• $7,4627
  • €9,024
  • 437.81
  • 1524.49
17 Kasım 2011 Perşembe

Dikmen Vadisi'nde yıkım işbaşında...

Van depremi ertesinde her 100 okulun 90'ının çürük olduğu ve 6 bin hastanenin 'güçlendirmesinin' yapılmadığı ülkemizde işe, yoksulların üzerine dozer gönderilerek başlandı.
Ankara Büyükşehir Belediyesi çepeçevresini 500-700 bin dolarlık konutlarla kuşattığı Dikmen Vadisi'nde yaşayan 1200 vatandaşı evlerinden zorla çıkartmak için yıkım eylem planını açıkladı.
Dikmen Vadisi'nde yaşayan yoksul vatandaşların kerpiç ve briket tek katlı ama depreme dayanıklı gecekondularının yıkımı, devletin altına imzasını koyduğu BM sözleşmesindeki 'mülkiyetten bağımsız bir insan hakkı olarak barınma hakkının da' yerel yönetimlerce ihlali olacak.  
Finans ve inşaat sektörüne kaynak/arsa aktarımı için aşırı yapılaşmayla kent içinde kalan ucuz iş gücünün yaşadığı mahalleler, artık deprem sonrası yıkım kampanyasına katılarak sakinleriyle birlikte kent dışına kovalanacak.
Temel anayasal haklardan 'barınma hakkının' mortage finans ürününden başka bir göndermesinin kalmadığı zamanlardayız.
Oysa Dikmen Vadisi'nde yaşayanlar ne çadır alanlarına AVM ya da rezidans dikmişler ne de Marmara Denizi'nden çektikleri kumla yaptıkları depreme dayanıksız inşaatlarla zenginleşmişlerdi.
Ya da Van'da görüldüğü üzere sadece ikisi hasarsız ayakta kalmış onlarca kamu binasının devlet ihalelerinde sorumlulukları vardı.
Ne de ruhsatlı-denetimli ve içlerinde yaşayan insanlara mezar olan betonsuz, çeliksiz çok katlı binaları inşa etmişlerdi.
Veyahut Türkiye'deki belediyelerin yüzde 70'ini oluşturan nüfusu 5 bin kişinin altındaki yerleşim alanlarındaki yapı denetimini kaldıran 648 sayılı KHK'ya imza atmışlardı...
Elbette İstanbul'daki deprem toplanma alanlarını paralı otoparka çevirip milyon liraları ceplerine indirmemişlerdi.
2-B Yasasıyla,sözde orman vasfını yitirmiş bütün Ege, Akdeniz kıyıları ve İstanbul'un ormanlık  kamu arazilerini üzerlerinde kaçak binalara satıp, imara açarak en az 20 milyar TL'lik rant arsa üretimi adına lobicilik yapmamışlardı...
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile devasa KİT'imiz TOKİ'ye 'yapılaşma' için mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayır alanlarını açan yasa taslağından da haberleri yoktu...  
Altı yıldır barınma mücadelesi veren vadi halkı, bütün istediklerinin başlarını sokacak bir ev olduğunu ve devletin vatandaşın temel hakkı barınmayı görmezden gelemeyeceğini söylüyorlar...
Ama Dikmen Vadililer bütün hak arayışlarında olduğu gibi piyasalara karşı 'ideolojiklikle' itham ediliyordu...
Ve belediyenin 'incelikli' yıkım planının akışı da şöyle düzenlenmişti; Dikmen Vadisi'nde 90 adet kepçe ve dozerin tahsis edildiği yıkım öncesi belediye, Dikmen Vadisi'ni 'yasak bölge' ilan edip, elektrik, su hatlarını kapatıp, trafiği kesip, hiçbir basın mensubunun da yıkım alanına girmesine izin verilmeyecekti...
Yani hak mücadelesi ekranlara düşmeyerek, gayet steril ama insafsızca kent arsaları yoksul gecekondulardan arındırılıp insansız alanlar olarak 'özelleştirilip' spekülatif ranta teslim edilecekti...

<p>Okurlarından gelen 'Kullanmış olduğunuz dil, çoğu kez 'ağdalı ve anlaşılması güç' noktasında gele

'Türkçenin inceliklerini kullanmazsak yok olup gidecek'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Haftanın Fotoğrafları (08-14 Ocak)

İzinsiz kazı yapan 11 kişi gözaltına alındı