• $7,4801
  • €9,0425
  • 408.272
  • 1538.04
20 Nisan 2011 Çarşamba

Bedri Baykam'ı kim bıçakladı

Beşiktaş ilçesinde CHP'li belediyelerin eseri olarak yapılan iki bina var. Bir tanesi Mustafa Kemal Kültür Merkezi. İçinde kocaman bir sergi alanının, tiyatronun yer aldığı binanın asıl gelir kaynağı girişindeki süpermarket. Bu süpermarket nedense uzun zamandır ilgimi çeker benim. Zaman zaman 'laik duyarlılığın merkezi' diye dalga geçerim.
Tam da içinde yer aldığı binanın adına uygun bir müşteri kitlesi var. Laik elitler haftalık alışverişlerini buradan yapıyor.
Burası bir anlamda Georgetown'a benzer. Washington DC'nin bu semtine metro hattı uzanmaz. Fakirler (siyahlar tabii!) gelmesin, suç oranı artmasın, oradaki beyaz hayat bozulmasın diye...
MKM'deki süpermarket de sadece belli bir kesime ayrılmış gibidir. 'İzmirli Laik Teyze' prototipi var ya, daha otoparktaki hal ve tavırlarından kendilerini başkalarından daha üstün, daha medeni, daha uygar gördüklerini anlarız.
Beşiktaş ilçesinin benzer duyarlılıklara sahip bir diğer binası da Akatlar Kültür Merkezi'dir. Burası da sık sık Cumhuriyetçi, laik duyarlılığı olan sanatçılara yapılan saygı geceleriyle hatırlanır. Haklarını da yemek gibi olmasın, büyük emek verilerek düzenlenir bu geceler, katılanlar hep çok iyi bahseder. Bir benzeri olmadığı için de desteklenmesi gerekir böyle organizasyonların.
Beşiktaş, geleneksel olarak hep sol belediyeleri seçmiş bir ilçe. Sol belediyeler de temel görevlerinin yanı sıra bu ilçeye genellikle sanatla, kültür hizmetiyle karşılık verdiler yıllar içinde. Çünkü çağdaşlık ölçütü heykeldir, konser salonudur, kültür merkezidir onlara göre. Bu düşüncede bir haklılık payı da var.
Türkiye'nin sesi en fazla çıkan sanatçılarından Bedri Baykam işte bu anlattığım Akatlar Kültür Merkezi'nin otoparkında bıçaklandı. Hiç kimse yardımına yetişmedi. Belki orada hayatını kaybedecekti, sadece ihmalkarlık yüzünden.
Acılar içinde kıvranırken yardım istediği biri arabasıyla son sürat olay yerinden uzaklaştı. Ne kadar aşağılık biriymiş meğerse...
O arabayı süren adam var ya...
Sorsanız en büyük Cumhuriyetçidir, sorsanız laikliğin bir numaralı bekçisidir, en çağdaş, en medeni, en Batılı odur. Etiler ve Levent'te oturuyordur, bunu da bir kimlik haline getirmiştir büyük ihtimalle.
Ama bütün bu değerlere hayatı pahasına sahip çıkan, bunun için bedel ödeyen, beğenin beğenmeyin, katılın katılmayın bir mücadeleye yıllardır baş koymuş ve bundan vazgeçmeyen sanatçısına sahip çıkmayı aklının ucundan bile geçirmez. Halbuki Bedri Baykam tam da Akatlar Kültür Merkezi'yle, buraya giden insanlarla bir gönül bağı, ortak duyarlılığı olduğu için kendisine ifade alanı bellemiştir burayı.
Arabaya bile almadılar.
Çağdaşlık ölçüsü bina yapmak değil. Bir yere istediğiniz kadar kültür sanat merkezi dikebilirsiniz, istediğiniz kadar heykel yerleştirip, istediğiniz kadar etkinlik düzenleyebilirsiniz. Konserler, tiyatrolar, film gösterimlerini teşvik edebilirsiniz.
Ama bütün bunlar bir duyarlılık olarak insana geçmiyorsa elden ne gelir ki?
Arabasıyla hızla uzaklaşan adam sadece Bedri Baykam'ın bıçaklanmasıyla ilgili bir mesele değildir. Bu kayıtsızlık aynı zamanda kendi ülkesine, olan bitene duyarsızlıkla bir arada oluşmuştur yıllar içinde. Yıllarca oy vermeyen, kendi ülkesi üzerinde düşünmeyen, endişelenmeyen, sokağa dökülmeyen, 'Aman bana ne' diyen bir laik duyarsızlıktır asıl problem.
Bedri Baykam'ı, hepimizi asıl yaralayan da bu olsa gerek. Sen kalk yıllarca dil dök, insanları örgütlemeye çalış, birlik bütünlük mesajları ver, toplu halde eyleme geçilmesi için motive etmeye çalış ve ilk zora düştüğünde, üstelik de kendi mahallende sana yardım edecek bir el bile çıkmasın.
Söyleyin, değer mi?
Bu insanlar için kendinizi feda etmeye değer mi?

Gelecek şoku Los Angeles
Geçenlerde günümüzde artık neden bilim kurgunun eski havasını kaybettiğini konuşuyorduk bir masada. Hiçbirimiz son 10 yıldan çıkan iyi, nitelikli bir bilim kurgu romanı hatırlamıyoruz. Hollywood bile bu türe neredeyse sırtını çevirdi.
İçimizden biri bunun sebebini yerinde bir tespitle özetledi: '2000 yılını geçirdik de ondan.' Sahiden de bugüne kadar ortaya çıkan en iyi bilimkurgu örnekleri 2000'li yıllara ait bir efsanenin üzerine inşa edilmişti. Hepimiz de 2000 yılında çok tuhaf, doğaüstü olaylar yaşanacağına şartlanmıştık.
Oysa 2000 yılı geldi, üzerinden de 11 yıl geçti ve bilimkurgunun bizi hazırladığı gelecek vaadinin içinin boş olduğunu anladık. Yer yerinden oynamadı, kıyamet gelmedi.
O eşiği atlattıktan sonra büyük bir boşluğa düştük. Geleceği günümüzde yaşıyoruz, yarına yönelik beklentilerimiz, hayallerimiz, korkularımız da epey köreldi.
Sanırım teknolojiye bağımlı bir yaşam kurarak, İnternet'i hayatımızın ortasına yerleştirerek biraz da havaya girdik, gelecek masallarını küçümsemeye başladık.

***
Disneyland'in içinde 'Yarının dünyası' diye bir bölüm var. Daha küçücük bir çocukken fotoğraflarından gördüğüm bu alandan büyülenmiştim, gerçekten geleceği gördüğümü düşünmüştüm. Şimdi yıllar sonra orada bulununca 'Ne yarını, düpedüz geçmişin dünyası' yorumunu yaptım.
'Yarın' dedikleri yerin mimarisi fena halde 'Jetsons' çizgi filmine benziyor. Zamanında büyük yenilik olarak sundukları tek raylı trenin önünde hala büyük bir kuyruk var, ama artık neredeyse içinde bunu barındırmayan havaalanı kalmadı.
Yalan dünyaların bir numaralı mimarı Disney'in bile gelecek vizyonu fena halde eskimiş, zamana yenilmiş.

BDP travması
Bazen Türkiye'yle ilgili yalan yanlış da olsa umutlanıyorum. İnsanlar sokaklara dökülüyor, gençler eylem yapıyor, birileri sesini yükseltiyor, artık hiçbir şey gizli kalmıyor, düşe kalka, fire vere vere gerçekten 'ileri demokrasi'ye geçiyormuşuz diye düşünüyorum. Hoşuma gidiyor.
Bunun zaman alacağını biliyorum ama yine de bazı adımlar beni heyecanlandırıyor.
Mesela Kürt meselesinin yüksek sesle tartışılması, her opsiyonun masaya yatırılması ne kadar yol kat ettiğimizi gösteriyor.
Ama Türkiye burası: İyi olan ne varsa, onu birkaç tane felaket, moral bozukluğu, kötü gelişmeler takip ediyor.
Yüksek Seçim Kurulu'nun BDP'lilerle ilgili verdiği karara ne diyebilirim? Üzerinde yorum yapmayı bile gerektirmeyecek kadar ürkütücü. Ne desek boş...
İçimde derin bir moral bozukluğu var sadece. Öfkelenmek, isyan etmek bile içimden gelmiyor. Biliyorum ki bu yürüyüşler, sloganlar zaten karşılığını bulmuyor.
Sadece umutsuzluk içinde Türkiye'ye bakıyorum. Hep bir adım ileri, üç-beş adım geri...
Kaderimiz mi bu?

<p>İlk etapta atışlarda biraz başarısız olsa da eğitimini  alarak ve kurallara uyarak gerçekleştirdi

Bordo berelinin poligon macerası Zeki Gümüş'le Rastgele'de

Kahramanmaraş'ta 3 mahalle karantinaya alındı

Türkiye'deki yaban hayatı fotokapana yakalandı

Güneş patlamalarının kaynağı ilk kez belirledi