• $7,4374
  • €9,0196
  • 421.707
  • 1473.49
12 Ocak 2021 Salı

'Sözde' muhalefeti neden tehlikelidir?

Türkiye’de son 10 yıldır, seçimleri, demokratik süreçleri, kurumları ‘itibarsızlaştırma’ süreci yaşanıyor.

Altyapısı, ‘çobanın oyu, bidon kafalılar, makarnacılar, demokrasi sandıktan ibaret değildir’le hazırlandı.

‘Sandıkta hile, oy çalma’ iddialarıyla hızlandırıldı.

Böylece seçimler başta olmak üzere, demokratik mekanizmaları ve ardından demokratik kurumları itibarsızlaştırma kampanyasına dönüştü.

Gezi öncesi MİT ve yargı üzerinden ilk kalkışmalarını deneyen terör örgütü FETÖ kampanyalarındaki ‘AKP devleti’ söylemi, ardından ‘saray rejimi, saray yargısı, saray polisi’ vb diye devam etti.

Bu söylem, önce marjinal gruplar, partiler ve medyalarına yansıdı; kısa sürede de ana muhalefet partisi CHP ve ‘müttefik partilerin’ söylemlerine taşındı; kitleselleşti…

CHP yakın geçmişte bu ‘itibarsızlaştırma’ siyasetini demokratik mekanizmaları reddetme aşamasına kadar getirdi.

CHP içinde etkin bir grup ‘sokak siyaseti’ çağrısı yaptı.

Ancak CHP içinde bunun gideceği yeri kestirebilenlerin buna mani olmasıyla CHP demokratik siyaset mekanizmasının içinde kaldı.

***

Yukarıda saydığım bütün itibarsızlaştırma ve yıkma mekanizmalarını deneyen CHP, iki yıl önce ilk kez ‘ittifak’la iktidar umuduna kavuştu.

Ekonomik sorunlar ve üzerine gelen koronavirüs salgınının iyi yönetilememesi beklentisi, bu umudu artırdı.

Bu süre zarfında CHP de, söyleminde bir ‘restorasyona’ gitti.

Parti içinde, bu politikanın AK Parti kadar ‘devlete’ ve ‘cumhuriyete’ de zarar verdiği uyarıları bunda etkili oldu.

Evet, CHP yönetici eliti içinde ‘hâlâ’ Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dünyada artık yeni bir ‘rol’ alması gerektiğinin bilincinde olan; siyasi ittifakların seçim sonucuna katkısını önemseyen, ancak HDP gibi ‘örtülü müttefik’ olmaktan öteye gitmemesi gereken bir partinin ‘CHP politikalarını belirlemesine’ karşı çıkan bir ‘kesim’ var.

Bu uyarıların etkisiyle, CHP ‘AKP’ ile ‘devlet’i, ‘AKP kurumları’ ile ‘Cumhuriyet kurumlarını’ ayırarak konuşmaya başladı.

Cumhuriyet kurumlarını överken, AK Parti döneminde kurulan ‘daha çoğunu’ yok saymak, yıpratmak...

Cumhuriyet’in yetiştirdiği bürokrat, bilim insanı ve sanatçıları överken, AK Parti döneminde yetişen yüzlerce kat fazlasını ‘ehliyet ve liyakat’ yönünden itibarsızlaştırmak...

Daha ayrıntıya girerek; örneğin koronavirüsle mücadelede ‘sağlık çalışanları’ ve ‘bilim kurulu’nu -haklı olarak- övmek; ama sağlık sistemi ve sistemin siyasi yetkililerini sorgulamak...

Halk nezdinde ‘iyi’ olanı 60-90 yıl önceki Cumhuriyet’e, ‘kötü’ olanı veya itibarsızlaştırılması gerekeni ‘AKP’ye yazmak...

***

Bu ‘düzeltme’yi gündeme getiren ikinci bir etmen de, CHP’nin ‘iktidar olma umudu’nun yeşermesiydi.

Bu umudu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile getirilen yüzde 50+1 çoğunluk şartı ve ‘ittifak’ yeşertti.

İttifak, CHP’ye İstanbul, Ankara, Adana, Antalya gibi büyük şehirleri kazandırdı.

Umut, ekonomide yaşanan sıkıntılar ve ardından gelen koronavirüs salgınının ‘iyi yönetilememesi’ beklentisi ile daha da güçlendi.

Avrupa ve ABD’nin Türkiye’ye karşı hasmane tavrı ve ABD’de yönetim değişikliği ile her iki dış odaktan destek beklentisi de umudu artırdı.

Ancak, CHP’nin beklediği gibi olmadı.

Hükümet, koronavirüsle tıbbi ve ekonomik mücadele sürecini yönetti; ekonomik sorunları aşmaya başladı; AB ile yeni bir süreci başlattı; ABD ile olumlu başlangıç mesajları verdi.

Aşı süreci ile birlikte başlayacak bir normalleşmenin, bütün alanlara yansıması, ‘yıkımla iktidar olma’ beklentisinin sonu demekti.

Ve CHP, yeniden ve daha ‘öfkeli’ bir şekilde ‘yıkım siyasetine’ yöneldi.

Ya da yeniden ‘savruldu’...

***

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik hakaretamiz saldırılarını, artık ‘Cumhurbaşkanlığı’ makamına yöneltmesinin gerekçesi budur.

‘Bürokratlar sarayın emrine uymasın’ çağrısı da böylesi bir savrulmaydı; tıpkı ‘sivil darbe’, ‘ordu satıldı’, ‘hâlâ iktidara oy veren öğretmen öğretmen değildir’ ifadeleri gibi...

CHP bu ‘anti-siyaset’ cephesini kitleselleştirmek için çok önemli bir araç.

Ve iyi kullanılıyor.

NUTUK’TAN BİR ALINTI

“Dış cephe, ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir, mağlûp olabilir; fakat bu memleketi, milleti yok edemez. Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün milletin meydana getirdiği cephedir. İç cephe çökerse memleket temelinden yıkılır, millet tutsak edilir. Bu gerçeği bizden daha çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bu amaçla şahıslarımıza kadar temasa gelebilen bozguncu araçların varlığını iddia etmek doğrudur. Meclis’in düşünüş biçimi, çalışması, vaziyeti ‘düşmana ümit verici’ olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına imkân ve ihtimâl yoktur…”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk / Nutuk

ANTİ-SİYASET DARBECİLİKTİR

Bugün ABD Başkanı’nı ‘sandık sonucunu kabul etmedi’ diye ‘darbeci’ ilan edenler, düne kadar kazanamadıkları bütün seçimleri ‘gayrimeşru’ ilan eden CHP’yi görmemiş olmalılar!

Diyeceksiniz ki, “İstanbul ve Ankara yerel seçimleri sonuçlarını da AK Parti kabul etmedi.”

Hayır; AK Parti -siyaseten doğru veya yanlış bulunabilir ama- yine demokratik mekanizmalar içinde yeri olan ‘itiraz’ hakkını kullandı; itiraz sonuçlandı ve AK Parti ‘seçim sonucunu’ kabul etti.

***

Demokratik mekanizmalara, buralardaki süreçlere, kurumlara ve kurallara yönelik ‘itiraz’ ve ‘değiştirme’ girişimleri de ‘meşru’dur.

Ancak, bunu demokratik mekanizmalarla yapmak kaydıyla.

Ancak bu mekanizmaları ‘gayrimeşru’ ilan etmek, demokrasiye gayrimeşru müdahaleleri davet etmektir.

***

‘Anti-siyaset’ olarak tanımlanan bu durum nasıl ve niçin ortaya çıkar, sonuçları ne olur?

Siyaset bilimci, sosyolog Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin’in 25 Aralık 2020 tarihli Star Açık Görüş’te yayınlanan yazısının ilk cümlesi bile ‘aydınlanmak isteyen’ için yeterli başlangıçtır:

“Siyasal bir sistemi veya siyasî kurumları gayrimeşru ilân etmek, onu her türlü yolla devirmeyi meşru görmek demektir. Bu darbeciliğin meşrulaştırılmasıdır.”

Siyasette her şey ve herkes tartışılabilir. Ama demokratik siyaset gayrimeşru sayılamaz.

Meşruiyetin kaynağı seçimler ve hukuktur. Seçim sistemlerini, yöntemi, sonuçları tartışılabilir. Ama gayrimeşru sayılamaz.

Hukuk sistemi, mekanizmaları, anayasa ve yasalar, uygulamada görülen yanlışlar tartışılabilir. Ama gayrimeşru sayılamaz.

***

‘Anti-siyaset’ kavramıyla tanımlanan bu yöntem, Türkiye’de ve dünyada sol eğilimli çevrelerde sıkça ‘devrimcilik’ diye nitelense de, ‘değildir’...

‘Yurttaş’ta olan seçme ve görevden alma yetkisinin, yurttaş dışı güçler tarafından ‘gasp edilmesine’ zemin hazırlayan bir kaos sürecidir. 

<p>ABD Başkanı Joe Biden'ın talimatı ile Suriye'deki İran destekli gruplara hava saldırısı düzenlend

ABD'den Suriye'ye hava saldırısı: Suriye'deki İran destekli gruplar vuruldu

Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nde son durum havadan görüntülendi

Dünyanın en büyük tam panoramik müzesi 1 milyon ziyaretçi ağırladı

Mavi vatan nöbetinde geçen yıl 12 bin 655 hayat kurtarıldı