• $7,5332
  • €9,1046
  • 444.68
  • 1518.82
07 Temmuz 2011 Perşembe

Gariban adamın heyecanı

Yaş aldıkça bilgeleşemeyen demokratlık geleneğimizle bir kez daha yüzleştik. 
Ezgi Başaran'ın Murat Belge'yle Radikal'de yaptığı söyleşide Belge'nin nazarında ve nazariyatında 'oryantalize' ettiği halktan nasıl bezdiğini bir çırpıda okuyuverdik.
Söyleşide demokratlığın ömür boyu süren insanı tüketen, içini çürüten sınanma serüveninden bu defa karşımıza adeta balkon konuşması yapan bir muktedir çıkmıştı.
Sık sık atıf yaptığı balkon-altı güruhun 'tahakküme ses çıkaranlarını' küçümsemekle kalmamış üstüne üstlük kestirme polisiye çıkarımlarla 'darbecilikle' suçlamıştı.
Toplumsal muhalefeti 'demokrasi düşmanı' ilan eden, arkalarında karanlık güçlerin bulunduğunu iddia ederek sol hareketi 'eşkıyalaştıran' siyasi otoriteyle yan yana düşmüştü.
Aynı soğuk savaş dilinde buluşmuşlardı. 
Sonra da elitist kibrine yenik düşerek, Hopa'da biber gazıyla hayatını kaybeden Metin Lokumcu için 'Hopa'daki gariban adamın bu kadar heyecanlanacağı bir durum yoktu' deyivermişti.
Bu iç dökmede, takipçilerinin putlaştırdığı 'birikimini' sergilemesinde hiçbir mahsur yoktu ama bugün hayatta olmayan Metin Lokumcu'yu 'gariban adamlığa' indirgemesi oldukça inciticiydi.
'Gariban' tabirinin boşuna seçilmediği Metin Lokumcu'yu 'boş' işlerle uğraşan biri olarak gösterme niyetliliği ortadaydı.
Metin Lokumcu şahsında bütün hak arayışları, doğayı koruma mücadeleleri, örgütlü protestoları da olumsuzlanarak darbe tarihimizin derin geri tepişleriyle ilişkilendirilmişti.
Hak ve hukuku muğlaklaştıran zamanın ruhuna boyun eğen demokratımız için, Hopa'da deresine HES yapılmasına direnirken biber gazıyla boğulan Lokumcu, tarih-dışı kalmış heyecanlı bir gariban adamdı!
Belli ki Metin Lokumcu'nun temsil ettiği muhalif geleneğe geçmişten birikmiş öfke harekete geçmiş, bir dolu çağrışımla bugüne taşımıştı.   
Kaybolan muhalif ruh, yabancılaştığı toplum ve iktidar odaklarına olan bozulan mesafe ayarını da.
En ilginç olan ise hegemonik iktidarın cüzi zihni gibi iktidar muhaliflerine 'darbeci ve terörist' damgasını vururken kendisini 'komünist' diye tanımlamasıydı.
Bu zihinsel karışıklığı entelektüel yorgunluğa ve umutsuzluğa yoramazdık.
Suçlaşan temel hak ve özgürlükleri, patronaj değişikliyle yetinilen vesayet sistemini, sermayeleşen doğayı, şirketleşen devleti, piyasalaşan toplumsal hayatın her bir anını kontrol eden otoriterliği 'demokratikleşme' diye kabul edemezdik.
Tutuklu vekilleri Meclis'e gönderilmeyen Kürtler, Madımak'ta anma yapması yasaklanan Aleviler, kaldıkları sığınma evleri mezarlığa dönüşen kadınlar, parasız eğitim pankartı açtı diye yıllarca tutuklu kalan üniversiteli gençler, kentsel dönüşümün evlerini başına yıktığı mahalleler, taşeronluğa direnen işçiler, tıka basa dolu cezaevleri, TMK mağduru çocuklar ve deresine HES yaptırmamak için hayatını veren Metin Lokumcu, bu ülkenin seçim sabahı içi sıkılan, bunalan demokratların meselesi olamıyordu...
Bu zaten başlı başına entelektüel tarihimiz adına yeteri kadar 'gariban' bir haldi.

<p>Özel harekat polislerinden oluşan Taktik Su Altı Operasyon Grup Amirliği, su altı ve üstünden düz

Suyun altında da 'özel harekat'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Fenerbahçe'nin ardından Galatasaray... Beşiktaş'ta yüzler gülüyor

Kısıtlamaların sona ermesiyle İstanbul'da hareketlilik başladı