• $7,4159
  • €9,0281
  • 442.528
  • 1542.45
06 Mayıs 2011 Cuma

Dünyanın sayılı tüketim toplumu...

Batı kapitalist medyası bile Türkiye'nin girdiği çılgın tüketim sarmalına ilgisiz kalamadı.

New York Times Gazetesi'nde yayınlanan bir makalede "kaygısızca harcayan, savurgan Türkler" konu edilmişti!

Kapitalizmin üretim evresine yetişemeyip geç kalan ama küreselleşmeye süratle "tüketerek" dahil olan Türkiye'nin New York Times tarafından eleştirilmesi tabii ki hayli ironikti.

Kitlesel tüketim toplumunun öz vatanından gelen makalede, Türkiye'den dünyanın sayılı borç yiyen, agresif tüketici ülkesi gibi söz edilmişti...

Makalede sırf 150 bin dolarlık lüks marka arabaları almak için 4 ay sıra beklemeye razı borsacılardan, SMS'le kredi pazarlayan bankalardan, İstanbul'da 100 dönümlük arazilere biçilen dudak uçuklatacak 800 milyon dolarlık meblağlardan ve tüketim cennetine dönüşen ülkede krediye ulaşmanın olağanüstü kolaylığından bahsediliyordu.

Tüketici ve ihtiyaç kredilerinin bize tek bir SMS uzaklığında olduğu doğruydu.

Ve cep telefonuna gelen SMS'ler bize "en yakın ATM'ye varmanız yeterli 'gerekli' nakit sizi bekliyor" diyordu...

Bunun biz de farkındaydık çoluk çocuk hepimizin telefonlarına emtia piyasalarında yükselen soya mı, pamuk kağıdı mı almak istersiniz yoksa bankamatikten tam 12 ay vadeli şu kadar bin TL'mi çekersiniz diye akıl çelici mesajlar geliyordu.

Türkiye'yi sıcacık kredi denizi boydan boya kaplarken, NYT'nin bu savurganlığa itiraz yükseltip "açgözlü Türkler borç almaya ve harcamaya devam ediyorlar" ifadesi kamuoyunda "bu ne küstahlık" diye kızgınlıkla karşılanmıştı...

Ama gerçekti ki tasarrufa değil tüketime teşvik edilerek gelirinin misliyle borçlanan haklımız düynanın en çok harcayan ülkelerinden biriydi...

Ve makale tüketici kredilerindeki artışın bu yıl GSYH'nin yüzde 8'ine varacağı kehanetiyle bitiyordu.

Ücretler yerinden kıpırdamazken tüketim ideolojisiyle çepeçevre sarılmış toplumun har vurup harman savurduğu kredilerle "iç tüketimi" kışkırtarak "büyüyen" bir ülkeydik.

NYT'ye kızmak bir yana, tüketici pazarımızın derinliği üç aylık dış ticaret açığından da görebilirdik. Tarihi bir rekor kırılmıştı. Ocak - Mart 2011 döneminde dış ticaret açığı yüzde 96 oranında artarak 24 milyar 595 milyon dolara yükselmişti.

Sadece mart ayının dış ticaret açığı 10 milyara yaklaşmıştı halbuki 2008'de bir yıllık ticaret açığımız toplamı 63 milyar dolardı.

Yani "ithal tüketime dayalı büyüme modelimiz" almış başını gidiyordu.

Ve yurdumuza akan sıcak para nedeniyle artmayan döviz kuruyla ucuz ithal mallar ülkeyi dolduruyordu.

Ayrıca tamamına yakını yüzde 70 oranında ithal girdiyle üretilen sanayi ürünlerine dayanan ihracatımızın artması dolayısıyla ithalatın artması ve dış ticaret açığının da büyümesi demekti.

Diğer taraftan yine güçlü dış kaynak akımının finans sisteminde yarattığı kredi bolluğu anında pazarlanarak tüketim şahlanıyordu.

Sonuç olarak değerli TL haliyle ucuz döviz, aman girişi aksamasın, kaçmasın dediğimiz sıcak paranın kurduğu büyüyen ekonomimiz  bizi tüketimle "küçük Amerika" ağır emek sömürüsüyle "küçük Çin" yapıvermişti...

Üstelik her bir tepeden şişirilen konut balonları gökyüzüne yükseliyordu...

<h3>Siyasetin gündemi reform ve ittifak çalışmaları oldu. Peki muhalefet neden reform ve ittifak çal

Siyasetin gündeminde ne var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Doğada yaptığı yemeklerle kentleri tanıtıyor

Gaziantep'te tır kazası! Yol trafiğe kapandı