• $7,3099
  • €8,7842
  • 404.489
  • 1534.15
03 Kasım 2010 Çarşamba

Ali Kırca nerede hata yapıyor

 Dünyanın her yerindeki televizyonculuk kriterlerine uyuyor. Uğur Dündar dendiği zaman hemen görüntüsünün, sesinin zihninizde canlanması da bunun kanıtı zaten. Ekran onu seviyor.

Televizyon ekranına en fazla yakışan ikinci isimse kuşkusuz Ali Kırca. Onda da ekranın istediği bütün kriterler mevcut; fizik, ses tonu...

Ama bu iki ismin de en büyük kredisi inandırıcılıkları. İzleyici haberi bu isimlerden alınca ikna oluyor, başka hiçbir kaynaktan kontrol etmesine gerek kalmıyor.
Ve ikisinin de bugünlere gelmesinde en büyük pay kurulu düzenin içinde yer alıp bir başka kurulu düzene karşı hiç durmaksızın savaşmaları...

Uğur Dündar yıllarca elinde mikrofonuyla gece gündüz demeden bütün Türkiye'de koşturdu durdu. Bize söylenen yalanları, gündelik hayatta düşürüldüğümüz tuzakları, sağlığımızla oynandığını, soyulduğumuzu, dolandırıldığımızı ekrana getirdi, belgeledi. Yıllarca dehşet içinde izledik Uğur Dündar'ın programlarını...

Ali Kırca belki sokaklarda dolaşmıyordu, koşturmuyordu ama o da Türkiye'nin en büyük tabusuna savaş açtı. Bir heyulayı karşısına aldı ve resmi ideolojiyi çatırdattı. 'Siyaset Meydanı'nda Kürt sorunu, Alevilik, terör, imam hatipler gibi 'dokunulmayan' her konu sonuca ulaşmasa bile Ali Kırca sayesinde konuşulur oldu.
Marshall McLuhan'ın gerçek demokrasinin televizyon sayesinde geleceği tezinin en güzel örneğiydi 'Siyaset Meydanı.'

Türkiye'nin bu iki büyük gazeteciye büyük bir teşekkür borcu var.
Uğur Dündar'ı şöhrete ulaştıran 'Arena' ve (farklı adlı benzer programlarla) Ali Kırca'yı televizyon tarihine yazdıran 'Siyaset Meydanı' ise zamanla taklit edildi, eskidi ve ömrünü tamamladı.

Uğur Dündar 'Arena'yı küçülttü, şeklini değiştirdi ve hala devam ediyor.
Ali Kırca ise 'Siyaset Meydanı'nı yeniliyor ve yakında yeni haliyle yayına sokacak.
Bugün iki duayen gazeteciyi bir 'etkinlik' terazisine koyduğumuzda Uğur Dündar'ın daha baskın olduğu ortaya çıkacak. Hem rating olarak, hem de konuşulurluk, merak edilirlik açısından. Olumlu ya da olumsuz, bugün kendinden en çok söz ettiren gazetecilerden biri Uğur Dündar.

Ancak Uğur Dündar bunu 'Arena'yla değil, ana haberlerle, daha çok da ana haberde sergilediği duruşla başardı. Dündar, kısa sürede sıradan bir sunucu olmak yerine habere kendini katan, taraf olan, tartışan, görüş belirten bir 'aydın' oldu.
Yılmaz Özdil'le beraber Star Haber'i bütün kanallardan farklı bir konuma taşıdılar; bir hassasiyetin sözcüsü oldular. Çünkü Türkiye'nin nitelikli nüfusu artık ekrandan, gazeteden bunu bekliyor: Kendi duyarlılıklarının sözcüsü olmalarını.
Yeni objektiflik taraf tutmaktır. Burada bir partinin ya da görüşün bayraktarlığından bahsetmiyorum, ama hepimizin üzerinde uzlaşacağı asgari müşterekler konusunda söz sahibi olmak kastım.

Türkiye Cumhuriyeti'nden yana taraf tutmak mesela...
Türkiye'de saflar o kadar keskinleşti, herkes öyle bir yere savruldu ki medya da bundan nasibini alıyor. Kaldı ki bugün hala gazetelerin, televizyonların can damarı 'Yüzde 42'lik kitle.

Ali Kırca'nın yıllarca koruduğu dengeyi çok iyi biliyorum; inandırıcılığına ve haberciliğine bir tek söz söyletmemek için çok özen gösterdi. Ama bugün onun savunduğu 'merkez'de de kayma yaşandığı ortada.
Artık onun da yıllardır özenle koruduğu 'taraf olmama' kaygısını gözden geçirmesi gerekiyor. Taraf olarak da objektif olunabileceğini göstermeli. Haberci Ali Kırca devrini kapatıp, 'bir aydın olarak Ali Kırca' dönemini başlatması gerekiyor.
Ali Kırca'nın aradığı yenilik tam da bu yüzden kozmetik değil... Stüdyolar değişebilir, en iyi kameralar getirtilir, en iddialı program hazırlanabilir. Ama bütün bunlar gelip geçicidir. Günün sonunda tarihe alınan tavırlar, sergilenen duruş kalır.
Türkiye'nin Ali Kırca'ya ihtiyacı var.


İbiş'e bak

Tarih 23 Ağustos 2010... Radikal gazetesi... Yıldırım Türker'in köşe yazısı... 'Cephede tek ayak üstünde durması gereken yeni İbiş Kılıçdaroğlu ve partisinin...'
Bu ifadeler aynen bu köşede yayımlanıyor, üzerinden aylar geçiyor ve hiç kimsenin kılı kıpırdamıyor.

Oysa Doğan Grubu yayın ilkelerinin yedinci maddesine göre 'Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan lakap ve ifadeler kullanılamaz.'

İlke herkes için geçerli midir? O zaman Oktay Ekşi'yi yiyen mekanizma neden Yıldırım Türker'e doknmuyor?
Ya Doğan Grubu'nda bütün gazeteciler eşit, ama bazı gazeteciler daha mı eşit? Ya da Kılıçdaroğlu'na vuruş serbest, ama Başbakan'ın dokunulmazlığı var...


Bu program yayında kalmaz

Sabah kuşağında medya eleştirisi modasına Habertürk TV de uydu. Ahmet Tezcan ve Doğan Satmış beraber bir program yapıyorlar ve başlayalı çok kısa süre olmasına rağmen epey kendinden söz ettiriyor.

Önceleri bu programa biraz önyargıyla yaklaşmıştım. Doğrusu Ahmet Tezcan'ın taraf tutacağını, tıpkı NTV'nin 'Yazı İşleri' gibi 'kendinden' olanları kayıracağını düşünmüştüm. Ekrana pek alışık olmayan Doğan Satmış'ın da pasifize edileceğini.
Birkaç bölüm izledim...

Şimdilik beni yanılttılar. Zıt görüşlerde olmalarına rağmen iki gazeteci programı çok iyi idare ediyor. Geçen gün Fehmi Koru'nun çıktığı programa bakın; her şeyi soruyorlar, her şey konuşuluyor. Kimse kimseyi engellemiyor, kimse kimseye müdahale etmiyor.

Umarım böyle devam ederler. Nitelikli medya eleştirisi konusunda Ayşenur Arslan'ın açtığı yoldan ilerlerler... Ben de ilgiyle izlemeye devam ederim.
Ama tabii şöyle bir endişem de var...

Her şeyi sorarlarsa... Gerçek gazetecilik yaparlarsa... Kimseyi kayırmazlarsa... Çanak soru sormazlarsa... Yalakalık yapmazlarsa...
Şimdiden söyleyeyim bu program çok uzun ömürlü olmaz.
Orası Habertürk TV, fark orada.


<p>Türkiye, adı sonradan 'post-modern darbe' olarak konulan müdahaleyle 24 yıl önce tanıştı. Peki, b

28 Şubat bitti mi? 28 Şubat'ın dinamikleri neler?

Çorum'da 7 bin 291 litre sahte içki ele geçirildi

İstanbul'da yüzde 50 kapasiteyle kafe ve restoranlar ilk müşterilerini aldı

Yeni normalleşme süreciyle okullarda yüz yüze eğitim başlandı! İşte ilk kareler