• $7,4062
  • €9,0112
  • 443.354
  • 1543.15
18 Temmuz 2011 Pazartesi

Bir başka açıdan Panpiş Hareketi

Vitrinde duran cansız mankene tecavüz eden, gece yarısı 'jimnastik' programlarına bakıp kendinden geçen, 'kırmızı noktalı' programları uykusuz kalmak uğruna izleyen, cinselliğini bir türlü tamamlayamamış Türk erkeğinin açlığının sonucu mu bugün Hilal Cebeci'nin yaşadığı '15 dakikalık' şöhretin açıklaması?
Can Dündar, geçen hafta Milliyet'te 'Panpiş Hareketi'ni askerdeki 'aç-aç güzellerine' benzetiyor ve 'Toplumsal ilkim alabildiğine muhafazakarlaşırken 'açılım yanlısı Panpiş hareketi'nin böylesine hızla yaygınlaşması, sokakta ve evde farklı maskeler taktığımıza, ikiyüzlü davrandığımıza dair bir ipucu vermiyor mu' diye soruyordu.
Evinde bilgisayar olmayan Türk gençleri için İnternet cafe'ler son yıllarda zamanında halı sahaların gördüğüne benzer bir işlev edindi. Gerçek sahaya inemeyen mahallenin futbolcusu halı sahada hünerlerini gösterirken, kamusal alandan dışlanan genç de İnternet cafe'ler sayesinde dünyaya açıldı.
Bu açılım çeşitli video oyunlarıyla şiddeti keşfetmek, bastırmakla başlayıp sohbet odalarında cinselliği keşfe kadar geniş bir alana yayıldı. 'Tık deposu' oldu İnternet gençliği: Sitesine 'galeri' koyanlar bu gençleri mıknatıs gibi çekti, bu tıklarla zirveye tırmandılar.
Bu mantığa bakınca Hilal Cebeci'nin de birkaç gün içinde on binlerce takipçiye sahip olmasının ardında ne olduğu yorumu yapılabilir.
İnternet cafe gençliği twitter'a akın etti mi emin değilim ama.
İnternet'in ilk yıllarında toplumbilimciler siber alemin eşitlikçi kamusal alanı kurabilme ihtimalinden söz etmişti. Halbuki İnternet, doğası gereği belli bir eşitsizlikle başlıyor: Her şeyden önce bir bilgisayarınız, bir de İnternet bağlantınızın olması şart. Bilgisayarı olmayanlar otomatikman bu 'kamusal alanın' dışına itiliyor.
Tıpkı hala sahaya inmek için 'kira parası' ödemeniz gerektiği gibi. Bu 'saatlik ücrete göre saha kiralama' sokak arasındaki topçudan hemen ayrılmanıza neden oluyor.
Twitter'ın İnternet içinde bile belli bir 'eliti' temsil ettiğini, içinde bulunduğumuz toplumu hiç yansıtmadığına dair yakın tarihli bir örneğim var.
Hemen seçimlerden önce bir sabah 'AKP'ye oy vermeyeceğim' etiketli bir kampanya başladı. Yazdıklarının sonuna #akpyeoyvermeyecegim etiketini ekleyen o kadar çok insan oldu ki bu başlık o gün sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada en çok konuşulan başlıklar arası-na girdi.
Oysa sandıkta Türkiye'nin yarısı Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy verdi.
Sosyal medyada çok kuvvetli kampanya yapanlar, buradan insanlara ulaşanlar ise neredeyse sandıkta varlık bile gösteremedi.
Bu açıdan bana twitter hep biraz 'Digiturk süper paket aboneleri' gibi geliyor; kendi alternatif mecrasını takip eden, bu alternatif hayatı yaşayan insanların oluşturduğu sınırlı bir kamusal alan.
Eminim, 'panpişler' arasında İnternet cafe gençliği de vardır. Arada sırada Hilal Cebeci'nin kendisine mesaj atanlar arasından seçip yayınladıklarına bakıyorum gerçi. Pek öyle 'abazanlar ordusu' gibi görünmüyorlar. Çoğu dalga geçiyor, gaza getiriyor, ironi yapıyor, Cebeci de pek anlamıyor ve övgü zannediyor sanki.
Bir de tabii ki Hilal Cebeci'yi büyük iştahla takip eden ben varım. Cebeci'in koyduğu fotoğraflar ya da yaptığı abuk sabuk yorumlar benim doğal olarak hiç ilgimi çekmiyor.
Ama cüretkarlığı bana inanılmaz çekici geliyor.
Herkesin hizaya getirilmek için uğraşıldığı bir ortamda, en ilericimizin bile 'ahlak, çizgi, sınır' diye lafa girmeye başladığı günlerde kural tanımazlığı acayip hoşuma gidiyor. Çoktandır unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz, artık gündelik konuşmalarda bile kendisine yer bulmayan 'çatlak kadın' dirilmiş sanki.
Ben arıza, çatlak, deli, sürüden ayrılan, yoldan çıkan insan severim.
Yeni bir nefes gibi Panpiş Hareketi.
Muhafazakarlığa, kendi içimize kapanmamıza, ayıp ezberlerimize karşı bir isyan hareketi sanki.
Hepimiz ahlak bekçiliği tuzağına düşüp 'Ne soyunuyorsun, kapat' diye üzerine bir saldıralım Hilal Cebeci'nin, onu engizisyona mı sürükleyelim.
Laissez faire et laissez passer!
Bırakalım soyunsun...

Emir büyük yerden
Geçenlerde Bağcılar'daki Doğan Medya Center'ın Posta gazetesinin bulunduğu katı ilginç bir görüşmeye sahne oldu. Satış rakamlarına bakıldığında Türkiye'nin tartışmasız en başarılı Genel Yayın Yönetmeni olduğundan hiç kimsenin şüphe duymayacağı Rıfat Ababay günlerdir içini kemiren bir konu hakkında sonunda adım atmaya karar verdi.
Kaç gündür 'Bunu nasıl söylerim' diye düşünüyordu. Canı sıkkındı.
Posta gazetesini bilenler orada Ababay'ın bir 'aile' havası yarattığını görmüştür. Hemen herkes işe neşeli gider bu gazetede, yıllardır birarada çalışıyorlar zaten. Bu ortamın mimarı da Ababay ve onun bıyıklarına bile yansıyan karizması, esprileridir.
Ama birkaç gündür Ababay'ın da yüzünden düşen bin parçaydı. Ara çözüm bulmaya çalıştı, idare etmek için uğraştı ama yapamadı.
Odasından çıktı, kendi kendine oflayarak gazetenin yazarlarından Yazgülü Aldoğan'ın yanına geldi.
'Yazgülü müsaitsen iki dakika görüşebilir miyiz' dedi... Yazgülü Aldoğan yüzünden hiç düşürmediği gülümsemesiyle 'Elbette' dedi...
'Lafı uzatmayacağım' diye söze girdi Ababay. Üslubundan ve bu iki kelimeden konuşmanın nereye gideceğini anladı tabii Aldoğan. Kolay mı, Yazgülü Aldoğan yıllardır üniversitelerde iletişim dersi vermiş, kaç yılını basına vermiş, ne ilişkiler görmüş, hatta darbeyi yaşamış bir gazeteci.
'Patronlar katının kesin talimatı var' diye devam etti Ababay, 'Kesin talimat var... Artık senden siyaset yazman istenmiyor. Bunu günlerdir sana nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum, ama beni anlamanı rica ediyorum. Bu benim tasarrufum değil.' Yazgülü Aldoğan ne desin ki...
Anladı tabii ki. Hepimiz anladık.

Çarpık bir ritüelmiş
Eyüp Can dünkü köşesine İtalya'dan bir fotoğraf koydu. İtalya'da yakalanan mafya lideri yakınlarına 'omerta öpücüğü'yle veda etmiş. İki erkeğin dudaktan öpüşmesi mafyada 'Sırlar aramızda kalacak' anlamına geliyor. Eyüp Can bu fotoğrafı 'Mafyadaki omerta kuralı futbola da yansımasın' diye koymuş. 'Bu çarpık ritüel futbola da yansımasın' istiyormuş... Güya ritüel diye 'Kol kırılır yen içinde kalır' geleneğine karşı çıkıyor. Ama ne kadar ustaca gizlemeye çalışsa da başaramamış, kelimeler insanı ele veriyor. Aslında bilinçaltında iki erkeğin öpüşmesini çarpıklık olarak gördüğünü ne yazık ki gizleyemiyor.
'Çarpık ritüel futbola sirayet etmesin'miş... Bastırılmış homofobi böyle zamanlarda fışkırıyor işte.
Neyse eminim benden önce Eyüp Can'dan bu satırın hesabını soracak epey kişi vardır Radikal'de. Kendisine kötü bir haberim var: O 'çarpık ritüel' dediği çoktan futbol dünyasına sirayet etti! Madem bu aralar fotoğraf yorumlamaya sardı, o zaman kendisine tavsiyem Wayne Rooney'le John Terry'le, Türk futbolcu Erhan Albayrak'ın soyunma odasında çekilen 'çarpık' fotoğraflarına bakmasını öneriyorum.

<p>Bir önceki PPK toplantısında faizler yüzde 15'ten yüzde 17'ye yükseltilmişti. Ekonomistler, Merke

Merkez Bankası faiz kararını açıkladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Rusya'dan görenlerin aklını başından alan kareler

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü