• $9,5936
  • €11,122
  • 555.598
  • 1522.28
9 Ağustos 2011 Salı

Elif Şafak ne kadar intihalci

Daha 21 yaşındayken yazarlığı bile kanıtlanmamış Zadie Smith'e yayınevi tam 250 bin pound avans veriyor. İngiliz yayıncılık dünyasını sarsan bu miktar 'İnci Gibi Dişler' (White Teeth) romanı için. Tabii beklenti çıtası da anında yükseldi.
'İnci Gibi Dişler' Batı edebiyatının en meşhur, en bilinen metinlerinden biri. Bir yazarın bu kadar göz önündeki kitaptan intihal yapması için düpedüz aptal olması gerek.
Oysa Elif Şafak çok akıllı, hatta zaman zaman zekasını kurnazlığa çalıştırıyor. O da Smith'ten aşırma yapmayacağını, yapılmayacağını bilir. Hele hele Batı'da adı bu kadar duyulmuşken, şöhreti hızla artarken kariyerine böylesi bir etik leke sürmez.
'İskender' romanının 'İnci Gibi Dişler'den apartma olduğu iddiasına bu yüzden ihtimal veremiyorum.
İyi de nasıl oluyor aralarında yayıncıların, çevirmenlerin, editörlerin olduğu bir koro Zadie Smith'le Elif Şafak arasında böyle bir paralellik kuruyor, bu intihal iddiaları bu kadar yüksek sesle gündeme geliyor?
Elif Şafak yazdıklarını bir başka yazardan çalmıyor ama Batı'da 'üçüncü dünya' kökenli yazarlara yol açan bir temadan, o akan nehirden nasibini almak için uğraşıyor.
Sahi, neden durup dururken bu romanı yazmak için İngiltere'ye taşındı sizce?
Eğer Türkiye gibi küçük bir ülkeden geliyorsanız, dünya edebiyatına katkınız sınırlıysa Batı'da kabul görmenin belli formülleri var. Kendi ülkenize küfretmek bunun bir yoludur, genellikle de kabul görür. Trinidad ve Tobago doğumlu V.S. Naipaul büyük şöhretini romanlarında kendi ülkesiyle dalga geçmesine borçludur mesela.
Kendi ülkenizin tabu konularında resmi ideolojinin dışında, Batı'nın hoşuna gidecek tezler öne sürmek de bir yöntemdir. Halil Berktay gibi bir profesör Ermeni Soykırımı çıkışıyla Batı akademi dünyasında kendisine kolaylıkla yol bulur. Orhan Pamuk '1 milyon Ermeni'yi öldürdük, 30 bin Kürt'ü kestik' demeseydi, sistematik olarak Batı gazetelerine Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde demeç ve makale vermeseydi böyle kolay kabul görür müydü?
Elif Şafak da bu yollardan geçti. En kolay ve garantili formül olan Ermeni Soykırımı temasını kullandı önce, bu sayede Amerika'da adını duyurdu. Ardından hem Batı'da, hem de kültürel iklimin sonucu Türkiye'de kabul görecek Sufizm'i işledi.
Dahası, Amerikalı yayımcı için cazip bir figür Elif Şafak: Başı açık, modern, Strasbourg'da doğmuş, güzel bir kadın İslam'dan bahsediyor, çok kültürlülükten, kadın olmaktan dem vuruyor. Kendi ülkesinde 'zulüm gördüğü' imajı da var; 301'den yargılanması Paul Auster'ın 'Sunset Park' romanına bile girdi!
Bu zulüm hikayeleri, ezilmişlik, hele de başı açık bir kadınsanız Batılı'nın çok hoşuna gider, bu imaj tutar; Elif Şafak da Ilımlı İslam sentezine, 11 Eylül sonrası Batılı'nın arzu ettiği Müslüman kadın figürüne son derece uygun. Böylesi bir kontenjan açığı vardı, ustaca bunu kullandı.
Kendisine kızmak yersiz, kuralları bir başka dünya belirliyor ve onların kurallarına göre oynarsanız kazanıyorsunuz. Elif Şafak'ın da yaptığı buydu.
Ama tabii bir aşamadan sonra nehir bitti. Nobel alamayacağını, treni kaçırdığını biliyor.
Neden İngiltere'ye gitti sorusuna dönersek...
İşte tam da bu yüzden. ABD'den alacağını aldı artık Elif Şafak.
Bütün yazarlığını mühendis gibi hesapçılık üzerine kurmuş biri olarak Monica Ali'nin, Hanif Kureishi'nin ve Zadie Smith'in yıkandığı nehri gözüne kestirdi. Belli ki 'İngiltere'de göçmenlikle ilgili bir şeyler yazarsam tutar' diye düşündü. Tamamı göçmen olan bu yazarlar gibi o da İngiltere'ye 'göçtü' ve o da bu davayı sahiplendi.
İçeriği değil ama formülü kaptı.
Böyle yayıncı düşman başına, Türkiye'deki Doğan Kitap'ın şuursuz bir editörü ağzından 'Ne Zadie Smith'i, bu konuları işleyen başka bir sürü yazar var, bakın kimler' diyerek ve isimleri vererek niyeti açık etti zaten!
Kendisini savunduğu mektupta 'İngiliz yayıncım ve ajansım defalarca okuyup çok beğendi romanımı' yazıyor Elif Şafak. Demek ki Türkiye'deki bu tartışmalar olmasa (ki İngiltere'ye illa ki yansıyacaktır) her şey planladığı ve istediği gibi gidecek.
Belki İngiliz vatandaşı olursa Booker bile verirler. Keşke... Bize başarısını, istediğini almasını sadece alkışlamak düşer.
Ama şunu da söyleyeyim: Benim gözümde büyük yazarlık bütün bunlardan çok bağımsız bir mertebe. Büyük yazarlık formüllerle, planlarla, gizli ajandayla değil, çok daha başka bir güçle oluyor.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Ekonomi basını uyuma
Türkiye'nin en büyük bankalarından Yapı Kredi'nin başındaki Tayfun Bayazıt
1 Ağustos'ta görevinden ayrıldı. Koç Holding'deki bu sarsıcı değişim ekonomi sayfalarında sadece küçücük bir haber olarak yer aldı.
Oysa adı en çok bilinen CEO'lardan birinden bahsediyoruz. Yıllarca büyük işler yapmış, büyük bankalar yönetmiş, nev'i şahsına münhasır bir yönetici.
Neden gitti acaba?
Bu sadece bir nöbet değişimi mi?
Dahası, çok sıradan bir nöbet değişimi olsa bile gazetelerde birkaç paragraflık haberden daha fazlasını hak etmiyor mu?
İşin ilginci, Bayazıt'ın vedasının altında çok ilginç bir 'hikaye' de yatıyor. Ama ekonomi sayfaları uyuyor, haberi görmüyor, önemsemiyor.
***
Koç Holding'in geleneksel hantal yapısıyla Tayfun Bayazıt'ın yenilikçi, meydan okuyan yöneticilik anlayışı sonunda duvara tosladı. İki ayrı anlayış bir arada yürüyemedi.
Koç Holding hala eski ezberlerle, yöneticilerinin 'imajına' dahi karışacak şekilde yönetilen bir şirket.
Tayfun Bayazıt'sa Batı'daki meslektaşlarından, söz gelimi bir Goldman Sachs CEO'sundan farksız yaşayan bir yönetici. Koç Holding ise o eski kafadan hala kurtulamadı. CEO'ları Ford marka arabayla gezsin istiyor mesela... Oysa Tayfun Bayazıt'ın Porsche'si var.
Bırakın bu eskimiş geleneklere uymayı, zamanında yönettiği bankalara patronları sokmamakla ün yapmıştı. Bu sayede de başarılı olmuştu.
Bir Vanity Fair olsa bu ayrılık hikayesinden kaç sayfalık bir haber dosyası çıkarırdı. Bizim gazeteciler uyusun.

<p>Bu enstantene Irak/Suriye, Libya tezkeresi oylamasında yaşandı. HDP Eş Genelbaşkanı Buldan yanlış

Tezkere geçmeseydi ne olurdu?

Tarım arazilerine zarar veren kahverengi kokarca ile ''samuray arıları'' savaşacak

Uyuşturucunun ''kimyasal parmak izi'' suçun kaynağına ulaştırıyor

Dev kayayı balta ile parçaladı! Ortaya bakın ne çıktı?