• $8,151
  • €9,7113
  • 453.352
  • 1360.22
21 Haziran 2011 Salı

Plastik kelepçeli hak ve özgürlükler...

İktidar partisi otorite ve iktidarı tüm kurumlarıyla ele geçirince demokrat muhalif gömleğini hızla sıyırdı.
Ve 'halkın iktidarı' biçiminde tanımladığı çoğunlukçu demokrasi anlayışını devlet gücüne katarak şimdi kendi muhaliflerini 'devlet düşmanı' diye hapishanelere dolduran mutlak iktidar sahibi halini aldı...
12 Eylül referandumunun kampanyasını gözyaşları içinde devrimci Erdal Eren, Necdet Adalı idamlarından söz ederek açan Başbakan'ın, seçim otobüslerini bile bu devrimcilerin resimleriyle donatırken 8 ay sonra 'eşkıyalaştırdığı' sol kesimler, terör örgütüne üyelik suçlamasıyla içeri atılıyor...
Nitekim 12 Eylül referandumunun hemen akabinde Başbakan'ın ve 'sivil kesimlerinin', sol muhaliflerinin kamuoyu zihninde 'sapkın', 'hain' ve 'terörist' olarak kültürel kodlanmaya girişilmesi uzun sürmemişti...
3 bine yakın Kürt siyasetçi, gazeteci, yazar, sendikacı ve öğrenci 'teröristlik' suçlamasıyla tutukluyken sıra haliyle 'doğa ve yaşam hakkı' savunucularına gelmişti...
Şimdi hak ve özgürlüklerden uzaklaşmış ama ekonomik 'istikrar ve büyümeye' kilitlenmiş Türkiye, Terörle Mücadele Yasası'nın sayesinde F Tipi cezaevlerine doldurduğu gençlerle seçim ertesi yine büyük muhalif tasfiye süreci işletiyor... Seçim öncesi Başbakan'ın Hopa'da mitinginde başlayan olayları takiben baskı ve operasyonlardan sonra Ankara'da ev baskınlarında tutuklanan 32 kişi, topluca 'teröristlik' kapsamına sokuldu.
Suçlananlar arasında HES karşıtı Hopalılar daha sonra da olaylarda biber gazıyla hayatını kaybeden Metin Lokumcu'nun ölümünü Ankara'da protesto eden katılımcılar vardı...
Böylelikle Soğuk Savaş döneminin 'anti-sol' düşmanlığıyla küreselleşmenin kullanışlı 'terörist' tanımı el ele vermiş yeni sermaye birikimine katılacak tüm Anadolu'daki 'yaşam alanlarını' korumaya çalışan yerel halka peşinen gözdağı verilmişti...  
'Su haktır satılmaz' pankartının özetlediği üzere derelerin satışına razı gelmeyen çevre aktivistleri ve yerel örgütlere direnmeleri durumunda neyle karşılaşacakları gösterilmişti...
TERÖRLE MÜCADELE YASA'SININ ANAYASAL İHLALLERİ  
Ankara'da aralarında ÖDP, Halkevleri, SDP gibi yasal parti ve derneklerin üye ve yöneticilerinin de bulunduğu 17 kişi, 'terör örgütü yararına faaliyette bulunmaktan' Sincan F-tipi cezaevine yollandılar.
Terörle Mücadele Yasası'nın devleti yani iktidarı korumak için esnetilen 'terör' kavramı, piyasa egemenliğinin iyice müphem kıldığı 'hak ve özgürlüklerin' üzerine hukuk-işlemez zırh gibi geçiriliveriyor.
12 Eylül'ün anarşist diye zindanlara doldurduğu siyasi muhaliflerin Hopa ve Ankara'daki gösterilerde tutuklananların 'terörist' suçlamasıyla F-tipi cezaevlerine gönderilenlerden ne farkı vardı...
İktidarın devletle bütünleşmesi sonucu iktidarı protesto, toplantı, yürüyüş, basın açıklaması dahil muhalif siyasi görüşler devlete karşı işlenmiş 'terörist eylemler' diye değerlendirilip,  yargılananlar masum olduklarını 'ispat edene' kadar terör suçlusu sayılıyor.
TMY'sinin bir üst metin gibi anayasada yer alan 'suçsuzluk karinesi', 'adil yargılanma ', 'avukat hakkından faydalanma', 'özel hayatın saklılığı', 'kişi özgürlüğü ve güvenliği', 'seyahat haklarını' rafa kaldırılması, sivil ve demokratik yeni anayasa'nın şimdiden geçersizliğinin ilanı...
Mutlaklaşan iktidarın gerçekte alaşağı ettiği asker vesayetin yerine yerleşince 'devletin sürekliliğini' aratmayan ve seçim sandığı meşruiyetine dayandırarak tırmandırdığı 'muhalif avı', ne hukukun üstünlüğünü ne de demokrasinin tarihsel kazanımlarını var ediyor!

<p>Libya ile çok yönlü anlaşmaların olacağını belirten Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Eray

Türkiye'nin Ukrayna ve Libya siyaseti nasıl olacak?

Uygarlık tarihine ışık tutan 12 bin yıllık kazı başlıyor

Zeugma Antik Kenti'nden etkilenerek başladığı şimdi vazgeçilmezi oldu

Belediye ekiplerinin Nemrut Krater Gölü'nde zorlu kar mücadelesi