• $7,4168
  • €9,0312
  • 442.877
  • 1542.45
27 Temmuz 2011 Çarşamba

Bizim Avustralyalılara ne oldu

Telekulak skandalı artık görmezden gelinemeyecek noktaya varınca İngiltere Parlamentosu bir komisyon kurup Murdoch'ları dinlemeye karar veriyor. Önce babaya haber gidiyor, dünyaya hükmeden Rupert Murdoch 'Bu aralar hiç vaktim yok' diyor. Oğlu James biraz daha anlayışlı ve 'Ağustos sonuna kadar olabilir' diye yanıt veriyor. Siyaseti hizaya getirmeyi seven Murdoch'lar dünyanın hala kendi etraflarında döndüğünü düşünüyorlar o an.
Parlamento da tam bu durumu sineye çekecekken son anda uyanıyor. 'Bir dakika olur mu öyle şey, biz ne zaman istersek o zaman geleceksiniz' diye resti çekiyor.
Geçen hafta James ve Rupert Murdoch komisyonun karşısında ifade verdi.
James Murdoch mükemmel saç kesimi, cilt bakımıyla modern bir Bruce Wayne gibi. Babası Rupert'la ortak manikürcüleri olmalı; bu kadar beyaz tırnak hiç kimsede görmedim. Pürüzsüz suratlı James hangi nemlendiriciyi sürüyor acaba?
İkisinin de takım elbisesi hiç kırışmıyor.
Kağıt tabağa tıraş köpüğü sıkıp Rupert Murdoch'ı hedef almaya kalkan protestocunun hamlesinden sonra o ceket çıkıyor.
80 yaşında muhattap olduğu sorulara tereddüt ederek, 'Tekrar sorun', 'Anlamadım' diyerek yanıt vermesinden belli olan Rupert Murdoch için simgesel bir an. İnsan bir gömlekle komisyonun karşısında kaleleri düşmüş, terlemiş, pes etmiş, köşeye sıkıştırılmış gözükebilir.
Avustralya'dan çıkarak dünyaya hükmeden Rupert Murdoch'ın o anı aklıma ister istemez Türkiye'nin Avustralyalısı Dinç Bilgin'i getirdi. Murdoch'ın o uzak kıtadan fethi gibi, 80'lerdeki Sabah devriminin ardından İstanbul medyasını ele geçiren İzmirli gazetecilere Avustralyalılar denirdi.
Yaptığı türlü cambazlıklar ve sahtekarlıklar yüzünden en önemli kalesini kaybeden Dinç Bilgin 'Bir tek ceketimi alıp gidiyorum' diye veda etmişti Türk medyasına.
Murdoch'ın sonu da Dinç Bilgin gibi olur mu?
İkisinin de hakkını verelim, medyaya büyük yenilikler getirdiler. Ama ikisi de her türlü kirliliğe, yozlaşmaya, çarpıklığa onay verdi. Bugün Türk medyasındaki çarpıklıklara, ihale takipçiliğine, tetikçiliğe derinlemesine bakın, mutlaka kökeninde Dinç Bilgin'i göreceksiniz. Uzanlar gibi gazeteciliği ciddi anlamda kirletti bu hırsı kendinden büyük adam.
Onun da tıpkı James gibi oğlu vardı, bir de Clifford diye damadı.
Dünya eskisi gibi paranın ve gücün belli bir zümreye ait olduğu eski günlerdeki gibi işlemiyor artık. 'Parayla imanın kimde olduğu bilinmez' denir ya, Türkiye'de de dünyada da yepyeni figürler ortaya çıkıyor.
Bir zamanlar New York'un en entelektüel gazetesi olan Observer'ı gencecik emlakçı bir erkek çocuğu 'Babamın yaptığı yolsuzluklardan sonra ona çok yüklendiler, bari medya sahibi olayım' diyerek satın alabiliyor. Yönetemiyor, bu işi beceremiyor ama yeni paranın cüret, had bilme gibi dertleri yok.
Murdoch 'İstifa etmeyi düşünmüyorum çünkü bu işi temizleyecek tek kişi benim' diyor. Dinç Bilgin ise kendi pisliğini bile temizlemekten acizdi.
Türk medyasında Avustralyalılara karşı harekat sadece Dinç Bilgin'in kellesini almadı. Doğrudan ya da dolaylı olarak Dinç Bilgin'in gidişiyle basındaki bir İzmirli zihniyeti de bir şekilde tasfiye oldu. Eskiden İzmirli gazeteciler tarafından çıkarılan, yönetilen İstanbul medyası şimdi ağırlıklı olarak Anadolu kaplanlarına emanet.
İyi İzmirli gazeteci gibi, kötü İzmirli gazeteci de vardı. Ama rakamları, yaratıcılığı, bazının etkinliğini bugünle kıyasladığınız zaman da Avustralyalıların artık mumla aradığımız bir tarafları olduğu da kesin.
Bugün Murdoch'ın düşmesi için tetikte bekleyen, ona bir tekme daha atmaya hazır rakiplerine bakıyorum. Oysa Murdoch basına çok büyük katkıları olan, bu işi bilen, hepimize gazeteciliğin başka bir tarafını da öğreten bir patron.
Bizdeki Avustralyalıları düşünüyorum. Medyadan bu kıtanın tasfiyesi hiç kimse için iyi olmuyor.

Asmalımescit'e bir de buradan bakın
Asmalımescit'in ilk sakinlerinden uluslararası sanatçı Selda Asal'dan mahallenin dönüşümüyle ilgili uzun bir mektup almıştım epey önce.
Dünkü Hürriyet'te mekanlara yönelik yeni uygulamayı eleştiren Mehmet Y. Yılmaz 'Burası eskisi gibi uyuşturucu satıcılarının ve fuhuşun merkezi mi olsun' diye sorunca bu mektubu hatırladım. Doğrusunu isterseniz, Asmalımescit eskiden öyle korkunç, rezil bir yer değildi.
- - -
Bakın ilk tanıklardan Selda Asal nasıl anlatıyor:
 '1991'de Şehbender Sokak'ta yürüyordum. Tüm Beyoğlu sokakları gibi burası da 1955 sonrası boşalmış, yerine gündüz tekstil atölyeleri, cilacılar geceleri de karanlık işleri döndüren geceyarısı esnafları gelmiş... Uzaktan Rachmaninoff çaldığını duydum, yaklaştıkça bir mobilya cilacısına vardım. Sessizce içeri girdim ve 'Aaa Rachmaninoff dinliyorsunuz' dedim. O sırada henüz adını bilmediğim rahmetli Fethullah amca bana 'Evet, aslında ben 2. konçertosunu daha çok severim, isterseniz onu çalayım eğer' dedi. Sonra ben orada belki bir saatten fazla kaldım ve Fethullah amca ile müzikten, duvarında asmış olduğu arkadaşlarından toplamış olduğu yağlıboya yapılmış resimlerden konuştuk. O zaman karar verdim, bu sokakta atölyem olmalı diye.
'Sokağın kendi ritminde atölyeme gidip gelmeye başladım. Gündüz gözüyle çalışmak ve karanlık olmadan 'gece esnafları' işe koyulmadan çıkmak gibi.
'Ama bir şey daha anlatmalıyım, bu sokağın pisliğine rağmen nasıl kendi başına bir etiği olduğunu.
'Atölyeme her gün gidip geliyorum, bir gün bazı sayfaların fotokopilerini çekmek üzere 9 yaşlarından beri tuttuğum güncelerin en önemli olanlarını bir çantaya doldurmuş arabayla atölyeme gelmişim.. Arabayla o güne kadar hiç gelmemiştim, atölyeye yakın bir yere park etmişim, akşamüstü arabaya binmek için ilerlediğimde bir baktım arabanın camı kırılmış ve o içi günce dolu çanta çalınmış. Çok üzüldüm ve tek tek oradaki çöp kutularının içlerini karıştırırken bir baktım 'bizim çocuklar' geliyor. Bizim çocuklar dediğim, binalardan birinin bir katını işgal edip, geceleri kapkaç yapan, evleri soyan çocuklar. 'Abla ne arıyorsun' dediler, ben de durumu anlattım, defterlerin benim için önemini vs... Onlar o arabanın benim olduğuna şaşırdılar, ben de konuşmalarından onların yapmış olduğunu anladım. 'Siz bilirsiniz, belki sizin arkadaşlarınız... Mümkünse şu defterleri karşı binanın girişine bırakabilirler mi?' dedim. 'Tamam abla, hiç merak etme ' deyip gittiler.
'Aradan zaman geçti, oranın kapıcısına gittim, durumu anlattım, 'Aaa' dedi 'O defterleri ben aldım, birer birer okuyordum.'
'Aman, dedim, onları bana ver, ben sana ne kitabı seviyorsan alayım.
'Ben aslında felsefe severim, deyince kapıcıya Heidegger, Hegel ne bulduysam götürdüm. Şimdi o zamandan şu zamana geri dönersek ne kadar değişmiş, o farklı farklı renkler, kimlikler nasıl monotona dönmüş, insanlar saldırgan, açgözlüleşmiş bunu görüyor ve alışamıyorum.'
- - -
Asal'ın büyük emeklerle kurduğu uluslararası sanat platformu 'Apartman Projesi' ne zamandır rant kapmak isteyen biracıların saldırıları, tacizleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. Sanat işlerinin sergilendiği apartmanın camları biracı tenteleriyle kapatılıyor, kapıya masalar konarak giriş çıkışlar engelleniyor.
İtirazların karşılığında personel pis bakışlar atıyor, mekan sahipleri tehdit ediyor, hatta birkaç sefer apartman boşluğunda iş fiziki saldırı girişimlerine bile döndü.
Selda Asal ve onlarca mahalle sakini zamanında 'bizim çocuklardan' çekmediğini Asmalı'daki ranttan gözü dönmüş, sokakları azgın hırslarıyla işgal eden biracılardan, bar sahiplerinden çekiyor.
Bugün masalara yönelik operasyondaki vur deyince öldürme boyutunu kabul etmiyorum.
Ama o sokaklarda bu çirkin insanları, onların yaptıklarını hatırlayınca da 'Oh olsun' demekten kendimi alamıyorum.
'Gelirimiz çok düştü, ayakta kalamayız' diyen bar sahiplerine 'Beter olun' demek geliyor içimden.

<p>Başkan Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazı çıkışı basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Erdoğan

Kafe ve restoranlar ne zaman açılacak? Başkan Erdoğan açıkladı!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

1 milyon kibritle öyle bir şey yaptı ki

Gaziantep'te tır kazası! Yol trafiğe kapandı