenmediği filmleri de başkalarına dağıtmış. Benim arkadaşımın da payına düşmüş... Her biri özel olarak numaralandırılmış 'Region 1' DVD'lerden böylece iyi bir arşiv oluşturmuş kendisine...
'Daha yüzlerce DVD vardı' diyor bana Uzan'ın filmlerini sayarken...
Meğer çok rafine bir film zevki varmış. Dahası, sinemayı da gerçekten biliyormuş. Ama daha da ilginci bağımsız sinema merakı. Özellikle 90'lı yıllarda Hollywood zincirini kırmak isteyen bağımsızların neredeyse bütün yapıtlarını takip etmiş, satın alıp arşivine katmış. Aralarında 'Two Guys and a Girl'ü görüp şaşırdım!

Uzan'ın DVD'leri arasında göze çarpan bir başka merak da gazetecilik filmleri. Medya üzerine çekilen hemen hemen bütün filmleri almış. Başta da 'Absence of Malice' ilgimi çekti. Ayrıca dünya liderlerinin hayatları, biyografik filmler de Uzan'ın arşivinde yer alan filmlerden birileri.
Bir başka gazeteci arkadaşıma konuyu açtığımda bir keresinde Cem Uzan'la yazıştıklarını ve konunun 'klasik müzik' olduğunu söyledi. Uzan, klasik müzik ve CIA üzerine epey ilginç görüşlere sahipmiş.
Medyaya pek çıkmayı sevmeyen, doğrusu medyanın da kendisine pek fırsat vermediği Cem Uzan'ı tanımak açısından ilginç ipuçları... Açıkçası, bildiğimizden çok farklı, rafine zevklere sahip, konusuna hakim, çok bilgili bir işadamı çıkıyor. Şarap zevkini zaten biliyorduk, ben film ve müzik konusunda da bilgili olduğunu ilk kez fark ediyorum.

Her şey bir yana, nesli tükenen, bir başka dönemin kültürüne ve alışkanlıklarına sahip bir işadamı portresi başta. Artık patronlar sınıfında pek görmeye alışık olmadığımız türden.


Batmaya mahkum
Medyada kendisini 'trendsetter' belleyen yazarlar bir sene önce Public diye bir mekanı yere göğe sığdıramadılar, sayfalarca yazı yazıldı hakkında, müthiş bir medya gazı verildi... Ve bu sene Public kapandı! Evet... Tutmadığı için kapandı ve kepenkleri kapalı bir şekilde hayalet mekan olarak duruyor Şişhane'de...
Şimdi benzer bir gaz Bird diye yine bir Şişhane mekanına veriliyor... Harikaymış, muhteşemmiş, olağanüstüymüş...

Bu anlatacağımı o yazarların köşesinde okuyamazsınız, ama eğer gaza gelip Bird'e gidecekseniz aklınızda bulunması gerekiyor.
Geçenlerde arkadaşlarım Bird'e gittiler. Yer yokmuş, barda beklediler. Ardından bir masa açılmış, garson 'Buyurun geçebilirsiniz' demiş.
Oturmuşlar, sipariş vermişler.

Bir süre sonra mekanın sahibi Aliye Turagay yanlarına öfkeyle gelerek, bilindik nemrut yüz ifadesiyle 'Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz, bilmem ne ailesi ayakta dururken siz nasıl oturursunuz, kalkın' diyerek müşterilerini kovmuş!
Bu terbiyesizliğe ne denir bilmiyorum.

Ancak bu terbiyesizlik kötü yemek ve hizmetle birleşince çok yakında İstanbullu müşterinin Aliye Turagay'ı bu şehirden kovacağını kestirmek güç değil. Çünkü asıl mesele mekan açmak, basında yazı yazdırmak, sosyeteyi oraya toplamak değil... 'Ben sana restorancı olamazsın' demedim, diye özetleyeyim...



CEVAP VE DÜZELTME METNİ


www.aksam.com.tr internet sitesinin 18 Haziran 2010 tarihli yayınında "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla Oray Eğin'in Müvekkilim Balçiçek Pamir hakkındaki kötüniyetli karalama kampanyasına devam ettiği görülmektedir. Öyle ki, bu yazının, Oray Eğin'in bir gün önce köşesinde Müvekkil'e ait cevap ve düzeltme metnini mahkeme kararı nedeniyle yayınlamak zorunda kalmasının yarattığı tahammül edemezlik duygusu ve gerçek dışı haberciliğin deşifre olmasının yarattığı kızgınlık sonucu yazıldığı meydandadır.
Oray Eğin, hakkında tekzip yayınlamak zorunda kaldığı 24.03.2010 tarihli yazısında Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiğini söyleyerek alenen yalan söylemiş iken, bu kere 18 Haziran tarihli yazısında yalnızca MİT'e "görüşme"den bahsetmek suretiyle kendii fadelerini kısmen düzeltmektedir. Bu durum kendisiyle ilgili olumlu bir gelişme olmakla birlikte, iyi niyetle yapılmadığı da ortadadır. Zira; Sayın Yazarımız, 18 Haziran 2010 tarihli "Kim Kimi Kandırıyor" başlıklı yazısıyla yine sapla samanı birbirine karıştırmış ve okuyucusuna yalan/yanlış bilgiler vermeye devam etmiştir. Bahsi geçen yazıda, mahkeme kararı fotoğrafı da yayınlanmak suretiyle inandırıcılık katılmaya çalışılan iddialar ile kararın hiçbir bağlantısı yoktur. Sözkonusu karar, Müvekkil Balçiçek Pamir'in bir yazısında Fikri Sağlar hakkında sarf ettiği ve mahkemece hakaret teşkil ettiği tespit edilen beyanlar nedeniyle tazminata hükmedilmesi hakkındadır. Yoksa, Oray Eğin'in iddia ettiği gibi Müvekkil'in MİT'e kaset teslim ettiği yönündeki iddiayı ispatlayan bir belge olması hukuken ve mantıken olanaklı değildir.
Oray Eğin, Müvekkil'in Fikri Sağlar'a yönelik sarf ettiği ve hakaret teşkil ettiği gerekçesiyle tazminat ödemek zorunda kaldığı beyanlarına ilişkin bir tazminat davası Müvekkil'in MİT'e röportaj kasedi teslim ettiği yönündeki iddiasının ispatı gibi sunmaya çalışmakla, kendi okuyucularına alenen gerçeğe aykırı malumat vermiş ve bu durumu da gazetecilik anlayışıyla bağdaştırabilmiştir. Bu durumun etik ve ahlak kurallarıyla ne derece örtüştüğü hususunu okuycuların takdirine bırakıyoruz.
Ayrıca ifade etmek gerekir ki; Müvekkilim Balçiçek Pamir uzun yıllar gerek yazılı gerekse görsel basında bilfiil çalışmış, yıllarını bu işe vermiş saygın bir gazetecidir. Notre Dame De Sion Lisesi mezunu olan müvekkil, eğitim kariyerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu olarak tamamlamıştır. Gazetecilik kariyerine henüz yirmili yaşlarda Cosmopolitan Dergisi'nde muhabir olarak başlamış, AKTÜEL Dergisinde editörlük, 1 Numara Hearst Yayıncılık A.Ş'nde Haber Müdürlüğü ve Ankara Temsilciliği görevlerinde bulunmuştur. 1999 yılında İstanbul'da Sabah Grubu'nda Grup Koordinatörü, 2002'de yine aynı bünyede Yazı İşleri Müdürlüğü görevi yapmıştır. Müvekkil bu dönemde Sabah Gazetesinde köşe yazarı olmakla beraber, yaptığı röportajlar "Pazartesi Söyleşileri" adı altında marka haline gelmiştir. Müvekkil 2007'den bu yana www.haberturk.com isimli internet sitesinde ve 2009 yılından bu yana da Habertürk Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Ayrıca halihazırda ülkenin en çok izlenen haber kanalı olan Haberturk logolu televizyon kanalında hafta içi her gün canlı olarak yayınlanan "BALÇİÇEK PAMİRLE SÖZ SENDE" isimli programı hazırlayıp sunmakta ve yine aynı kanalda yayınlanan "Karşıt Görüş" programı, farklı fikirlerin demokratik tartışma platformu olma fonksiyonunu ifa etmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Saygılarımızla
Balçiçek PAMİR
Vekili
Av. Emel GÖÇMEN BOZOĞLU

<p><strong>KORUYUCU AİLE OLMANIN ŞARTLARI NELERDİR?</strong></p><ul><li>Korucu Aile olmak isteyen ki

Evlatlık edinmek ve koruyucu aile olmak arasında ne fark var?

Süper Lig'in yeni takımı GZT Giresunspor, coşkuyla karşılandı

Galatasaray, Yukatel Denizlispor maçı için şehre geldi

Deniz salyasından gübre, tarım ilacı ve temizlik malzemesi yapacaklar