• $8,155
  • €9,7089
  • 457.312
  • 1393.24
02 Haziran 2011 Perşembe

Başbakan'ın en büyük yanılgısı

Dün Başbakan Erdoğan Diyarbakır'da her zamanki gibi rahat, kendinden emindi. İyi bir hatip, vurgulamaları yerli yerinde. Başbakan'ın konuşması çok basit bir formül üzerine inşa edilmiş. Zaten bütün söylemlerinde bu mühendislik göze çarpıyor: Tutacağı belli formülleri kullanıyor, ama bunları da çok güzel serpiştiriyor ve kitlelerde karşılığını buluyor.
Diyarbakır konuşmasının asıl çimentosu dindi. Başbakan, belki de içinde en fazla dini referans taşıyan konuşmasını yaptı. Durmaksızın İslam'a vurgu yaptı, neredeyse bir dini vaaz verdi. Bu sayede kuşkusuz mütedeyyin Kürt halkının oyunu kazanmayı hedefliyor: Kürt seçmeninin zamanında merkez sağ partilere oy veren kısmı günümüzde kendi taleplerinin karşılığını AKP'de buluyor, bu insanlar BDP'nin dinden uzak, sola yakın söyleminden hoşnut değil.
Erdoğan'ın birinci hedefi BDP'yse, ikinci hedefi de kuşkusuz CHP'ydi. Artık alıştığımız şekilde CHP'yi bugünle değil, dünüyle, geçmişiyle vurmayı tercih etti ve bir kez daha ta İsmet İnönü'ye kadar gitti bu eleştiriler.
Erdoğan konuşmalarında statükoyla bugünün CHP'sini özdeşleştime işini iyi işledi, bu algıyı oluşturdu.
Neredeyse geçmişteki bütün mağduriyetleri de bir 'torbaya' toplayıp birbiriyle eşitleyip, bütün bunları da Cumhuriyet'e, CHP'ye çıkardı: Ahmet Kaya, Şivan Perwer, kendi şiir mahkumiyeti, Diyarbakır Cezaevi, İmam Hatiplilere uygulanan zulüm, başörtüsü yasakları... Uysa da uymasa da bütün bunların sorumlusunun 'statüko' olduğu mesajını ısrarla veriyor ve bu bir karşılık buluyor.
Havaalanı, otoban gibi vaatleriyle de ekonomik kalkınmanın süreceğini vaat etti Erdoğan. Bu konuda da yanıltıcı olduğu söylenemez, zira AKP'nin bu gibi yatırımları kısa sürede hayata geçiyor.
Ne yalan söyleyeyim, Başbakan'ın hem kendi mağduriyetini hem de geçmişte bölge insanının, yahut genel olarak Türkiye'deki belli bir kesimin çektiği acıları miting meydanında kullanmasında da haklı bir taraf var. Bahsettiği bütün zulümler gerçek; Cumhuriyet'in bütün sakat ve aksayan tarafları şimdi ona malzeme olarak hizmet ediyor. Eskiden yapılan hataların bugün cesurca hesabını sorabilecek bir lider olarak çıkıyor insanların karşısına.
Ne CHP bu geçmişle Erdoğan kadar rahat savaşıyor, ne BDP kendi bölgesel siyasetinden kurtulup bir Türkiye partisi olarak bu kulvara oynayabiliyor.
Başbakan'ın OHAL'in kaldırılması, Çekiç Güç'ün gönderilmesi, Kürtçe'nin önündeki engellerin kalkması konusunda kendisine mal ettiği adımlar da sonuna kadar haklı.
Zaten Erdoğan genel olarak doğru şeyler söyleyip, inandığının sonuna kadar arkasında durduğu, ona oy verenleri ve onunla benzer şeyleri düşünenleri de hayal kırıklığına uğratmadığı için bu kadar başarılı.
Ancak aynı Erdoğan, bugün mağduriyet kartını oynayıp, insanların geçmişte çektiği acıların hesabını sorarken en önemli konuyu görmezden geliyor: Bugünün mağduriyetini.
Ülkesinden uzakta ölen Ahmet Kaya'nın hakkını ararken bugün kendi ülkesinden kaçmak zorunda kalan insanların farkında değil mi?
Yalan haberler yüzünden intihar edenlerin? Yanlış yargılamaların mahvettiği ailelerin dramının? Kaç hayat yerle bir oldu, kaç çocuk babasız büyür oldu...
Diyarbakır Cezaevi'nin hesabını sorarken, yarın öbür gün Silivri Cezaevi'nin de hesabının sorulacağını, hiç değilse birilerinin gazetecilerin 100 gündür tek başlarına üç metrekarelik hücrelerde kalmak zorunda olduğunu sorgulayacağını dikkate almıyor.
Birinci Cumhuriyet gerek kuruluş aşamasında, gerekse de gelişip serpilirken geri dönüşü imkansız büyük hatalar yaptı, bu kuşkusuz. Kuruluş aşamasında belki şartlar bu hatalara zorladı, ilerleyen yıllarda da statüko baskın çıktı. Bu gerçekleri eleştirmek sadece AKP ya da Erdoğan'ın tekelinde değil; kendisine demokrat diyen herkes bu geçmiş özeleştirisini yapmalı. Hepimizin ortak mücadelesi olmalı bu.
Peki ya bugün?
Dünden hesap sormakta sonuna kadar haklı Başbakan Erdoğan ne yazık ki bugünü görmezden geliyor. Bugünün de kendi mağdurlarını yarattığını, bu mağdurlar için bugünün dünden pek bir farkı olmadığını ya görmüyor ya da görmek istemiyor.

Islak imza ve BDP
Başbakan Erdoğan güzel konuşuyor ama her şeyi bir torbada sunma arzusu bazen yanlış sonuçlar veriyor. Mesela dün Diyarbakır'da Ergenekon'la CHP ve BDP'yi birleştirmek için çok çabaladı. Açık açık iki partinin 'Ergenekon Terör Örgütü'ne hizmet ettiğini söyledi.
Bu biraz zorlama bir çaba ne yazık ki.
Dün, 'Islak İmza' davasıyla kamuoyunun tanıdığı Albay Dursun Çiçek'in hem kızı hem avukatı İrem Çiçek bu iddialara karşı çok basit bir bilgiyi hatırlattı.
'Islak İmza' davasında hem AKP, hem BDP müşteki.
Böyle bir durumda BDP'nin nasıl Ergenekon'un ayaklarından biri olduğunu özel yetkili gazeteciler açıklar herhalde.

Kendi mahallemiz
Aynı yanılgıya köşe yazarları da düşüyor, seçmen de. Ne yazık ki tarihin en manipülatif seçim kampanyasını yaşadığımız için kamuoyu araştırmalarına da güven olmuyor.
Bu işin yıldızlarına bakın.
Tarhan Erdem deseniz hiçbir itibarı yok gözümde. Ama yerel seçimde çuvallamasına rağmen referandumda kazandı.
Adil Gür ise yerel seçimi tutturdu, referandum sonuçlarını ise yüzüne gözüne bulaştırdı.
Ben en çok rahmetli Erhan Göksel'i anıyorum. Seçim sonuçlarını tutturamasa bile bir şekilde kendisinin haklı çıktığını iddia ederdi!
MHP'nin baraja takılacağını düşünenlerdenim. Birçok araştırma beni yanıltıyor, buna karşılık okurlar da bana tepki gösteriyor.
Herkes hemen hemen ortak yorum yapıyor: Çevremizde o kadar çok kişi MHP'ye oy veriyor ki şaşıracaksınız.
Herkese toplu bir yanıt vermek istiyorum: İnsanı kendi çevresi, kendi mahallesi yanıltır. Geçmişte de aynısı oldu. Kendi mahallesinin dışına çıkmayanlar Türkiye'yi okuyamadı. Yaşadığımız sokak, arkadaşlarımız, görüştüğümüz insanlar, gittiğimiz mekanlarda konuşulanlar Türkiye'nin bir yansıması değil. Olsa olsa belli bir kesim hakkında fikir verir.
Öte yandan sandığa gidince insanlar kendi vicdanlarıyla baş başa. Orada ne olur, kimse bilemez.
Ama Türkiye'nin tamamına kendi mahallemizden projeksiyon yapmak her zaman yanıltıcı olur.

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü