• $9,3071
  • €10,8604
  • 529.577
  • 1429.85
20 Aralık 2010 Pazartesi

CHP'de transseksüel krizi

CHP Parti Meclisi'ne açılım çalışmaları çerçevesinde giren yeni bir üye bugünlerde bir operasyona hazırlanıyor. Operasyondan kastettiğim CHP'de alışık olduğumuz gibi birbirini ihbar etme, kumpas kurma, partiyi bölme çalışması değil. Düpedüz operasyon; yani ameliyat.
CHP'nin yeni üyelerinden biri aniden cinsiyet değiştirmeye karar verdi. Bunun için de İngiltere'nin Charing Cross Hospital'ından gün bekliyor. Bülent Ersoy'un da operasyonunu başarıyla tamamlayan bu hastane şimdi bir kadın CHP'li üyeyi erkek yapacak.
Ve tüzüğünde 'kadın kotası' olan parti bir kez daha karışacak. Zira bu küçük değişiklik sonucu partideki kadın-erkek dengesi de kritik bir şekilde değişmiş olacak. Belli bir sayıda kadın üyenin partide yer alması gerektiğinden başka bir cinse geçiş hesapları da alt-üst ediyor.
CHP'liler bölünmüş durumda.
Bir kesim operasyonla cinsiyetini değiştiren üyenin Parti Meclisi'ne seçildiği günkü 'durumunun' esas alınmasını istiyor. Bir diğer kesimse yeni halinin.
Ara formül için cinsiyet değiştiren üyenin istifa etmesini, yerine de yedeklerden 'gerçek' kadın bir üyenin atanmasını önerenler var.
Bunun 'demokratik' olmadığını iddia edenlerse CHP'nin hemen Kurultay'ı toplayıp tüzük değişikliğine gitmesi ya da Parti Meclisi'ni yeniden seçmesi gerektiğine inanıyor.
Kısacası CHP'de sular yine durulmuyor.
***
Merak ediyorum, uydurduğum bu aşırı saçma senaryo bugünlerde CHP'yi karıştırmaya çalışanların aklına geliyor mu?
Kurultay gecesi başlayan 'kadın kotası' krizi, dün bir il başkanının delege olmaması nedeniyle Kurultay'ın iptal edilmesi gerektiği iddialarına kadar vardı.
Sabah, CHP Genel Merkezi'nde herkes kendinden emin ve rahattı. 'Kadın kotasından' hiçbir pürüz çıkmayacağını düşünüyorlardı.
Belli ki bu rahatlık öğlen saatlerine doğru 'karıştırıcılara' ulaşmış ki ardından da delege krizi yaratılmış.
Mükemmel işleyen kurumlara bile insan kusur bulmak için bakarsa illa ki aksayan birkaç nokta bulur.
Öyle anlaşılıyor ki CHP'de kusur bulmaya meraklı bir kesim var.
Gazetecilerin kendi aralarında yaptığı esprilerden biri Önder Sav ve adamlarının bir süre sonra Parti Meclis üyelerinden 'cinsiyet tahlili' isteyeceğiydi mesela: Seçilen üyeler gerçekten kadın mı, erkek mi kontrol edilecek düşünsenize...
Kusur bulma yarışına girilecekse inanın bu teorilerde 'uçuş serbest' olduğundan neler neler çıkar...
Aslında CHP'de şu anda yaşanan çok net: Eski bir ekip tasfiye oluyor ve giderken de yıkarak, yakarak gitmek istiyor. Kendilerine yar olmayan partinin hiç kimseye faydası olmamasını diliyorlar. Bu yüzden de verebilecekleri maksimum zararı verip köşelerine çekilmek istiyorlar.
Kriz çıkarıyorlar, bu krizi basına sızdırıyorlar, partinin yeni yönetiminin açığını aramaya harcıyorlar bütün enerjilerini. Ama bu çabaları da öyle ya da böyle sonuçsuz kalıyor, ellerinde patlıyor, hiçbir yere varamıyorlar.
Ve onların 'kriz' diye sundukları her şey teker teker çözülüyor.
Yıllardır bir partiye egemen olmanın, burada kurulmuş bir iktidarı bir anda kaybetmenin travması bunlar.
Bu fevri davranışların ise sadece partiye değil, Türkiye'ye de zarar verebileceğini hesaplamıyorlar ne yazık ki.

'Şirinler' benzetmesi tutar
KadIn üye krizinin çıktığı akşam herkes dört bir yandan telefonlara sarılıp ulaşabildiğine ulaşıp ayrıntı toplamaya çalışırken... Aramızdan biri de Önder Sav'ı aramaya yeltendi...
'Konuşur mu, konuşmaz mı, kesin açmaz' derken bir arkadaşımız espri patlattı: 'Şu anda arasan herhalde Gargamel gibi kahkahalar atarak açar!'
Ben bu Gargamel göndermesini, CHP'yi de 'Şirinler' (Smurfs) çizgi filmine benzetme işini sevdim.
Üstelik önümüzdeki sene bir 'Şirinler' filmi de vizyona girecek, bu karakterler yeniden popüler olacak.
'Şirinler'in mutlu-huzurlu hayatını kıskanan ve onları sürekli rahatsız etmek için şatosunda iksir karıştıran Gargamel'e karşılık... Bütün mavi küçük şapkalı küçük dostların saygı duyduğu, hürmet ettiği Şirin Baba olarak  Kemal Kılıçdaroğlu...

Ankara gazeteciliği üzerine notlar
AnkaralI gazeteciler biz İstanbulluların arada sırada başkente uğrayıp buradaki alışkanlıkları şaşkınlıkla takip etmemize fena halde bozuluyorlar... 'Sirke geldik her şey çok ilginçmiş' tavrı onları fena halde irrite ediyor... Bir de 'Ankara'nın en güzel tarafı İstanbul'a dönmesi' klişesine tahammül edemiyorlar...
- Bir Ankara gazetecisinin en fazla ihtiyacı olan şey telefonun şarj cihazı... Krizin nerede çıkıp, nerede patlak vereceği, hangi saatte kime ulaşılması gerektiği ve kimin arka arkaya aranacağı belli olmaz... Telefonun pili uzun konuşmalara hazırlıklı olmalı...
- Hemen hemen bütün gazetecilerin güne başlama, günü bitirme saatleri belli... Spontane buluşmalara, randevuya uymamaya, saatlerin aksamasına tahammül yok...
- Ankaralı gazeteciler arasındaki rekabet İstanbul medyasına kıyasla çok daha sert; sonuçta herkes kısıtlı bir malzemeden özel haber atlatma peşinde... Ama Ankaralı gazeteciler arasındaki dostluk ve dayanışma da bu rekabete kıyasla daha sağlam gözüküyor...

Baskını yerinde inceledik
Ankara'nIn 'hip' bölgelerinden Çayyolu'ndaki Park Caddesi geçen hafta bir baskınla gündeme geldi... Butcha isimli et restoranında çocuklarıyla oturan aileleri bir anda sivil polis bastı, kimlik topladı ve 'İçkili lokantada 18 yaşından küçük çocuk bulundu ve ailesine teslim edildi' diye zabıt tutuldu...
Dinlendirilmiş, kurutulmuş, bekletilmiş etleriyle meşhur olan bu restoran böylece bir İstanbullu'nun zihnine oturdu...
Gidip yerinde inceleyelim istedim...
Armutlu'daki Dükkan'dan, Günaydın Kasap'tan pek farkı yok... Belki biraz daha şık... Kesinlikle daha makul fiyatlar...
Yediğimiz içtiğimiz bize kalsın... Gördüğümü anlatayım: Pazar öğleden sonraydı ve Butcha'da bir tek çocuklu aile yoktu...

<p>Kardeşiyle birlikte aşıyı reddetti, koronavirüse  yakalandı. Şimdi onun en yakın arkadaşı, sürekl

“Son pişmanlık” fayda etmedi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Togo'ya geldi

Bufalonun hatası canına mal oluyordu! İşte o anlar...

İsrailli dalgıç Akdeniz'de Haçlılardan kalma kılıç buldu