• $8,1857
  • €9,7547
  • 457.569
  • 1393.24
02 Haziran 2011 Perşembe

Balkon konuşması bekleyenlere!

Dokuz yıl süren hegemonya stratejisini başarıyla adım adım tamamlamış iktidarın geçmişte kalan 'demokratikleşme' hevesini gündeme getirmek yersiz.
Çünkü iktidar, eşzamanlı olarak devlet-toplum üzerindeki hegemonyasını derinleştirirken, bir yandan dillendirdiği 'özgürlükler alanını' artık kendisine en büyük tehdit  görüyor...
Hopa sokaklarını basan devasa gaz bulutları, havaya sıkılan kurşunlar; iktidar partisi dışında bütün siyasi varoluşların, pankartların, protestoların, devlete karşı bölücülük/ hainlik/ iç düşmanlıkla suçlandığı zamanlara gerilediğimizi doğruladı...  
Başbakan'ın dilinden düşürmediği 'beyaz kefenli' hitabetinin karşılığı, biber gazıyla nefesi kesilen 'yeter artık bunalttınız beni' 'hadi al kurtar memleketi' diye gördüğü polis şiddetine isyan eden emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun ölümüydü.
Hopa'daki şiddette geride 'ölüm' bırakan seçim konvoyuna atılan taşlar, belki de Başbakan'ın vatandaş Lokumcu'nun ölümüyle ilgili tek kelam etmeden Hopa'dan ayrılmasına tepkiydi...
Başbakan emekli öğretmenin ölümünden sonra Trabzon'da olayla ilgili 'eli taşlı eşkıyalar Hopa'ya inmiş' tespitini yaptı...
Ve en 'acıtıcı' açıklaması ise bir gün sonra gelecek; Eğitim-Sen, Halkevleri, ÖDP'li, Derelerin Kardeşliği Platformu üyesi Lokumcu için 'Bir tanesi de kalp krizi geçirmiş ölmüş, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durma gereği duymuyorum' diyecekti...
Evet, Başbakan kendisine rıza üretmeyenlerin ne kimliğini öğrenme ne de ölümlerinin üzerinde durma gereği duyuyordu...     

Çünkü iktidar partisi devletle özdeşleştiğinden 'devlete' oyunu vermeyenler de muhalefet edenler de 'vatandaş' sayılamaz, 'ölümleri ve isimleri' anılmazdı.

HALKIN BAŞBAKANI

Başbakan'ın 'ben de halktanım' iddiasının yerini halkla arasında yükselen 'geniş güvenlik bariyerleri' aldı...
Çünkü Başbakan son siyasi hedefi başkanlık sistemine ulaşmak adına 'iç bölge milliyetçiliği' kıvamındaki ahlakçı popülizmiyle halk tanımını 'Sünni-Türk bloka' hapsediyor...
Ve önce 'Anadolu'yu sermayeleştiren' agresif ekonomi politikalarını protesto eden, HES ve özelleştirme karşıtlarını kitlelerin zihnine 'eşkıya' diye kodluyor...   
Sonra dönüyor ve kendisi gittiğinde bütün kepenkleri kapalı Hakkari'deki CHP mitinginde 'Türk Bayrağı olmadığını' bir kez daha söylüyor.
Biraz sonra 'Biz' diye bütünleştiği meydanda 'Bu BDP'liler' diye Güneydoğulu Kürt seçmenin siyasi temsilcilerini kalabalıklara şikayet edip açıktan yuhalatabiliyor.
Elbette profesyonel ordunun Güneydoğu ve sınırlarda göreve başladığı ve 10 bin koruyucu kadrosunun doldurulmaya çalışıldığı ülkede bitmiş 'Kürt sorununu' siyasi alana taşımanın da gereği var mıydı?  
Ve sırayı Kılıçdaroğlu şahsında defalarca tekrarlandığı üzere etnik/mezhepsel göndermelerle 'Alevi/Dersimli' uyarısı yer alacak ve yine mutlaka yuhalanacak...
Başbakan böylece oy bloklarını kendine yapıştırırken Kürtleri ilelebet kaybediyor, Alevileri derinden yaralıyor, kırılgan toplumsal mutabakatı tuzla buz ediliyor... 
Böylece seçim sonrasına ertelenen 'yeni anayasanın' sivil ve demokratik toplumsal sözleşme olacağı ihtimali derinlere gömülüyor.
Balkon konuşmasını bekleyenler beklesin...

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü