• $7,4294
  • €8,982
  • 412.302
  • 1471.39
25 Nisan 2011 Pazartesi

Biz devrimde ne yanlış yaptık

Geçenlerde yabancı bir gazeteciyle konuştum. Yakın zamanda görev yeri değişecek ve ısrarla İstanbul'a tayini çıksın istiyor. Kendi gazetesini de buna ikna etmek üzere. Batı Basını, kendilerini zorlayan bütçe kısıtlamaları yüzünden eskisi gibi her ülkede muhabir bulundurmuyor artık. İstanbul da çoktandır Ortadoğu masasındaki gazeteciler için ev sahipliği görevi görüyor.
Ancak bir yandan da Türkiye'den haber fışkırıyor. Gün geçmiyor ki yabancı bir gazetede detaylı bir Türkiye analizi, izlenimi yer almasın. Bu da ister istemez gazetecilerin Türkiye'ye yönelik iştahını kabartıyor.
Mısır, Libya, Yemen derken aslında bölgenin nabzı Türkiye'de atıyor. Ve her ne kadar bizler farkında olmasak da dış dünyadan bakıldığında belki de en sarsıcı değişimi Türkiye yaşıyor.
Önceki gün Can Dündar haber peşinde 24 saatinin nasıl geçtiğini yazdı. Aynı güne Bedri Baykam'ın bıçaklanmasını, İnsanlık Anıtı'nın yıkılmasını, Yüksek Seçim Kurulu'nun BDP'li bağımsızlara yönelik kararını, protestoları, Başbakan'ın '5-10 bin genci karşılarına koyarız' açıklamasını, Emek Sineması'nın yıkılmasına karşı protesto gösterilerini sıkıştıran bir ülke Türkiye. 'Hangi ileri demokrasi bir gecede peş peşe bunca kasvetli haberi bir arada sunabilir ki yurttaşlarına' diye soruyor Dündar.
Bizim için kasvetli, ama başkaları için tam da bu yüzden ilgi çekici bir ülke Türkiye. Çünkü heyecan bitmiyor, haber azalmıyor, her an dinamik, her an gergin, patlamaya hazır bir bomba gibi.
Yabancı gazeteciler sırf bu yüzden böyle bir dönemde Türkiye'de olmayı önemsiyorlar. Tıpkı Berlin Duvarı'nın yıkılması gibi Türkiye'nin geçtiği sürecin parçası olmayı tarihe tanıklık olarak görüyorlar.
Bu konuda da haksız sayılmazlar. Öyle ya da böyle, iyisiyle kötüsüyle artık yepyeni, bambaşka bir Türkiye kuruluyor.
Şu son sekiz yıl gösterdi ki Türkiye'de herkesin kendisine bir 'balans ayarı' yapması, ezberini bozması, bildiklerini unutması ve kendi kendini yeniden icat etmesi gerekiyormuş.
Türkiye bütün kurumlarıyla yenileniyor. Bunların bir kısmı iyiye doğru: Asker kışlasında artık, CHP yüzde 20'lik katı laik tabanın dışına çıkıp adındaki 'Halk'a açılıyor, ardı ardına yaşanan şoklarla beraber medyanın bir kesiminde 'uyanış' gözleniyor. Kürtlerin siyaset üzerinde yıllardır görmezden gelinen etkisinin ne kadar fazla olduğu ortaya çıkıyor. Ortadoğu ateşi Güneydoğu'yu da kavuruyor ve belki sonu sınırların değişmesine kadar varacak olan bir devrimin ilk adımları atılıyor.
Önce üniversiteliler, ardından liseliler seslerini çıkartıyor, sokağa dökülüyor. Medya ilgi göstermiyor ama sağlık çalışanları 500 gündür eylem yapıyor... Gençler İETT'ye inat otobüslerde, metrolarda, tramvaylarda öpüşüyorlar...
Türkiye'nin Berlin Duvarı yıkıldı, yıkılacak. Yaşadığımız aslında bir devrim sürecidir.
Avrupa neredeyse ölmek üzere olan, çırpınan, hiçbir şeyin değişmediği, belli bir döneme hapsolmuş bir medeniyet...
Amerika kendi iç sorunlarında boğulmuş, çökmek üzere olan imparatorluğunu kurtarma derdinde...
Ortadoğu, özellikle Türkiye ise heyecan verici. Sırf bir seyahat noktası olarak bile.
Dünyanın geri kalanına bu kadar heyecan veren bir ülkenin, kendi vatandaşlarının büyük bir bölümü ise bundan hiç nasibini almıyor.
Dış dünya Türkiye'deki değişimleri her zaman onaylamasa da ilgiyle takip ediyor, ama bu bakış açısı Türkiye'de karşılığını bulmuyor.
Bir yanda heyecan, bir yandaysa endişe ve karamsarlık var.
Belli ki Türkiye'de bir şeyler yolunda gitmiyor. Peki biz bu devrimde neyi yanlış yaptık?

Pazar operasyonu
Ertuğrul Özkök'ün Pazar Yazıları neden gazetenin birinci sayfasından anonslanmaz bilir misiniz? Çünkü bu bir Hürriyet geleneğidir. Ta zamanında patron Erol Simavi bu yazılara, köşe yazarlarının Pazar günü gündemden başka konulara değinmesine itiraz etmiştir. Bu yüzden de hafta içinde Hürriyet'in birinci sayfasında okurun karşısına çıkan Özkök de Pazar günü köşesini gazetenin içinde tutar.
Zaman Simavi'yi haksız çıkardı ama. Özkök'ün Pazar yazıları hem kendi tiryaki okurunu yarattı, hem de basında yeni bir trend oluşturdu.
Gündelik hayattan bahseden bu yazıların en ilgi çekici taraflarından biri yıllar boyunca siyasetle, politikayla aynı sayfada yer almasıydı. Bu da bir gelenekti.
Hürriyet, dün bu geleneği sarstı. Sayfa sayısını çoğalttıkları Pazar ekine kaydırıldı Özkök'ün Pazar yazıları. Buna ek olarak Ahmet Hakan da Pazar günleri ekte yazmaya başladı. Özkök'ün yazıları belki ekin ruhuna uygun, ama Ahmet Hakan hiçbir zaman bildiğimiz anlamda bir 'Pazar yazarı' olmadı ki. Ne Ali Sirmen gibi 'Sevgili'ye mektup yazdı, ne İsmet Berkan gibi pazarları quantum ve matematiğe ayırdı. Ahmet Hakan zaten her gün dolu dolu bir dünyadan besleniyor, hemen her konuya değiniyor. Pazar gününe özel bir muamelesi yok ama. Peki neden Pazar ekine kaydırıldı? En azından haftada bir gün 'light' takılsın diye mi?
Baktım, dün hiç o niyette olmadığını da göstermiş köşesinde.
Pazar ekindeki yenilenmenin sadece Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan'ı buraya aktarmak için yapıldığını düşüneceğim neredeyse.
Kuşkusuz Hürriyet çoktandır kötü giden eki diriltmek için böyle bir hamle yaptı. Ama dün iki yazar da yerini yadırgamış gibiydi, dahası bu gazetenin ruhuna da uygun görünmüyor. Her şey bir yana, böyle bir dönemde böyle bir değişimden ben kıllanırım.
Şimdilik hoşuma gitmediğini söyleyerek bir not düşeyim.

Bunları biliyor musunuz
- Hepimizin siyasetten tanıdığı, yıllarca Ankara'da gazetecilik yapan Fatih Çekirge'nin cüzdanında her zaman bir-iki tane şiir taşıdığını... Ankara'nın entelektüeledebi çevrelerinden geldiğini... En yakın arkadaşlarından birinin Latife Tekin ve küçük İskender olduğunu... Şiir-deneme arasında gezinen şaşırtıcı kitabı 'Kuzey Yolcusu'nu yazmasına şaşırmamak gerek bu yüzden.
- Bakan Egemen Bağış'ın doğum gününün 23 Nisan olduğunu... Adının 'Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'ndan geldiğini... Egemen Bağış'ın adının bu hikayesiyle her zaman gurur duyduğunu...
- New York'ta Columbia Üniversitesi'ne yakın bir banka şubesinde Türk öğrencilerin Orhan Pamuk'la karşılaştığını... 'Vaktiniz varsa bir kahve içebilir miyiz' dediklerini... Orhan Pamuk'un da 'Vaktim yok' diye reddettiğini...
- 'Kur'an'dan başka kitap okumadım' açıklamasıyla konuşulan Mehmet Ali Ilıcak'ın 'Roman okumam' demek istediğini, roman okuyacağına film izlediğini ve 'aynı etkiye' sahip olduğunu düşündüğünü...

<p>Karma komisyona sevk edilen ve çoğunluğu HDP milletvekillerine ait 33 dosyanın ayrıntıları netleş

PKK'nın siyasi uzantısı HDP'lilerin dokunulmazlığı kaldırılacak mı?

Öğretmenlere koronavirüs aşısının yapılmaya başlandı

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar A-400M hangarını ziyaret etti

Balıkçı ağlarına bin yıllık tekne parçaları ile 13 amfora takıldı