• $7,2553
  • €8,7389
  • 405.631
  • 1527.45
28 Nisan 2011 Perşembe

Bu bir Başbakan güzellemesidir

Jean Baudrillard, Amerika izlenimlerinde New York'ta delilerin serbest bırakıldığını yazar. Şehre serbestçe salındıklarını, diğer punk'lardan, junkie'lerden, bağımlılardan, fakir fukaradan kolay kolay ayrılmadıkları vurgular: 'Ancak New York gibi çılgın bir şehir delilerini gölgede saklar, ama aslında bu deliler şehri ele geçirmişlerdir.'
New York'u dünyanın merkezi yapan, hayatımıza yön veren hemen hemen ne varsa bu şehirden çıkmasına neden olan bu deli enerjisi olsa gerek.
Yıllar içinde Manhattan adası her türlü deli fanteziye de ev sahipliği yaptı. Dev bir gorilin gökdelenin tepesine tırmanıp kendi eline sığan bir kıza aşık olduğu şehir burası. Peter Parker isimli genç bir gazetecinin bir örümcek ısırığı sonrası kendini binalardan sarkıtarak özgürleştiği yer de.
Amerika'nın gizli bir el tarafından havaya kaldırılıp şöyle yana doğru sallandığı, bütün 'sapmaların' Manhattan'da hapsolduğu konuşulur. Manhattan'ın dev bir hapishane olduğu da.
Hakkında sınırsız efsane üretilmesi özünde Manhattan'ın bir özgürler adası olmasından gelir. 'Her çeşit insan' klişesi var ya, bu adanın sokakların o insanların kendilerini bulması, kendilerini ifade etmesinin alanıdır. Bu yüzden de Manhattan'dan büyük sanatçılar, büyük düşünürler çıkar.
Epey bir zamandır Türkiye'de yaşayan milyonlarca insanın bir 'ada' özlemi olduğunu düşünüyorum. Küçük olsun, bizim olsun diyebileceğimiz bir ada... Bu ütopya bir özgürlük adası, kimsenin kimseye karışmadığı, ilerici, modern, çağdaş bir yaşam alanı özlemidir.
Türkiye geleneksel olarak delilerine yaşam alanı vermeyen, onları kapatan bir ülke ne yazık ki. 'Sürüden ayrılanı kurt yer' inancıyla yetiştirilmiş çocukların doğduğu bir yer. Hizaya gelmeyenin zorla hizaya getirildiği, hoyratça sıradan olmaya zorlandığı ve giderek de bu hizaya getirme merakının daha baskın olduğu...
Dün, 'Çılgın Proje'yi dinlerken kendi kendime hayallere daldım.
Oturduğum ev durup dururken bir anda yalı dairesi olacak!
Acaba İstanbul'da oluşacak o yapay ada tıpkı Manhattan gibi bizim kendi 'Deliler Ülkemiz' olabilir mi?
Bu küçücük adada baskıdan, yargılanmaktan, başkaları ne düşünür korkularından sıyrılıp yaşamamız mümkün olabilir mi?
Herkesin kabul gördüğü, sıradışı olmanın sapkınlıkla eşdeğer görülmediği, hizaya gelinmediği, düşüncelere kilit vurulmadığı bir ada.
Otobüslerinde, metrolarında insanların özgürce öpüşebildiği bir ada.
Sokaklarında içki içilen, galerilerde hayal gücünün zorlandığı eserlerin sergilenip infiale yol açmadığı, çocukların muhafazakar standartlarla terbiye edilmediği, beyinlerdeki sansürün yok olduğu...
Kendi kendine konuşanlara da yaşam alanı tanıyan, onların da evim diyebilecekleri bir yer...
Sürüden ayrılanlar, ayrılmaya niyetli olanlar için bir ada... Bir ütopya işte... Heykelleriyle, insanlarıyla, sokaklarıyla, ruhuyla hep hayalini kurduğumuz bir yeni İstanbul. İsterlerse etrafımıza kafes örsünler, fark etmez.
Üstelik, 'ada hayatı' rahattır, güzeldir. Biraz rahat nefes alırız.
Doğrusu bu 'Çılgın Proje' benim hoşuma gitti... İyi ki düşünmüşler.
Sayın Başbakan, bize küçük adamızı verin başka bir şey istemiyorum.

Hasan Abi!
Hasan Cemal, hiç üşenmeyip İstanbul'dan kalkıp Teksas'ta kanser tedavisi gören Ufuk Güldemir'i ziyarete gitmişti. Beraber ava bile çıkmışlardı. Güldemir'in yıllarca beraber çalıştığı, sonradan çok yakın dost olduğu Cemal'den 'Hasan Abi' diye söz etmesi dikkatimi çekmişti.
Aynı günlerde Başbakan Erdoğan da Hasan Cemal'den 'Hasan Abi' diye söz ediyordu.
Ufuk Güldemir'e sormuştum bu 'abi' hitabını: 'Hep öyle derdik' diye yanıtlamıştı, 'Bir kere genel yayın yönetmeni, hep genel yayın yönetmeni derler. Şimdi Hasan Abi iyice yapışacak üstüne, herkes ona Hasan Abi diyecek.'
Daha tecrübeli, kıdemli gazetecilere 'abi' diye hitap etmek bir basın geleneğidir. Bu yaşla ilgili bir hitap değil, o kişinin meslekteki yıllarına saygıdır. Ve bir bayrak gibi nesilden nesle taşınır 'abi' hitabı.
Hasan Cemal de Hasan Abi'dir...
Dün, Milliyet'in yeni patronlarından Ali Karacan'ın ona yazdığı mektuptaki 'Sevgili Hasan' ifadesi şaşırtıcıydı.
Karacanlar eski basın geleneğini yaşatmak için sektöre geri döndüklerini vurguluyorlar. Değişimin ilk ipuçları bu yeni üslupta gizli olmasın?
***
Hazır yeri gelmişken haber vereyim: Hasan Cemal kısa süre sonra artık Milliyet yazarı olmayacak.

Batsın bu dünya
Gazeteci olarak sorumluluğumuz önce kime? Okura mı yoksa kendimize karşı mı? Bizim de parçası olduğumuz hayatın sarsıntılarının bizi etkilemesine göz yumup işimizi mi yapacağız, yoksa hayatın hoyrat akışının doğal sonuçlarına teslim mi olacağız? Bu sonu gelmeyen, bizlerin zaman zaman yaşadığı bir tartışma.
Ertesi gün çıkarılması gereken gazeteler var. Yazılması gereken yazılar, haberler. Çizilmesi gereken sayfalar, atılması gereken manşetler. Bir gün sonra birileri neler olduğunu bizden haber almak istiyor haklı olarak.
O zaman ne yapacağız? Gazetecilerin sık sık duygusuzlukla suçlanması bu çelişkiden ötürü olsa gerek.
Köşe yazarıysanız, köşenizin alanları özgürse duygularınızı ifade edebilme hakkınız var ama.
Pazartesi sabahı çok uzun yıllar öncesinden tanıdığım genç bir adamın ölümüyle sarsıldım önce. Adını ilk kez duyduğumda Beşiktaş'ın ümit vaat eden bir futbolcusuydu. Dünyanın en güzel çocuklarından biriydi ayrıca. 23 yaşında trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiş Emre İncemollaoğlu. Daha 23'müş... Ben onu tanıdığımda çocuktu herhalde...
Dün, Arman Kırım'ın ölüm haberini aldım. Arman Kırım'ın yaşayacağına inandığımı yazdığım gün üstelik.
Pazar günü söyleşiyi okuduğumda hakkındaki düşüncelerimi 'ardından' değil, o hayattayken kaleme almak istemiştim. Mesleki deformasyon işte, 'Keşke bir gün önce yazsaymışım o da okusaymış' diye aklımdan geçti ilk olarak.
Hayat bu kadar acımasız, adaletsiz olmak zorunda mı...
Emre hayattan beklediği hiçbir şeyi alamamış gencecik bir çocuktu.
Arman Hoca, 'Hayat bana ne istediysem' verdi diyordu ölmeden birkaç gün önce.
Kafamda Arman Hoca'nın eşi Yudum'un sözleri yankılanıyor: 'Hangimiz uzatmaları yaşıyoruz, hangimiz nizami maç saatleri içinde... Bilen var mı?'

<p>Düşüncelerimizi durdurmanın bir yolu var mı? Uzman Psikolog Derya Yalçınkaya, aşırı düşünmenin sa

Aşırı düşünmekten nasıl kurtuluruz?

Niğde'de kaçak kazı yapan 4 kişi suçüstü yakalandı

Akkuyu Santrali'nde ikinci ünitenin konsol kirişinin kurulumu tamamlandı

Adıyaman'da ''Gastropod'' nesline ait hayvan fosili bulundu