• $13,4091
  • €15,2983
  • 767.973
  • 1857.4
13 Eylül 2013 Cuma

Bir gazoz kitabım bile yok...

Nostalji yapmak değilse de amacım, yaşı 40’ı aşmış olanların ne kadar da çok ‘gazozlu’ anısı vardır bilirim. Çocukluk anılarının özlenen ve en unutulmaz lezzetidir gazoz… Yazlık sinemaların vazgeçilmezi ve dahi neşesi... Çocukların gazoz kapağı heyecanı ise başlı başına tatlı bir serüven… Kapak mantarının altındaki ilk “kazı kazan” piyangoları, mantarı tek hamlede düzgün çıkarabilmenin sevinci, aranan ödülü bulamamanın hayal kırıklığı ve üst üste dizip devirmece oyunları… Kocaman bir buz bloğu üzerinde çevrile çevrile soğutularak satılırdı gazozlar eskiden; açacak, hızla şişelerin üstünde gezdirilerek çıkarılan ses, çoluk çocuk hepimizi meftun ederdi. Hele öncesinde leblebi, nohut, çekirdek yenmişse, hele mevsimlerden yaz, günlerden sarı sıcaksa… 
Eline sağlık Ercan Kesal, iyi ki “Peri Gazozu” diye bir kitap yazdın; iyi ki küçük bir kasabada geçen yoksul ama umut dolu çocukluk yıllarından başlayarak, genç bir “taşra hekimi”nin yaşadıklarına uzanan bu sıcacık öyküleri paylaştın bizlerle... Masum ve sahici şeylere ne çok ihtiyacımız varmış iyi ki hatırlattın. Bazı kitaplar adıyla sevdirir kendini, bu kitap da öyle… Adını ilk duyduğumda, “Neden gazoz üzerine bir kitap daha önce yazılmadı ki?” dedim kendi kendime…
Kesal’ın oyunculuğu malum, Nuri Bilge Ceylan’ın son filmindeki küçücük muhtar rolünü nasıl büyüttüğünü unutmadık daha… Yazarlığı da oyunculuğu gibi sahici… İnsanı da buradan yakalıyor zaten… Ercan Kesal kütüphane kartını “çocukluğumun varoluş nesnesi” diye anıyor. Eline ne geçerse okumuş. Kendisine satın alınan ilk kitaplar ise İvo Andriç’in “Drina Köprüsü” ile Reşat Nuri Güntekin’in “Kızılcık Dalları”... Satın alan da ilkokul mezunu babası “Gazozcu Mevlüt”, yani kitaba adını veren “Peri Gazozu”nun üreticisi... Baba gün gelmiş öyle ünlenmiş ki kasabada, “fabrikatör” diye anılır olmuş. Ama parasız bir fabrikatör… Çünkü gazozcuların % 99’u işletme sahibiydi ve toprak işinden esnaflığa “yükselmiş” insanlardı, ama gazozdan da para kazanılmazdı ki o zamanlar… İşte o günlerin vicdan ve insaf öyküleri toplanmış bu kitapta… 
Akşam Gazetesi’ndeki yazıları ile ünlenen Sermet Muhtar Alus da, 1995 yılında yayınlanan “İstanbul Kazan Ben Kepçe” adlı kitabında, abur cubur şenliği yaşadığımız bayram günlerini anlatırken, gazozu da unutmamış doğal olarak: “Leblebi, kabak çekirdeği, Arabistan fıstığı, fındık, ceviz, derken keçiboynuzu, abdülleziz iğde... Ardından pestil, macun, şıra, şerbet, gazoz… Arkasından ‘beş paraya bir tabak, inanmazsan ye de bak’ makamlarını tutturanlardan aşure, muhallebi ve dondurma...”
Meyve esansı, şeker ve karbonik asitle yapılıp basınçlı havayla şişelere doldurulan gazoz, İstanbul’da ilk kez 1890 yılında, ithal bir içecek olarak arzı endam eylemiş. Kudret Emiroğlu “Gündelik Yaşamımızın Tarihi” adlı kitabında, gazoz tarihimizin ilk dönemini şöyle anlatır: “Niğdeli Aleksandr Mısırlıoğlu, Fransa’dan gazoz yapımı için makine getirerek üç ortakla birlikte Karaköy’de Mısırlıoğlu adıyla gazoz satışına başladı. (...) İstanbul’da Hasanbey ve Hürriyet gazozları 1908’de, Neptün 1917’de, Beyaz Rus, Cumhuriyet gazozları ise 1923’te piyasaya çıktı. Bu gazozlar şişeyle satıldığı gibi sifonla ve seyyar el arabalarıyla bardakta da satılıyordu.”
Gökhan Akçura’nın araştırmalarına göre ise, “1938 Yılı Ticaret Yıllığı”nda, İstanbul’da gazoz fabrikası olarak dört kuruluşun adı geçer: G. Baslamacaoğlu’nun Feriköy’deki “Olimpos” (ya da Olympos), Feriköy’deki “Bomonti” (Bira ve rakının yanı sıra gazoz da üretirdi. Hem de üç cins: Tutti Frutti, portakallı ve limonlu), sularıyla ünlü Büyükdere’deki “Kocataş” ve Demirkapı’daki Halim Hurşit’in “Yalova” gazoz fabrikaları... Bursa’da ise 1930’ların başında “Nilüfer” gazozu üretilmeye başlanmış. Bir yıl sonra Keşiş Dağı’nın adı Uludağ olarak değiştirilince, marka da bu asri gelişmeye ayak uydurmuş ve günümüze kadar gelen “Uludağ” gazozlarının öyküsü böylece başlamış. Bilen bilir, Nazım Hikmet, Bursa Mahpushanesi’nde yazdığı “Uludağ” şiirini, “Sonra, bazen, gün olur, gazoz şişelerindeki resimlere benzer” diye bitirir. 
“Uludağ”ın yanı sıra “Sensun” ve “Elvan” gazozları da ulusal dağıtıma çıkmayı başarmış. Denizli’nin “Zafer”, Burdur’un “Şifa”, Niğde’nin “Niğde” gazozları ile Necdet Tosun’un unutulmaz reklam filmi ile Youtube’da hâlâ büyük ilgi gören “Safranbolu” gazozu, yerel olarak ayakta kalmayı başaranlar arasında… “İmbat”, “İlham”, “Cincibir”, “Olimpos” gibi gazoz markaları da anılarda yaşamaya devam ediyor. 
Dostum Akçura, İzmir’de yayınlanan “1937 Yılı Ege Kılavuzu”nun konuyla ilgili sayfalarını da karıştırır: “Yakın zamanlara kadar şehrimizdeki gazozlar gayri fenni gayrı sıhhi olarak yapılmakta idi. Çeşmeli Hasan Bey, gazozculuğu büyük ve medeni bir şehrin ihtiyaçlarına uygun şekilde hazırlamak lüzumunu hisseden ilk fabrikatörümüzdür. Çeşmeli Hasan Gazoz Fabrikası’nda her şey otomatiktir; işçinin eli ne şekere, ne asitlere, ne de doldurulan makine ve şişelere değer. Şeker kazana döküldükten sonra, hep makineler vasıtasıyla şurup olur, soğutulur, gazoz makinesine gider ve şişe içinde gazoz veya ‘Sinalko’ (yaşı kemale erenler belki bu karamela tatlı kolayı hatırlar) olarak çıkar. Bu fabrikada gazoz imali için lâzım olan maddeler de daima en temiz ve en iyisinden kullanılmaktadır.”
Ülkemizde yayınlanmış, adında gazoz sözcüğü geçen ilk kitap, Seyhan Sevinç’in “Nuri Alço… Soğuk Bir Gazoz İster misin Yavrum?” adlı çalışması aslında... Kitap kötülüğün değişen yüzünü anlatırken, aslında gazozun o günlerdeki masumiyetine de değiniyor. 
“Peri Gazozu”nun aklıma getirdikleri bunlar oldu, paylaşmak istedim. Kitap da alınıp okunası derim. Ben okurken yüzümde hep bir gülümseme oldu; bazen hınzır bazen de hüzünlü… Bitirince dedim ki: “Biliyorum, bir gün bu memleketin gazoz tarihi kitabı da yazılacak.”
(Bu yazıya eşlik eden gazoz şişeleri dostum Rıza Kınay’ın koleksiyonundandır)

<p> </p>

Ali Babacan casusluktan tutuklanan Metin Gürcan'ı nasıl savundu?

Harran Sarayı'nın 9 asırlık salonu gün yüzüne çıkarıldı

2. el dükkanından aldı servet sahibi oldu

Kolanın daha önce duymadığınız 8 farklı kullanım alanı