• $7,4703
  • €9,055
  • 423.307
  • 1472.37
11 Nisan 2011 Pazartesi

Bu gazeteciyi tanıdınız mı

- Ülkenin en önemli gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni. Gündem onun tarafından belirleniyor, medya onun neler diyeceğini merak ediyor. O kadar güçlü, etkin.
- Aslında hem iktidarla, hem muhalefetle arası iyi. Ülkede tansiyon yükselirken 'arabulucu' rolünü üstleniyor, gerginliğin azalması yönünde iyi niyetli yayınlar yapıyor. Ülkenin yollarına barikatlar kurup hayatın akışını engelleyen protestocuları kınıyor, ama bir yandan da köşesinde hükümetin yolsuzluklarını ve yarattığı baskı ortamını eleştiriyor.
- Ancak geçen hafta sonu ülke medyasının en kuvvetli konumundan 'istifa' etmek zorunda kaldı. Gazetesi yayın hayatını sürdürsün diye kendi koltuğunu feda etti. Eğer kellesini vermese hükümet gazeteyi kapatacaktı.
- Hükümet 'acil durum yasası' altında kendisini eleştirenleri kapatma yetkisi çıkardı yakın zamanda: Sadece gazeteler değil, muhalif partiler de kapatıldı. Göstericileri tedavi eden doktorlar tutuklandı.
- Bir süre önce birtakım maskeli adamlar gazetenin yazı işlerini bastı; ellerinde sopalarla, kılıçlarla. Binayı kuşattılar, gazetecilerin işe gelmesini engellediler.
- Bu süreçte birden gazeteye dışarıdan e-mail'ler gönderilmeye başlandı. Üç-dört gün içinde farklı isimlerden yollanan bu mektuplar küçük haberler veriyordu: Polis barikatında dövülen birinin fotoğrafı, yakılan bir araba, saldırıya uğrayan bir genç. Gazetede çalışacak adam kalmamıştı, insanlar evlerinden yazmaya başlamış, mutfak da boşalmıştı. Bu yüzden de gazete bu haberlere hiçbir elekten geçirme fırsatı bulamadan yer verdi. Zaten ülkede böyle olaylar yaygındı; haberler de inandırıcıydı.
- Ne yazık ki bu haberler doğru çıkmadı. Gerçekten yakılan arabalar, dövülen insanlar vardı ama adları değiştirilmiş, başka gazetelerden alınmış ve içeriği çarpıtılmıştı.
- Bilgisayar uzmanları bu e-mail'lerin gazetenin sistemine tek bir merkezden düzenli olarak yollandığını ortaya çıkardı. Bu süreçte, yandaş medya da bu haberleri ve orijinallerini elleriyle koymuş gibi buldular, sistematik bir linç kampanyası başlatıldı. Toplumda bölünme duygusunu teşvik eden, ülkedeki istikrarı ve huzuru kasten bozan haberler yayınlamakla itham ettiler gazeteyi.
- Kampanya karşılığını buldu, Genel Yayın Yönetmeni istifa etti. Onun istifasının ardından dengeli yayın politikası tamamen ortadan kalktı, gazete tam bir 'yandaş medya'ya dönüştü. Sadece hükümeti öven haberlere yer verdi, hükümet sözcüsü gibi davranmaya başladı.
- Gazetenin adı Al Wasat, istifa eden Genel Yayın Yönetmeni ise Mansour Al-Jamri. Bütün bunlar geçen hafta Bahreyn'de yaşandı. New York Times'da önceki gün Al-Jamri'yle yapılan söyleşiyi okuyunca 'İyi ki bizde ileri demokrasi var da böyle şeyler olmuyor' diye düşündüm.

Kurallar herkes için geçerliyse
Her şey şaka gibi başladı. Sırrı Süreyya Önder, Radikal'deki köşesinde milletvekili adayı olacağına dair bir yazı yazdı. Ben ironi yapıyor zannettim; meğerse gerçekmiş. Neden bir insan durup dururken milletvekili olmak ister, Sırrı Süreyya neden bu yarışa dahil olmak ister anlayamam.
Tıpkı Doğan Etik Konseyi'nin siyasete giren yazarlarla ilgili kararının neden onu bağlamadığını anlamadığım gibi.
Bilindiği gibi siyasete giren yazarların köşelerini bırakmaları gerekiyor. Yanlış anlaşılmasın, Önder'in köşesinden olmasını istiyor değilim. Bence yazar olarak yapacağı katkı, milletvekili olarak yapacağı katkıdan daha büyük.
Benim takıldığım nokta başka, bir ilkeden söz ediyorum: Bir kural varsa bu herkes için geçerli değil mi?
Sırrı Süreyya Önder 'Seçilirsem yazılarımı bırakacağım' demiş. Halbuki 'Seçilmezsem köşeme döneceğim' deyip şimdi istifa etmesi gerekirdi. Hurşit Güneş, Binnaz Toprak, Aydın Ayaydın gibi isimler böyle yaptı. Zaten isteseler de istemeseler de fark etmez, kural bu.
Ama geçen seçimde bağımsız aday olarak yarışan Baskın Oran'ın yazılarına yer vermeye devam etmişti Radikal İki. Şimdi yine Radikal'de Sırrı Süreyya Önder seçime kadar yazacakmış. Kendi milletvekilliğini köşesinden duyurması, bu süreçte de köşeyi kullanacağı anlamına gelir mi?
Bir sürü etik sakınca var bu işte... Bakalım bu konu nasıl çözülecek...

Bir gün bir kitap okudum ve...
Dönüp dolaşıp yine 'Sunset Park'tan, yine Paul Auster'dan bahsediyorum. Geçen gün Ahmet Kekeç de bu konuda bir pas atmış bana. O da çok beğenerek okumuş 'Sunset Park'ı ama asıl favorisi Auster'ın 'Görünmeyen' romanıymış.
Aslında ben bir Auster cahiliydim. Yıllarca Can Yayınları'nda görev yapan ünlü editör İlknur Özdemir bu yazarı Türk okuruna tanıtan isimdir. Ama sadece tanıtmakla kalmadı, Auster'ın Türkiye'de bir fenomen olmasını sağladı. Amerika'da bir kitap çıkarıldığında bizdeki kadar olay olmuyor.
Yıllarca Auster'dan uzak durdum. Ne yalan söyleyeyim 'fazla popüler' buldum ve beğenmeme korkusuyla bulaşmadım. 'Smoke'u, 'Blue in the Face'i falan izledim en fazla.
Ama bir gün elime 'Neymiş bu adamın sırrı' diye 'Sunset Park'ı aldım. Bir kere adı ilgimi çekti; Brooklyn'in semtlerinden biri. Auster'ın yaşadığı entelektüel-bohem Park Slope'a komşu ama az gelişmişi.
'Bunca yıldır Paul Auster okumamış olmanın utancını yıkmak için' okumaya başladım ve çok beğendim. Çok iyi bir roman ama benim beğenme nedenim şahsi; terk edilmiş bir daireyi işgal eden gençlerin hikayesi bana ilham verdi. Hayatta yeniden başlama şansı vardır, bir ikinci seçenek ortaya çıkar diye umutlandım...
Hemen ardından 'Görünmeyen'i de okudum tabii ki. O da muazzam bir roman, harika bir kurgu. Ama o etkiyi bırakmadı bende...
Neyse, lafı dolandıra dolandıra asıl söyleyeceğimi unuttum.
'Sunset Park'ın şehir yaşamına da bir katkısı olmuş New York'ta. Uzakdoğulu göçmenlerin ağırlıkta olduğu semt birden bu romanla beraber ilgi çekmeye başlamış. Park Slope'a alternatif bir yere dönüşmüş. Romandan sonra buraya taşınanların, burada yeni bir hayata başlayanların sayısında artış olmuş.
Park Slope geçen sene 'New York'ta yaşanacak en iyi yer' seçilmişti, fiyatlar da patlamıştı. Şimdi 'Sunset Park'ın yıldızı parlıyor, semt yükselişe geçiyor.
Bu dalganın arkasında da Paul Auster var. Demek ki sadece bana değil, okuyan pek çok kişiye ilham vermiş satırları. İnsanların hayatını değiştirtecek kadar.
Bir yazarın asıl gücü de bu değil midir?
'Bir gün bir kitap okudum hayatım değişti' cümlesinin karşılığı işte.

<p>ABD Başkanı Joe Biden'ın talimatı ile Suriye'deki İran destekli gruplara hava saldırısı düzenlend

ABD'den Suriye'ye hava saldırısı: Suriye'deki İran destekli gruplar vuruldu

Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nde son durum havadan görüntülendi

Dünyanın en büyük tam panoramik müzesi 1 milyon ziyaretçi ağırladı

Mavi vatan nöbetinde geçen yıl 12 bin 655 hayat kurtarıldı