• $7,4765
  • €9,0436
  • 441.721
  • 1556.77
11 Ağustos 2011 Perşembe

Bu teklifi kabul etmeli miyim

Geçenlerde e-mail'le bir teklifi aldım. Bir reklam ajansından geldi. Belli firmalar hakkında gün içinde twitter'a ileti yazmamı öneriyorlar. Müşterilerinden bir reklam metni gelecekmiş, ben de bunu takipçilerimle paylaşacakmışım. Üstelik, kendi kafamın yatmadığı firmayı övmek zorunda bile değilmişim...
Peşinen söyleyeyim: Tereddüt etmeden ilgilenmediğimi, bir daha bana bu konuda ulaşmamalarını söyledim. Gazetecilik bu gibi işlere yüz vermemizi engelleyen etik standartlarla örülü.
Ama bir yandan da sonradan 'Acaba eski kafalı mıyım, yanlış mı düşünüyorum' diye içime dert oldu.
Anlatayım...
Twitter'daki şöhretlerin takipçi sayısı çoktandır firmaların iştahını kabartıyor, biliyorum.
Bunun geçmişte bir anlamda sağlamasını da yaptım. Tesadüfen tattığım ve beğendiğim bir pizzacı hakkında bir tweet atmıştım. Sahiplerini hiç tanımıyorum, işin içinde herhangi bir 'hanut' yoktu. Sadece yemeksepeti.com'dan sipariş vermiştim, beğenmiştim, bunu da takipçilerimle paylaşmıştım.
Bir süre sonra pizzacıyla ortak bir arkadaşımız çıktı. O söyledi; meğerse ciroları tek bir tweet sayesinde yüzde 30 artmış. O an sosyal medyanın nasıl etkili bir pazarlama aracı olduğu gerçeğini bizzat yaşadım. Neden Kardashian'lara on binlerce dolar verildiğini de anladım...
Twitter'da ünlüleri takip eden insanların motivasyonu merak. Gazetecileri takip edenler ise merakın yanı sıra bilgi almak, öğrenmek için yazdıklarımızı okuyor. Hepimizin tek sermayesi inandırıcılık. Bunu kaybettiğimiz anda, tıpkı gazetede ve TV'de olduğu gibi takip eden kitle yavaş yavaş uzaklaşır, rakamlar erir.
Sosyal medyanın iyi taraflarından biri de ücretsiz oluşu: İzleyen de yazan da karşılığında bir şey almadığı için tamamen keyfe keder. Pek çok haber ilk kez twitter'da duyuluyor, İngiltere'deki yağma olayları gibi sıcak gelişmeler de an ben an twitter'dan takip ediliyor.
Benim de zaman zaman gazeteyi beklemeden özel haber yazdığım oluyor. Gazeteciliğin olmazsa olmaz ilkesi 'Haber beklemez' ya, bir konuyu anında yazmak hoşuma gidiyor.
Ama tabii bu sadece manevi bir tatmin.
Peki bu işin bir maddi boyutu da olmalı mı?
Düşünsenize, o kadar tweet yoğunluğu içinde her gün bir tane tanıtım. 'Şuranın kahvesi çok güzel' ya da 'Şu ürünü kullanın iyi gelecek' gibi. Okur buna tahammül edebilir mi?
Bir süre sonra 'inandırıcılık' sorunu çıkacağı kesin.
Doğrusu ben ürün tanıtmaktan, kullandığım ve beğendiğim bir şey hakkında yazmaktan çekinmiyorum. Bu bir restoran olabilir, yahut bir hizmet. Ama bunu yazarken ben de, okur da biliyor ki işin altında gizli bir anlaşma yok. Belki de bu yüzden bir pizzacının cirosunda böylesi olumlu bir artış oluyor.
Tanıttığım ürünlerden para aldığım ortaya çıkarsa aynı etkiyi gösterir mi? Hiç zannetmiyorum. 'Reklam yapıyor, ciddiye almaya değmez' derler.
Fakat diğer yandan böylesi bir 'reklam anlaşması' gazetecinin bağımsızlığına da katkı sağlamaz mı? Hele medyanın bu ortamında kendisine yer bulamayan, susturulmuş, medya düzeninin dışladığı ve kendisini sosyal medyadan ifade etmek isteyen bir gazetecinin önünü açmaz mı bu formül? Sesinin kısılmasına, teslim olmasına engel değil mi böylesi bir ekonomik güç?
Öyle küçük bir paradan da bahsetmiyorum, bu sistem tutarsa günde bir tweet karşılığında alınacak toplam para takipçi sayısına göre TV'lerin, gazetelerin verdiği ücretten daha fazlasına geliyor.
Gazetecilerin kazanacağı gücü düşünün: Hiçbir kuruma, hiçbir patrona, hiçbir dengeye bağlı kalmadan ayakta kalabilmeyi. Sonuçta bir gazetecinin en büyük gücü ekonomik bağımsızlığıdır.
Bu yeni düzen bizleri özgürleştirir mi?
Diyorum ama ben eski kafalıyım diye... O yüzden de üzerinde iki kere düşünmeden hemen reddettim böylesi bir teklifi. 'Ama'sı üzerinde durmaya değer ama.
twitter.com/orayegin
facebook.com/oryegn

Getto fena fikir mi
- Karışan görüşen yok... Şort giydin diye dayak yok, kırmızı sokaklar yok, her Ramazan'da alışık olduğumuz 'Neden oruç tutmuyorsun diye saldırılar' haberi yok...
- Etek boyu ölçmek, 'Hop bacağın açıkta, bizi tahrik etme' diye sokak kanunu uygulamak, kulakta küpe var mı, elinde bira şişesi mi tutuyorsun diye bakmak yok... Ama orduevi kapısında 'Kot giydik yasak' ya da 'Kirli sakalın var, olmaz' demek de yok... 
- Polis devleti yok... Köşe başında özel güvenlikler, İstiklal Caddesi'ndeki gibi elinde tüfekle adım başı dolaşan polis yok... Telefonda rahat rahat konuşulacak, 'Aman biri beni gözetliyor mu' diye paranoya yaşanmayacak... Yeni Akit gazetesi yok...
- Hayrettin Karaman yok... Mustafa İslamoğlu yok... Televizyonların yeni keşfettiği o evlilik danışmanı kadın yok... 'Dört eşli erkek' tartışması yok... Adnan Hoca, anti-Darwinism, Richard Dawkins'e yasak yok... 
- Baskı yok... İnanan-inanmayan ayrımı yok... 'İslamofobi' de yok, ateist düşmanlığı da... Alevifobi de yok, anti-semitizm de...
- Biz-öteki ayrımı yok... Kara listeler, propaganda siteleri,  yapmak, kategorilere sokmak yok. 'İrtica tehlikesi', 'takiye' tartışmaları yok... 
- Ayrımcılık, ırkçılık, gizli ırkçılık, nefret suçu, hedef gösterme, ihbar etme, tetikçilik, kendinden olmayana saldırma yok...

Fehmi Koru'yla helalleşme
Fehmi Koru ve alter ego'su Taha Kıvanç kısa süre önce yazmaya başladıkları Zaman gazetesinden ayrılarak Star'a geçti. Kimse üzerinde durmuyor ama Yeni Şafak'tan gönderildikten sonra da Star almak istemişti Koru'yu. 12 Haziran öncesi bu transfer gerçekleşmedi: Yeni Şafak'tan Koru'yu hangi güç attırdıysa, Star'a aynı güç aldırmadı.
Şimdi bu gecikmiş transfer 'helalleşme' vaadiyle açıklanabilir mi?
12 Haziran sonrası helalleşildi Koru'yla, bu sayede de daha rahat yazabileceği bir gazeteye geçti...
***
Acaba bir 'ara istasyon' olarak gördüğü Zaman'dan ayrılmasının altında da 'helalleşme' vaadinin bir başka yorumu yatıyor olabilir mi?
Aslında Zaman gazetesi ve Cemaat çok sevmez Koru'yu. Yıllar önce para için davayı sattığını, gazeteyi bıraktığını düşünürler ve bu ihaneti unutmazlar.
Ortada kalınca büyüklük gösterip yer açtılar Koru'ya. Eğer Zaman gazetesi olmasa yazacak hiçbir yer bulamayacak, affedilmeyi evinde bekleyecekti. 'Yatacak yer, önüne de bir kap yemek' misali bir köşede tuttular. Bir gün bile başmisafir muamelesi görmedi, göremezdi zaten.
Sonra 12 Haziran seçimleri geldi. Başbakan 'helalleşme' dedi, Cemaat da bu yönde sinyaller verdi. Eski düşmanlıklar, rövanş, çatışma sona ersin diye adım atıldı. Aşırı uçları törpülediler, hadleri aşanı gerektiğinde ekrandan bile çektiler. Bu konuda kararlılar; aralarında Ali Kıran Baş Kesen istemiyorlar artık. Kraldan çok kralcı insanların Cemaat algısına zarar verdiklerinin farkındalar.
Ancak Fehmi Koru hala eski hesapları, düşmanlıklarıyla varolan bir isim. Sermayesi bu. 'Onu atın beni alın'cı. Bu düşmanlık, sertlik ister istemez bir 'doku uyuşmazlığı'na yol açtı. Zaman gazetesinde kol kırılır, yen içinde kalır. Dışarıya 'Her şey yolunda' mesajı verilir. Ama emin olun bu ayrılık yansıtıldığı kadar mutlu bir boşanma değil.

Not:
Sevgili Fehmi, yeni gazeten hayırlı olsun. Umarım asansör olmaz, birinci ligde oynamaya devam edersin. Hayırlı olsun çiçeğim ve lavanta kolonyan yolda.

<p>Angela Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin genel başkanlığına seçilen A

Türk dostu Armin Laschet kimdir?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kısıtlamaların sona ermesiyle İstanbul'da hareketlilik başladı

Rıdvan Dilmen: Beşiktaş şampiyonluğa inanmış