• $7,3505
  • €8,9443
  • 438.027
  • 1536.11
26 Mayıs 2011 Perşembe

Gençler hapiste, vatandaşlar Ankara sınırında; Türkiye büyüyor

'Liberal ekonominin otoriter güvenlikçi devleti nedir' diye sorulsa 'Büyük Anadolu Yürüyüşü'nü Ankara Gölbaşı girişinde durdurup, şehre girişine günlerdir izin vermeyen zihniyettir' diye cevaplarız.
50 gün önce halk, öğrenciler ve aktivistlerden oluşan kervanların, 11 koldan ayrı yola çıkmasıyla başlayan yürüyüş, Ankara sınırında durduruldu.
'Anadolu'yu vermeyeceğiz' başlığındaki yürüyüş; ekonomimizin yatırım etkinliği olan nükleer santralları, HES'leri, zehirli madenciliği, vadilerinde, ormanlarında, topraklarında istemeyenlerin 'Anadolu'ya sahip çıkma' yürüyüşüydü.
Ama 'ustalaşan' liberal demokrasinin güvenlik güçleri, barikat kurarak Anadolu Yürüyüşü'nü Ankara'ya sokmadı, 1 yürüyüşçüye 10 polis takviyesiyle yürüyüş yasadışı ilan edilmişti.
Tekel işçi eyleminden sonra başkent, çitlenerek 'özelleştirilmiş' ve' hak' peşindeki halka kapatılmıştı...
Otobanda çadırlarda 5 gündür bekleyen katılımcılara adeta ülkeye kaçak girmiş mülteci muamelesi yapılarak, ne vatandaş kimlikleri ne de yağmur altında çadırda konaklama şartları umursanmıştı.
Çünkü günümüzde sıfır maliyetli, bedava doğa 'zenginliklerini' yok edene kadar yatırımcıya bağışlamak serbest ama 'parasız eğitim' pankartı açmak ağır hapis cezalıktı...      
Ve zaman piyasalarla zihni, ruhi, nakdi 'karlılık' bağlantısı kurmayıp muhalefet edenleri ya tutuk evlerinde ya da şehir sınırlarında 'tecride alan' otoriter siyasetin zamanıydı...
Cumhuriyet tarihimizin devlet ve iktidarın 'muhaliflerine' karşı vazgeçemediği despotik suçlara, ultra liberal dönemin suçları da katılmıştı...   
Zira piyasalarının işleyişini hak temelli eleştirdiğiniz anda, tüm anayasal güvencelerini, barınma, seyahat haklarını dahil kaybetmiş, GBT'si işlenmiş 'zararlı ve sözde' bir vatandaşsınızdır.
Ve bu sözde vatandaşlar; gün olur Ankara sınırında başkente giremeyen ama Anadolu'yu vermeyen yürüyüşçüler, 4-C'yi kabul etmeyen Tekel işçisi, İstanbul'un girişinde otobüslerde biber gazı yiyen öğrenci, derin bir vadide HES'çi firmanın taşeron güvenliğinin darp ettiği köylü kadın ya da yeni doğan bebeklerin içinin kurşun, alüminyum ve demirle dolu olduğunu tespit etmiş bilim adamıdır.
FERHAT VE BERNA'NIN SUÇLARI NEYDİ?
Bu sözde vatandaşlar, özgürlüklerine tam 14 aydır el koyulan üniversiteli Ferhat'la Berna'dır.
Başbakan'ın Roman Açılımı'nda 'Parasız Eğitim' pankartı açan Berna Tüzel ve Ferhat Tüzer'in 'anayasada yazılı bir kamu hakkını' pankartla talep etmeleri, 6-15 yıl ağır cezayla yargılanıyorsa...
Ve mahkeme 'kuvvetli suç şüphesiyle' 14 aylık tutukluluklarına devam kararı aldıysa; 'parasız vatandaşlık haklarınızı' istediğinizde sizi de bir pundunu mutlaka getirecek yasadışı örgüt üyeliğiyle suçlayacak bir hukuk mantığı işliyorsa vay halimize...
Berna ve Ferhat'ın bu davası, bütün gençleri yıldırarak 'parasız eğitimin' telaffuzundan bile men ederek; gençlere 'fiiliyatta düşünceni açıklama özgürlüğün yoktur 'demenin emsal davasıdır...
Çünkü halkın zihnine 'bu ülkede sadece ve sadece 'teröristler' ifade, düşünce özgürlüğüne inanır ve haklarının peşindedir, normal vatandaş oy blokları halinde kümelenir' algısı yerleştirildi...        
Üstelik savcının 3. duruşmada 'Anayasada düşünceyi açıklama özgürlüğünün ayrıntılı yazılı olduğu ve silahsız ve saldırısız toplantı ve yürüyüşün önceden izin almadan dahi yapılacağı' görüşü bile kaale alınmamıştı...
Bu defa 'ülkenin bütünlüğünü' değil 'piyasaların bütünlüğünü' koruma adına çocuklarımız hapiste ve T.C. vatandaşları Ankara'ya bile giremiyor...

<p>Terör örgütlerini silahlandıran Brett McGurk'ün adının ortaya çıkması, terör örgütü DEAŞ'la kariy

Biden yönetimi göreve hızlı mı başladı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında

Ağrı Dağı göçmen kuşlara ev sahipliği yapıyor