• $7,3606
  • €8,9536
  • 436.841
  • 1536.11
28 Temmuz 2011 Perşembe

Amy'e üzülmedim desem...

Amy Winehouse öldü diye neredeyse ulusal yas ilan edilecek ya, kendimi bu gözü yaşlı topluluğun dışında buldum bir kez daha. Öldüğüne üzülmediğim ya da 'Su testisi' diye düşündüğüm için değil. Kendisini pek tanımam, ondan. Bu yüzden de Michael Jackson'ın ölümünde olduğu gibi karalar bağlamadım.
Herkesin bildiği birkaç şarkısını dinlemiştim, beğenmişliğim, iPod'uma yüklemişliğim de var. Ama hiçbir albümünü satın almadım, baştan sona dinlemedim. Kısacası aşina değilim.
Geçenlerde New York Times yazarı Frank Bruni kendisinin Harry Potter fenomeninin dışında kaldığını yazıyordu. Arkadaşları sürekli Harry Potter'dan tutkuyla bahsedince, koştura koştura sinemada ilk seansı izlemeye gidince dışarıda kalmamak için 'biliyormuş gibi' davranıyormuş.
Bundan bir süre önce iTunes'da en çok indirilen albümlerin listesine bakmıştım, ilk 25'te tanıdığım bir tane isim bile yoktu. 'Günümüz müziği bana hitap etmiyor' diyebilirim ama eskiden, müzik kaynağımızın sadece Blue Jean dergisi olduğu o güzel geçmişte dinlemesem bile bilirdim. Belki kafamda boş bilgiye daha fazla yer vardı, kim bilir. Şimdi çoğu zaman yeni grupları çok ünlü olmadıkları sürece takip bile edemiyorum.
İtiraf etmeliyim ki müziğe harcadığım enerjiyi belki son yıllarda sinemaya ve televizyona kanalize etmeye başladım. Ama tıpkı Bruni gibi kendimi bu alanlarda da zaman zaman 'dışarıda' buldum.
Ben de hiçbir Harry Potter filmini izlemedim, kitapları da merak etmedim. Dövmeli kız hakkında da pek fikrim yok, sadece bir hacker olduğunu biliyorum ve David Fincher'ın filmini bekliyorum. 'Twilight' konusuna daha hakimim; Jacob ve Edward rekabetinde tercihimi Jacob'dan yana yapacak kadar hem de. 'Yüzüklerin Efendisi' üçlemesini izlemedim, çocukken etrafımdaki herkes kitabı okurken de merak etmemiştim.
Geçenlerde yarım bıraktığım ya da hiç başlamadığım televizyon dizilerini yazınca bir arkadaşım 'Senin de izlemediğin ne kadar çok şey varmış' dedi. Bu arada durmaksızın dizi izlemeye devam ediyorum ama benim takip ettiklerimle çoğunluk pek ilgilenmiyor herhalde. İncelmiş, marjinal bir zevkim olduğundan da değil. Çünkü genelde çok kolay tüketilecek, parfüm gibi uçucu dizilere takılır oldum. Başta da 'Glee'.
Oysa günümüzde 'Sopranos'u izlememiş olmak bir ayıp olarak anılıyor. 'The Wire' hakkında bir bilginiz varsa bazı sohbetlerden otomatik olarak eleniyorsunuz. Eskiden 'West Wing' dizisi böyleydi, ama çok çabuk unutuldu. En iyisi 'True Blood' konusunu hiç açmayalım.
Doğrusu bazı fenomenlere ucundan kenarından dahil olmak için epey çaba harcıyorum, üç-dört bölüm 'Lost' izledikten sonra sarmadı. Altı sezon takip edip o uyduruk finalde hayal kırıklığına uğrayanları görünce rahat bir nefes aldım. 'Sopranos'a da başlamıştım, ama nedense devamı gelmedi. Şimdi de çok eskidi.
Nasıl ki artık iki saatlik sinema filmi (çok özel istisnalar hariç) aşırı uzun geliyorsa, bazı dizilerin 45 dakikalık sürelerine de konsantre olamaz oldum. Hemen sıkılıyorum, dikkatim dağılıyor, başka bir şeyle ilgileniyorum. Sıkılma ve hayal kırıklığına uğrama korkusuyla pek çok fenomenin gerisinde kalıyorum. Çünkü son yıllarda başladığım pek çok şeyi böyle yarım bıraktım.
Ne varsa eskilerde var gibi gelmeye başladı. En korktuğum insan modeline dönüşüyorum galiba.
Hala hiç bıkmadan Bob Dylan'ı defalarca dinleyip sözlerini çözmeye çalışıyorum. En çok dinlediğim şarkılara baktım, bir tek yeni albüm, yeni isim yok aralarında. Televizyonda bilindik bir film görsem hiç sıkılmadan tekrar tekrar izliyorum.
Bütün bunlar 'erken yaşlanma' belirtileri mi acaba?
Neyse hemen 'Game of Thrones' izlemeye başlayayım hiç değilse.

Bir tarihi eser olarak Murat Bardakçı
ZamanIn ruhu tuzaklı bir alan. Ya dışında kalıyorsunuz, ya da tam ortasında. Dışında kalınca kendinizi çok fena belli ediyorsunuz.
Murat Bardakçı hızın, iletişimin fazlasıyla gerisinde kalmış biri ne yazık ki. Bir de kötü bir huyu var, bilmediğini bilmiyor. Ancak o koca egosu da bilmediğini bir türlü kabul ettiremiyor.
Bakın dünkü yazısında ne diyor:
'Gazetede köşesi, TV'de programı ve geniş de bir çevresi olan yaşını başını almış gazetecinin, televizyoncunun yahut yazarın Twitter'da ne işi vardır? Yazdığı hemen her şey okunan, söyledikleri can kulağı ile dinlenen bir gazeteci ister erkek, ister hanım olsun neden hala bu gibi sitelerde bir şeyler gevelemek ihtiyacı duyar? Canının istediğini yazmasının ve ekranda aklına eseni söylemesinin ardında kendi görüntülerini Twitter'dan niçin milletin gözüne sokmaya çalışır? Beğenilme, takdir edilme ve hayran olunma merakından mı; kendi kendini kült haline getirmeye çalışma çatlaklığından mı yoksa ezel” bir doyumsuzluktan mı?'
Bir önceki yüzyılın anlayışıyla, o kafa yapısıyla aradığı sorunun cevabını bulamaz ne yazık ki.
Kendi görüntülerini insanın gözünün içine sokmak isteyenleri bilemem, ama gazeteciler ve televizyonculara laf atıyorsa kendisine 'hız' kelimesiyle yüzleşmesini öneririm.
İnternet sitesi, televizyon, gazete köşesi bazen yetmeyebiliyor. Bazen bu alanlarda paylaşılmak istenenlerin tamamını taşıyacak kadar geniş yer yok. Bir kere pratik değil: Her gün twitter'da paylaşılan onca link'i ertesi gün gazete köşesinde nasıl aktarabilirim?
Dahası, gazetecilik refleks işi. Sosyal medya da şimdilik bu refleksin yansıyacağı en önemli alan.
Amerika'nın önde gelen gazeteleri artık sosyal medyayı kullanmayan, twitter hesabı olmayan gazetecileri işe bile almıyor.
New York Times'ın başındayken sosyal medyayı küçümsemeye kalkan Bill Keller bu sene koltuğunu kaybetti. Yerine tam bir sene boyunca İnternet yayıncılığı üzerine çalışan, bunun için özel eğim alan, milyonlarca dolarlık araştırmalar yapan Jill Abramson getirildi.
Murat Bardakçı'yla aynı kuşaktan, belki ondan daha da yaşlı pek çok gazeteci twitter sayesinde kendilerine yeni bir ses buldu.
Meslek büyüğümüz çok ama çok yakın bir gelecekte hakkında 'Bir Murat Bardakçı vardı' diye bahsedilmesini istemiyorsa bir an önce hemen bir hesap açsın.

Uzun haftasonu
Yaz geldi, haftasonu tatilini Cuma'dan başlatsam iyi fikir sanki... Kısa bir seyahate gidiyorum, yarın yokum.

<p>İki ülke arasında gerçekleştirilen istikşafi görüşmelerin 61. turu tamamlandı. Bir sonraki turun

Atina ile hangi konular masada?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor

Başkan Erdoğan, Sosyal Atama Töreni'nde konuşma yaptı