• $8,2663
  • €10,0841
  • 487.64
  • 1460.9
18 Ekim 2010 Pazartesi

Benim burada ne işim var


Tokyo'daki en güzel şey McDonald's'dır. Stockholm'deki en güzel şey McDonald's'dır. Floransa'daki en güzel şey McDonald's'dır. Pekin ve Moskova'da henüz güzel bir şey yok.
Andy Warhol'un bu sözü Moskova'da insanların akınına uğrayarak açılan ilk McDonald's'la beraber tarihe gömüldü ama bu mantıkla yola çıkarak Saraybosna'da da güzel hiçbir şeyin olmadığı söylenebilir. McDonalds'ın piyasaya girmesi için beş sene gerektiğini söylemişler yaklaşık iki yıl önce. Üç sene sonra altın kemer ve antipatik palyaço bir şekilde kendisini buraya da illa ki kabul ettirir. 'Demokrasi' gelir Bosna'ya!
McDonald's yok ama Facebook var Saraybosna'da. Facebook'un hikayesini anlatan 'The Social Network' filminde buna dair bir espri bile yapılıyor. Mark Zuckerberg, sitesinin Bosna'daki hitlerini kontrol ederken aynı odadaki kızlardan biri 'Nasıl yani, yolları yok ama Facebook'ları mı var?' diyor.
Kablosuz internet de var.
Gap, Zara, H&M ayrıca Prada, Chanel, Gucci yok.
Ama geçen hafta başında buraya gelen bir Hillary Clinton ve kurdelesini kestiği devasa Amerikan Büyükelçiliği var: 'Balkanlar'ın sekizinci büyük büyükelçilik binasını burada yaptık, size verdiğimiz önemi göstermek için.'
Kentin tek beş yıldızlı oteli Hotel Europe'ta oda sıcaklığını kontrol edemiyorsunuz, resepsiyonu aradığınızda 'Klima yok, sıcaklık da merkezi, çok sıcak geliyorsa cam açabilirsiniz' yanıtını alıyorsunuz.
Yine de bu otelde kalan bir Angelina Jolie var ama.
Starbucks yok. 90'lı yılların başında İstanbulluların espresso'yu keşfetmelerine benzer bir ilgiyle her köşe başına açılan yarı-modern cafe'ler var.
Sigara yasağı yok. Havalandırma da yok.
Ha, bir de 'Binbir Gece' var. Herkes ama herkes 'Binbir Gece'yi izliyor ve ekranda bugüne kadar gördükleri Güney Amerika pembe dizilerinden farklı bir şey yayınlanıyor olmasının heyecanını/yanılsamasını yaşıyorlar.
'Şehrazat fahişe mi' diyorum. 'Haaaaayır!' diyorlar.
Kültür devrimi var işte. Alev Alatlı'nın kitabının adını biraz bozarak özetlersek 'OK Tito. Bosnia tamamdır.'
Sosyalist Yugoslavya'nın izi birkaç 'döneme' ait binada görülüyor. Hayır, Hıncal Abi onları yıkıp yerine 'modern' tesis yapmamışlar henüz. Bir de Saraybosna'nın çarşısında partizanlar anısına yanan ateşin arkasındaki yazıda... 1945'te bağımsızlık için Sırpların, Hırvatların, Boşnakların, Karadağlıların birlik içinde nasıl savaştıklarını anlatıyor.
Her gün önünden geçtikleri bu anıttaki mesajı kaç kişi sindiriyor, merak ediyorum. Gerçi bu topraklarda barış var; insanların bahçelerinde gömülü silahlarla beraber.
Bir tarafı Avusturya-Macaristan, bir tarafı Osmanlı'yı yansıtan çarşıları var. Kafanızı kaldırdığınızda her iki tarafınızda gördüğünüz iki dağ da var. Doğal olarak o iki dağın arasına sıkışmışlık da.
İslam var. Pek kimsenin gitmediği ve savaştan sonra ne kadar 'hoşgörülü' olduklarını göstermek için yapılan bir katedral de var. Hatta sinagog da. 'Kudüs'ten sonra üç dinin bu kadar yakın olduğu tek yer' gibi bir kendini bilmezlik de tabii ki.
Ama her sokağında, her adımda, her cafe'de, her bir euro değerindeki espresso yudumunda en fazla 'Benim burada ne işim var' hissi baskın. Sadece benim, buraya turist için gelenlerde de değil. Yerellerde, burada yaşayanlarda, 'Bağımsızız, kendi ülkemiz var, yaşasın' diye zamanında gururlananlarda da.
Bağımsız devletleri var, ama yüzde 40'ın işi yok.
Peki, hakikaten, benim burada ne işim var?
Başımıza gelmeden önce bir yerinde görelim bakalım, 'bölünmüş' ülke pratiği nasıl oluyormuş...

Bugün Yıldırım Aktuna'yı andım
Erman Toroğlu'nda epey zamandır bir cinsellik takıntısı var. Yıllar önce Ümit Karan'a 'Bu gece evde nasıl gol atacaksın' diye sorduğu unutuldu mu? Hemen hemen bütün yorumlarına bir şekilde belaltını karıştıran bir yorumcu o. Sonra da kalkıp hakemlere yönelik cinsel içerikli küfürlerden şikayetçi olur. Oysa bizzat kendisi bu müstehcen dilin mimarlarından biri.
O yüzden de Arda Turan'ın 'çok seks yaptığı için sakatlandığı' yorumuna hiç şaşırmadım. Tam da kendisinden beklenen. Bildiği o, kafası böyle çalışıyor.
Elbette, çok seks yapmakla sakatlanmak arasında bir bağ varsa bu bilimsel olarak tartışılabilir ama bunu tartışacak yetkinliğe sahip son kişinin Erman Toroğlu olduğu da ortada. Sadece bu konuda değil üstelik. 'Bilimsel' ve 'Erman Hoca' laflarının bir araya gelmesi ancak oksimoron olabilir.
Ancak bu cinsellik takıntısı üzerinde durulması gerekiyor.
Bu sadece erkekler arası kıskançlıkla açıklanamaz... Artık ilgi çekmeyen üç TV yorumcusunun internet sitelerine düşmek, kendilerinden bahsettirmek için lafı ucuz seks muhabbetlerine getirmesiyle de...
Kaldı ki bu belaltı sohbet meraklı devamlı ve sistematik.
Sanırım köklerini bilinçaltında aramak gerek...
Yıldırım Aktuna da yaşamıyor ki, bizi aydınlatsaydı...

Radikal notlar
- Beklenti çıtası öyle yukarıya çekildi, medyada öyle bir hava yaratıldı ki dün ilk sayısı çıkan 'Yeni' Radikal'in hakikaten bütün ezberleri bozacağı, bambaşka bir gazetecilik yapacağı düşünüldü: Bozmadı, yapamadılar. En azından şimdilik.
- Mehmet Y. Yılmaz yönetiminde Radikal ilk kez bir pazar günü çıkmıştı ve her şeyiyle ama her şeyiyle yeniydi; hakkını verelim. Bu gazetede 'yeni' tek bir parlak fikir göremedim.
- Köşe yazarlığının bittiğini, sokak yazarlığının yükseldiğini savunan yayın yönetmeni ilk günkü Radikal'in birinci sayfasında toplam yedi köşe yazarı anonsu kullandı. Radikal'in genelinde de köşe yazarları 'sokaktan' değil, alıştığımız üzere 'masa başından' yazmıştı.
- Eyüp Can, Hürriyet'teki son yazısını Yahya Kemal Beyatlı'nın 'Artık demir almak günü gelmişse zamandan / Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan' dizeleriyle noktaladı. Sanırım, bu şiirde ölüm metaforu olduğunu ona kimse söylememiş. Radikal'e merhaba yazısı yerine intihar notu gibi olmuş!
- Yine Eyüp Can bu sefer Radikal'deki ilk yazısında kişisel aşk tarihi üzerinden 'Ben bildiğiniz Müslümanlardan değilim, beni Cemaat'çi sanmayın' gibi bir mesaj vermiş kendisine tepki duyacak bağnaz Radikal okurlarına: 'Benim Yahudi sevgilim bile vardı.'
- Radikal Hayat iyi. Bayağı iyi. Ana gazeteden daha iyi. Belki de bugüne kadar yapılan en Batılı ek. Futbol da var, sinema da, yemek de. Üstelik okunur, kasmayan yazılarla. Radikal İki ise miadını doldurduktan bir 10 sene sonra hala uzatmaları oynuyor ve 'Daha ne kadar Ortodoks olunur' konusunda yeni bir rekor kırıyor.
- Binnaz Toprak 'endişeli modernlerin' sesi olarak başladığı köşe yazarlığında daha ilk günden 'medya dengesi' öğrenmiş: Evet endişeliyim ama AKP'nin yaptığı güzel işleri de görmezden gelemeyiz.
- 'Okuyacak gazete bulamadığı için Radikal'de yazmaya başlayan' Koray Çalışkan, anonslarda akademisyen kimliğinin yanı sıra çiftçi olarak da tanıtıldı. Böylece tavuk çiftliği geçmişi olan Hakkı Devrim'den sonra Radikal'de çiftçi yazar sayısı ikiye çıktı. Çalışkan, Devrim'den farklı olarak -yaşça- genç. Hayır fotoğrafa aldanmayın, yakışıklı değil. Akademisyen çiftçi de ezber bozma telaşında. İlk yazısına baktım: Üç yaşındaki kızı Elif'ten bahsediyor. Hoşgeldin Ayşe.

<p>AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş bu akşam 23:00'te Akşam TV'de... Aksam.com.tr Genel Y

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş Akşam TV'ye konuk oluyor

Süper Lig'in yeni takımı GZT Giresunspor, coşkuyla karşılandı

Galatasaray, Yukatel Denizlispor maçı için şehre geldi

Deniz salyasından gübre, tarım ilacı ve temizlik malzemesi yapacaklar