• $7,419
  • €9,0147
  • 446.075
  • 1569.35
12 Ağustos 2012 Pazar

Bir çizgi roman yazarlığı eksikti!

Dünyayı, en azından dünyanın kendi yaşadığı bölümünü suçlulardan, adaletsizlik ve kötülükten temizlemeye çalışan bir sushi şefinin maceraları çizgi roman oldu. Ama burada ilginç olan çizgi romanın yazarı: Ünlü şef, yazar ve gezgin Anthony Bourdain.

“Size restoran dünyasının gizli, karanlık köşelerinden... ‘Rom, oğlancılık ve kırbaç’ karışımında sarsılmaz bir düzeni ve sinir bozucu bir kaosu barındıran, yüzyıllardır süregelen askeri bir hiyerarşiye sahip bir alt kültürden söz etmek istiyorum. Çünkü kendimi bu kültürün içinde çok rahat hissediyorum. New York’un şef ve aşçılarının bu küçük ensest meraklısı dünyasındaki insanları tanıyorum. Mutfakta nasıl davranmam gerektiğini biliyorum.”

Kitabına böyle bir cümleyle giren bir adamdan, bir zamanlar New York’un, şimdi dünyanın en ünlü şeflerinden Anthony Bourdain’den bahsedeceğim…  

SEKS, UYUŞTURUCU, MUTFAK

Aslen bir aşçı olan Bourdain, artık benim de hayranı olduğum bir yazar, televizyon programcısı ve gezgin. 2000’de yayınlanan ‘Kitchen Confidential: Adventures in the Culinary Underbelly’ adlı kitabı kısa sürede The New York Times’ın ‘En Çok Satanlar’ listesine girdi. Bourdain’in seks, uyuşturucu, küçük kaçamaklar, aşçılara özel küfürlü jargonla ‘mutfakta’ geçen 25 yılını sarkastik ve akıcı bir dille anlattığı kitap için Sunday Times “Stephen King romanlarından bile daha çekici”, Daily Telegraph ise “Mükemmel bir kitap. İnsanın ağzını sulandıran kocaman bir kâse cips kadar baştan çıkarıcı” diyordu. Kitap Türkçe’de de Oğlak Yayınları tarafından ‘Mutfak Sırları / Aşçılık Dünyasında Mahrem Maceralar’ adıyla yayınlandı.

Kitapta Bourdain, aşçı olmaya karar vermesini üç dikkat çekici çocukluk anısıyla anlatıyor. Ailesi aslen Fransız kökenli olan New Yorklu Anthony’nin ailesi, bir yaz tatili için Fransa’ya gider. İlk dikkat çekici nokta onlara bir gemide ikram edilen ‘soğuk çorba’dır: İki erkek kardeş, “Çorba soğuk olur mu?” diye yüz çevirir ama tattıkları şey eşsiz bir lezzettedir ve bu Bourdain’in zihnine kazınır.

Ve bir anı daha, Anthony -56 yaşında da farklı görünmüyor!- ve kardeşi çok ama çok yaramaz çocuklar; onlarla her türlü yolculuk çok zor. Bir öğle yemeğinde anne-babaları Fransa’da onları otomobile kilitleyip restorana giriyor. Ve Bourdain, o anı ve merakını dakika dakika hatırladığını söylüyor: “O restoran, orada yemek yemek ve yemeğin kendisi nasıl değerli bir şey olmalı ki bizi yanlarında istemiyorlar!” 

Ve son anı; Fransa’da istiridye avı; pis bir kayıktalar. ABD’li aile, yemek açısından yeniliklere pek bir kapalı… Uzaktan bir akrabaları denizden pek de steril görünmeyen bir istiridyeyi çıkarıyor. Hafif temizleyip ikram ediyor. Aile üyeleri değil yemek, minik bir istiridyeden kaçacak durumda; işte orada Anthony, bir tür erkeklik, cesaret gösterisi gibi gördüğü için istiridyeyi yiyor. Ve bunu bekâretini kaybettiği gün kadar değerli sayıyor; o günden sonra da her ama her şeyi tadıyor. 

SOKAKTA BULDUĞUNU YER!

Ve zaten bugün Anthony Bourdain böyle de tanınıyor “Sakatattan en pis görünen sokak yiyeceklerine, her şeyi tadan” adam.

Aşçılık kariyeri, kitabıyla taçlanıyor, kısa süre sonra yayına giren ve Emmy ödülü olan Travel Channel’daki televizyon programı No Reservations ve The Layover ise onu dünya çapında bir üne kavuşturuyor. 

No Reservations’ta dünyayı geziyor (İstanbul’a da geldi; Show Plus’ta yayınlandı, internetten de izlenebilir; hatta ek bilgi Fatih Sur Kebap’ta çalışan birkaç kişi Bourdain’in artık ‘kanka’ları olduğunu iddia ediyor), yerel rehberler eşliğinde hem her türlü lezzeti tadıyor; geziyor, gezdiriyor.  

Bourdain, birkaç ay önce CNN ile yaptığı anlaşma çerçevesinde artık bir hafta sonu programı da yapıyor. 

Ve şimdi. Anthony Bourdain artık bir çizgi roman yazarı. Vertigo tarafından basılan kitabı Bourdain, Joel Rose ile birlikte yazıyor; çizimler Joel Rose’a ait. Bu arada konu da Bourdain’e pek uzak değil; ‘Get Jiro’, bir sushi şefinin suçlulara karşı mücadelesini anlatıyor.

Barbaros Şansal ‘İkon Makinesi’yle ekrana damga vuracak

O bir modacı; o bir muhalif; o bir yazar; o bir röportajcı; o bir eylemci; o bir dost; o bir sivri dilli; o bir derya deniz… Malum, her hafta AKŞAM Pazar için çok farklı bir dil ve anlayışla, eşsiz röportajlar yapıyor. Bugüne kadar pek çok ‘star’la arka toplayarak, ön hazırlık yaparak çalışmış bir insan olarak söyleyeyim; bu konuda da inanılmaz profesyonel. 

Haftalar öncesinden tüm konuları, projeleri belli; Milano’da da olsa, Paris’te de işini asla aksatmıyor; ‘ünlü’, ‘gündemde’, ‘sansasyonel’ gibi kriterlerle değil, farklı bir anlayışla ‘konuk’ seçiyor; kimi zaman da saklı yıldızları keşfediyor; örtüleri kaldırıyor. Buluşuyor, konuşuyor, kasetini çözüyor, zamanında da yolluyor. Ve şimdi Barbaros Şansal, bir televizyon programına başlıyor; ismi ‘İkon Makinesi’. 

“Bu programda ajitasyon olmayacak” diyor Şansal; genç hanımlar bilgi, zekâ, kültür ve fizikleriyle bir yarışmanın içinde olacak. Her haftanın, her ayın ve en sonunda da yılın ‘ikonu’ seçilecek. Her hafta 6 yarışmacı giyimleri, bilgi ve kültürleri, yaşam tarzlarıyla yarışırken programda konuklar, canlı konserler de olacak. Şansal, programı modayla ilgili iki kişinin partnerliğinde yapmayı planlıyor; aklındaki isimlerden biri Deniz Pulaş. Programı gündüz kuşağında yayınlayacak kanal da belli ama açıklama kısa süre sonra…

‘Patron’ mayısta Türkiye’ye mi geliyor?

AKŞAM Kitap’ın, Sevin Okyay’ın yazısını tanıtırken kullandığı manşet sözüydü ‘Ne Amerikan rüyaları gördük zaten yoktular’! Amerikan rüyası çok insanı ‘uykusuz’ bıraktı. Ve bir emekçi çocuğu, eşsiz müzisyen, ‘patron’ lakaplı Bruce Springsteen de 70’lerden bu yana Amerikan rüyası gerçekleşmeyen insanların, işçi sınıfının öykülerini taşıdı şarkılarına. 

“Evet oto yıkamada çalışıyorum / Bir dolar ve bir sent için / Ve bayım patronumdan nefret ediyorum / Oto yıkamada ömrümü tüketiyorum / Su şişemi ve havlumu alıyorum / Mercedes, Volkswagen birer birer yıkıyorum / hepsini yıkıyorum ve hiçbirini sevmiyorum” diyordu mesela… Müziğiyle, tavrıyla, duruşuyla bambaşka bir adam. Onu Kanada’da izleyen müzisyen bir arkadaşımın deyimiyle “Ölmeden konseri görülmesi gereken” efsaneler arasında… Bu yaz Avrupa turnesinde olması beni de heveslendirdi; orada bilet, burada kalacak yer derken gidemedim. Ama bir organizatör arkadaşımdan öğrendim ki ‘patron’ Türkiye’ye geliyor. 

‘Getiren organizasyonun ismi’ benden saklandı ama zaman belli: 2013 Mayıs. 

Gazeteci-yazar arkadaşımız, üstadın büyük hayranı Ahmet Tulgar’ın Bruce Springsteen’in İstanbul rehberi olmasını diliyor, “Bir de Tom Waits gelse artık ölsem de gam yemem” notumu düşüyorum.

Zenginin kumu züğürdün çenesini…

Bodrum Yalıkavak’ta bir otel; Palmalife Bodrum Resort&SPA. 

Yalıkavak’ın o koyunun eski halini bilenler için bir mucize; kayalıklar artık golf sahalarını andıran yeşillikler halinde. Otel de lüks klasmanda, ücretler de o seviyede. 

Adını son yıllarda sıkça duymaya başladığımız işadamı Mübariz Mansimov’un otelinin en ilginç özelliği ‘beyaz plajı’; insana üzerinde biraz oyalanınca peeling geçirmiş hissi veren beyaz kumu… 

Oradayken insan merak ediyor “Peki bu kum buraya nereden geldi? Hadi bir kere getirildi, burası sürekli dalga alan bir koy. Malum deniz ‘alır’. Peki, bu kum nasıl oluyor da hiç bitmiyor?”

Öğrenildi ki, kum her yıl ve hatta yazın neredeyse her ay Mısır ve Maldivler’den getiriliyor. Şimdilerdeyse Quars taşının ufalanmasıyla oluşan bu beyaz kumun Mersin’de de olduğu öğrenilmiş; oradan getiriliyor! 

Ne diyelim, zenginin kumu, züğürdün çenesini yorarmış.

140 karakterde dünya edebiyatı

Penguen Yayınevi’nin ilginç bir kitabı var: ‘Twitterature’. Bu, ‘Twitter’ ve ‘literature’ (edebiyat) kelimelerinin birleşiminden türetilen bir isim. Olay da şu, iki ABD’li genç üniversite öğrencisi, Alexander Aciman (üstte sağda) ile Emmett Rensin, dünya edebiyatının önde gelen 80 klasik eserini 140 karakterde anlatan bir kitap hazırlamış. 

Kafka, Gogol, Hemingway, Voltaire, Dickens, Jane Austen, Truman Capote, Tolstoy, Oscar Wilde kitapta yer alan edebiyatçılardan birkaçı. 

Eserler, roman kahramanlarının ağzından anlatılıyor. Anlatımlar çok muzip, çok eğlenceli. Hikâyelerin anlatıldığı Twitter sayfalarının isimleri de bir o kadar keyifli ve bir o kadar İngilizce! Kitaptaki bölümler kahramanların dilinden, günlük dilde ve 140 karakterde anlatılıyor. İkilinin kitap için açtıkları Twitter sayfası da hayli matrak. Darısı aynı fikri Türkçe yapmaya kalkışacak cevval karakterlerin başına.

<p>ATV'nin reyting rekorları kıran başrolünde Burak Özçivit'in rol aldığı Kuruluş Osman dizisi Türk

Ahmet Yenilmez 'Kuruluş Osman'ı' anlattı: Demirci Davut'un sahnelerine dikkat edin!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Çanakkale Savaşları Araştırma Merkezi ve Kütüphanesi açılıyor

Yılan belgeselciyi canlı canlı yedi! İşte o anlar