• $8,1932
  • €9,7601
  • 458.04
  • 1393.24
23 Haziran 2011 Perşembe

Nesiller boyu zehirlenme!

Sonunda bu hafta Kütahya Valiliği suya siyanür karıştığını açıkladı 'İnkar etmiyoruz sularına siyanür karıştı tabii ancak bunun anında öğrenilerek tüm önlemlerin alındığını bildiriyoruz' dedi.
Çevre felaketlerini açıklamaktansa 'milli güvenliğe ve anayasal düzene tehlike yaratabilecek' devlet sırrına dönüştüren devlet ketumiyeti, Kütahya'daki siyanür sızıntısında da devredeydi...
Kütahya'da Eti Gümüş A.Ş'nin madencilik etkinliği diye doğanın göbeğinde 25 milyon ton siyanürlü atığının açık havada depolamasında hiçbir sakınca yoktu...
Gözden ırak, denetimden uzak etkin madencilik faaliyetlerinin atık kirlilik ve zehirleri doğanın koynuna aktıkça nasıl olsa memleketimizin havası, suyu, toprağı yardımıyla göz önünden kalkardı... 
Ta ki 7 Mayıs'ta zaten toprağa, suya bulaşmış, havada buharlaşmış siyanürü 'sözde' muhafaza eden barajının setlerinden biri yıkılana kadar.
Set yıkılınca ilkel yöntemle altın gümüş çıkartan madenciliğimize sonuna kadar sahip çıkan ve çevre kirliliği ve tahribatını kamu sağlığı adına uyarmak yerine halkı 'uyaranları' susturan, dava açan devlet yetkilileri, ağız birliği edip 'bir gram bile siyanürün' sızmadığını açıkladılar.
Hatta Çevre Bakanı 'seçim öncesi iktidar partisini yıpratmak ve vatandaşı tahrik etmek için' sızıntı söylentisi çıkarıldığını söylemişti...
Halbuki biraz ötedeki yerleşim bölgelerindeki evlerin duvarları bile çimento yerine siyanürlü balçıktan yapılmıştı...
Valilik, Bakanlık üst üste açıklamalarla 'illa sızıntı yok' derken sivil toplum örgütleri, meslek odaları mensupları bölgeye sokulmamışlardı..
Aradan bir ay geçti ve geçen hafta siyanürlü barajın 3 km ötesindeki Dulkadir Köyü'nde hayvanlar telef olurken 8 kişi de hastaneye zor yetişti, ağızlarından kan gelenler vardı.
Tabii ki siyanür ve beraberinde ağır metaller durduğu yerde durmamış köyün şebeke suyuna kadar ulaşmıştı.
Doğanın kendini zehirleyen kirliliği açığa çıkartan 'şeffaflığını' yok sayanlar, köyün suyunda limitlerin 221 katı siyanür saptayan raporla karşı karşıya kalmışlardı...
İlginç olan bu analizin devlet merciilerince değil Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) tarafından İzmir İl Hıfzıssıhha laboratuvarına yaptırılmasıydı.
Çünkü böyle çevre felaketleri karşısında 'doğayı ekonomiye' kazandırmakla övünen devletimiz, kamu sağlığını gözetmek ya da vatandaşın bilgi edinme hakkını korumaktansa işletmelerin canının derdine düşüyor...    
Zehirlenen vatandaşların kaybolan, açıklanmayan kan tahlilleri,'gözle yapılan' su analizlerinin 'temizdir' sonuçları, halka telkin edilen sükunetle felaketin boyutlanması engelleniyordu...      
SES'in yaptırdığı hassas spektrofotometrik analizin sonuçlarında ayrıca limit değerin 50 katı arsenik ve 12 katı kanser yapıcı ağır metaller de çıkmıştı.
Bunun üzerine zehirli madencilik faaliyetlerine Türkiye'nin yüzde 55'ini açan, 30 bin arama ruhsatı vererek arazi spekülasyonu yaratan, siyanür liçi kullanımına izin verip arkasını dönüp giden devlet, sonunda 'siyanürün suya karıştığını' kabul etti.
Ama yeni Maden Yasası düzenlemesiyle muhafaza ormanlar, yaban hayatı koruma sahaları, zeytinlik sahalar, meralar, milli parklar, maden işletme faaliyetlerine açılmasıyla telafisi imkansız kirlilik Dilovası'nda olduğu gibi yeni doğan bebeklerle nesilden nesle taşınacak...

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü