• $7,4155
  • €8,9884
  • 437.704
  • 1467
11 Şubat 2011 Cuma

Bir 'kağıttan kaplan' olarak Türk Ordusu

Yalan mı?   
Türk Ordusu'nun kozmik odasına kadar girildi, TSK delik deşik edilip bir kevgire dönüşmedi mi? Ordu'nun kahraman komutanları, görevdeki askerleri içeriye atıldı ve karargah kendini savunamaz hale gelmedi mi?
Kendi askerini bile koruyamayan bir ordu, kağıttan kaplan değildir de nedir?
Hatırlarsınız, geçen yaz Şemdinli'ye 14 km uzaklıktaki Tekeli Tabur Komutanlığı'na bağlı Gediktepe Karakolu terörist saldırısına uğradı ve sekiz erimiz şehit oldu. Türkiye'nin bir kez daha barış umudunu yok eden bu saldırının ardından bir skandal çıktı: Bir gece önce askerler, hareket halindeki teröristleri tespit edip 'çoban sandıkları' için ateş etmemişlerdi.
Ateş açamayan, kendini koruyamayan, tereddüt eden, en iyi bildiği saha savaşını bile unutmaya yüz tutan bir Ordu.
Birbiri ardına yaşanan askeri zafiyetlerin sadece bir başkasıydı Gediktepe.
Kendi mayınına basıp hayatını kaybeden de Türk Ordusu'nun askeri... Erine el bombası verip cezalandıran komutan da bizim askerimiz. Askerleri şehit olurken golf oynayan komutanlara sahip bu TSK.
'Vatan sağ olsun' deyip geçelim mi?
'Götür beni gittiğin yere' şarkısını söyleyip hüzünlenelim mi?
Bülent Arınç'ın dediğine katılmamak mümkün mü: İyi ki bu orduyla savaşa girmemişiz.
Topraklarında yıllardır bir savaşın sürdüğü ülkenin ordusunun içine düştüğü zaafları görünce sizin de içinizden aynı şey demek gelmiyor mu?
Yalan haberlerle bu ordunun albaylarının hayatı karartıldı; intihar ettiler. Ne yaptı bu Ordu? Yalan belgelerle içine sızıldı, nasıl savunabildi kendisini? Balyozlarla, kafeslerle, kağıt parçalarıyla kuşatıldı, çökertilmeye çalışıldı. Bu psikolojik savaşa karşı Dani Rodrik ve Pınar Doğan'ın yaptığını bile yapamadı...
Kalkıp 'Bu orduyu lağvedelim' diyenlere bile sesini çıkaramadı...
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin zaaflarını, eksikliklerini artık yüksek sesle konuşalım mı? Sorumluları deşifre edelim mi?
Başta Hilmi Özkök... Dolmabahçe'de kim bilir neyin pazarlığını yapan Yaşar Büyükanıt... Türk Ordusu'nun omurgası sarsılırken, yapısıyla oynanırken Genelkurmay Başkanlığı'nı küçük gazetelerle polemiğe girerek geçirmeye kalkan bir İlker Başbuğ... Koskoca bir Türk Ordusu'nun 'kağıttan kaplana' dönüşmesindeki katkıları es geçilmesin.
Onlar görevdeyken 'Rusya'ya, Çin'e de bakalım' diyen komutanlar da birer birer tasfiye edildi, Ergenekoncu, darbeci damgasını yediler.
Bu ordu yıllardır bir savaşı bitiremeden, hala şehit vererek, üstelik artık savaşmayı da unutarak hepimizin hala canını yakıyor. Buna ek olarak bir de kendi kendisini bir arada tutamıyor; gelen vuruyor, giden vuruyor ve iktidarın 'şamar oğlanına' dönüşüyor.
Süheyl Batum yalan mı söylüyor 'Koca bir askeri yıktılar. Koca bir asker derken, meğer kağıttan kaplanmış o da. Biz bunu asker zannedermişiz, meğer ABD içini oymuş' derken.
Bu sözlerin darbecilikle ilgisi yoktur. Bu TSK'ya 'Titre ve kendine gel' çağrısıdır.
Bilakis, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik epeydir sessizce dile getirilen bir tepkinin isyanıdır.
Belki de CHP ilk defa halkın nabzını tutuyor, ilk kez toplumun hissiyatını yansıtıyor, bir sıkıntıyı dile getiriyor.
Kimse bu ordudan darbe yapmasını, siyasete bulaşmasını beklemiyor. Ama artık bu toplum ordunun kağıttan kaplana dönüştüğünü görüyor ve buna isyan ediyor.
30 yıldır akan kana karşılık, bitmek bilmeyen savaş karşılığında bir tek şey bekleniyor TSK'dan: Can güvenliğimizi korumasını. Temel fonksiyonunu yerine getirmesini...
Bunu bile yapamaz hale geldiyse bu ordu, 'kağıttan kaplan' değildir de nedir?
Süheyl Batum'a kızacağınıza, bu orduyu bu hale getirenlerden hesap sorun. Onlar utansın.

Hanuta son
Ciner Grubu, önceki gün aldığı kararla gazetecilerin 'haber dışı' şirket gezilerine katılmalarına kısıtlama getirdi.
'Hanut' tabir edilen bu gezilerde, muhabirler ve köşe yazarları şirketler tarafından 'tam pansiyon' ağırlanıyor. Uçak biletleri, gezi masrafları, otel faturaları ödeniyor, karınları doyuruluyor. Hatta bazılarına yıkama, kese, masaj hizmetleri bile veriliyor ve bu masrafları da şirketler ödüyor.
Karşılığında da şirketlerin tek bir beklentisi var: Ağırladıkları her kimse gezi dönüşü uzun uzun yıkama yağlama yazısı yazmaları, firmayı yere göğe sığdıramamaları.
Bu sayede firmalar da 'reklamı' ucuza getirmiş oluyorlar. Medyaya ilan verip sponsor olacaklarına işin kolayını bulmuşlar. Köşe yazarı tavlamaca diyoruz buna...
Yok öyle yağma... Kendini tanıtmak isteyen şirket bastırır parayı, reklam servisleri üzerinden çözer bu işi.
Epey bir zamandır, bu köşeden hanutla mücadele ediyorum, hanut gazetecileri deşifre ediyorum. Etmeye de devam edeceğim.
Habertürk'teki uygulamanın bütün medyaya yayılması, bu konuda özellikle reklam gelirleri düşerken 'birlik' olunmasını diliyorum.

***
Bu arada, Ciner Grubu'nun kararında Cemaat'in 'hanut' gezisine katılan köşe yazarlarının da bu karar kapsamında olup olmadığı net değil. Bu konuda da kamuoyunu aydınlatırlarsa faydalı olur.

<h3>Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu, CHP'nin 'Militan' provokasyonunu AKŞAM TV

CHP neden 'Militan' provokasyonu yapıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Tırnağınıza diş macunu sürüp bekleyin! Faydalarını öğrenince şaşıracaksınız

Rize'de gizlenen temaslılara karşı yeni önlemler uygulanmaya başlandı