• $32,8405
  • €35,3364
  • 2485.57
  • 10739.9
29 Eylül 2022 Perşembe

İran ve 28 Şubatçılar

Son günlerde baskıcı, otoriter İran rejiminin kadınlara yönelik müdahaleciliği dolayısıyla bir kadının ölmesiyle sonuçlanan hadiseler tüm dünyanın olduğu kadar Türkiye'nin de gündeminde ilk sıraya yerleşti.

Bilindiği üzere 1979 Devrimi sonrasında İran'da kurulan politik sistemle seçilmiş siyasetçiler üzerinde mollaların bariz bir vesayeti teşekkül etmişti. O kadar ki seçimle gelen cumhurbaşkanları bile "dini rehber"e hesap vermek, mollaların oluşturduğu konseylerin denetiminde ve etkisinde çalışmak zorunda. Hatta İçişleri ve Savunma Bakanlarını bile tek başına belirleyemeyen bir Cumhurbaşkanlığı söz konusu ki bu bakanlıklar, ordu ve istihbarat dini liderin kontrolünde.

İran'ın dini liderinin bu gücü Şiilik mezhebinin kendine özgü yapısından ve İran'ın da mezhepçi bir doktrinle kendisini meşrulaştırmaya çalışıp, bu doktrin üzerine sistemini inşa etmesinden gelir.

İran'daki bu vesayet yapısı aslına bakarsanız 27 Mayıs Anayasası ile Türkiye'de kurulan ve sürekli de alanını genişleten vesayet yapısını andırmaktadır. 28 Şubat günlerinden de hatırlayacağımız üzere seçilmiş siyasetçiler üzerinde MGK, Senato, Anayasa Mahkemesi, YÖK gibi kurumların oluşturulup sınırlarını da siyasetin üzerinde tanımlayan; seçilmiş hükümetleri yol ve baraj yapma haricindeki işlere karıştırmayan vesayet yapısı 2010'larla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın demokrasiyi genişleten mücadelesiyle yıkılmıştı.

İran'daki molla rejiminin vesayeti sadece seçilmiş siyasetçilerin üzerindeki bir vesayetle de sınırlı değil. İran'daki kadınların görünüşüne, kıyafetine yasak koyan; kadın bedenini müdahale edilebilir bir nesneye indirgemeye çalışan baskıcı, ilkel bir anlayış da söz konusu. Elbette bunlar bize de yabancı bir durum değil.

12 Eylül'le başlayıp 28 Şubat'la zirveye ulaşan, kadınlara karşı ayrımcı ve cinsiyetçi politikalar izleyip başörtüsü yasağı gibi yasaklar koyup, kadın bedenini aynı İran'daki gibi müdahale edilebilir bir nesneye indirgeyen anlayışı iyi tanıyoruz.

Neticede İran'da kadınları devlet zoruyla kapatırken Türkiye'de de devlet zoruyla açıyorlardı. Özü, yöntemi ve felsefesi itibariyle aynı faşizan, cinsiyetçi otoriterlikten beslenen anlayışları itibarıyla mollalarla 28 Şubatçılar arasında büyük bir özdeşlik var.

İşte İran'da kadınlara yasak koyan cinsiyetçi, otoriter molla rejimini son hadiselerle ilgili Türkiye'den protesto eden ünlülerin arasında ise 28 Şubat zihniyetiyle özdeş, başörtüsü yasağını savunan veya en azından bu yıllar boyu sürmüş rejime tek bir ses çıkarmamış tiplerin görülmesi ise ikiyüzlülükten başka bir şey değil.

İran'daki kadın düşmanı, vesayetçi, kadınları zorla kapatan rejimin simetrisi 28 Şubat Türkiye'sinde kadınları zorla açarken buna çanak tutup şimdi İran'daki kadınların mücadelesine destek açıklayanların esas derdinin kadın hakları, özgürlük ve demokrasi olmadığı ortada.

Türkiye son yıllarda 28 Şubat'taki yasakçı, cinsiyetçi, mandacı, vesayet yapısını yıkıp daha eşitlikçi, sivil siyasete dayanan, demokratik sistemi kurarken İran'da da seçilmişlerin ve kadınların üzerindeki vesayet biçimlerinin de demokratikleştirilmesi için ciddi bir sosyolojik basıncın biriktiği görülüyor.

2009'da ülkenin pek çok kesiminden, özellikle de gençlerden büyük destek gören Türk asıllı Musavi'nin seçimi kazanmasını çeşitli şaibelerle engelleyen ve bugünkü gibi büyük protesto gösterileriyle karşılaşan molla rejimi aslında sadece seçilmiş siyasetçiler ve kadınlar üzerinde de bir vesayet oluşturmuyor aynı zamanda da başta Türkler olmak üzere ülkenin Fars olmayan çoğunluğunun da desteğini kaybetmiş durumda. Üstelik Azerbaycan ve Türkiye'ye karşı açıkça Ermenistan'ın yanında yer alan rejimin aslında İslam rejiminden çok bir Fars rejimi olduğuna dair tartışmalar da buradan çıkıyor.

İran artık devrimin olduğu zamanlardaki gibi çoğunluğu taşrada yaşayan bir ülke değil; kentli, eğitimli nüfusu yüksek bir ülke ve toplumun demokrasi, özgürlük talepleri ile bireyleşme süreçleri rejimin demokratikleşmesi yönünde bir basınç oluşturuyor.

Bu bakımdan da İran eski Türkiye'nin son zamanlarına benziyor zira 28 Şubat rejiminin yıkılmasının arkasında da bir toplumsal değişim rüzgârı bulunuyordu. Türkiye'deki kentleşme, bireyleşme süreçleriyle yüksek eğitimli orta sınıflara dönüşmeye başlayan milliyetçi-muhafazakâr kesimin toplumsal olarak güç kazanması ile politik değişim için bir sosyolojik zemin oluşmuştu.

<p>19 yaşındaki Arda Güler, Avrupa Şampiyonası tarihinde gol  atan en genç oyuncu oldu.</span><br></

Tahtın yeni sahibi Arda Güler!

Dünya mirası Nemrut bayramda ziyaretçi akınına uğradı

Etiyopya'da müzedeki dev kaplumbağa görenleri şaşırtıyor!

Dünya bizimkileri konuşuyor! ''Türkler mücevherine güvendi''