• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
22 Ekim 2021 Cuma

‘Elin gâvuru' (!) anladı...

Dün AKŞAM'da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Afrika ziyaretini Avrupa'dan nasıl takip edildiğini aktardık.

Özellikle de Fransa'dan...

Çünkü;

Afrika'nın dörtte biri Fransa sömürgesiydi.

Ve halen, yeraltı kaynaklarının işletilmesi, altyapı yatırımları ve bankacılık sisteminde aldıkları ayrıcalıklarla, her yıl milyarlarca euro Paris'e akmaya devam ediyor.

Diğer sömürgeci ülkeler de farklı değil.

Ama durum değişiyor.

Özellikle son 5 yıldır bu değişim hızlandı.

Afrika ülkeleri, eski sömürgecilerinin 'ayrıcalıklarını' kaldırmaya başladılar.

***

Avrupa ülkeleri de kendi içlerinde ve aralarındaki sorunlarla boğuşurken 'meydanı' boş bıraktı.

Bu boşluğu Çin doldurmaya başladı.

Finans, ticari ürünler ve teknoloji gücüyle...

Ucuz ürün, yüksek teknoloji ve 'uygun kredi'nin karşılığı, daha önce sömürgecilerin sahip olduğu 'yeraltı kaynakları ve ülkeler üzerinde siyasi nüfuz' olacaktı.

Eski CIA Başkanı Gina Haspel, 26 Eylül 2018'de bunu şöyle ifade etmişti:

"Çin'in Afrika, Latin Amerika, Pasifik Adaları, Güney Asya gibi kendi bölgelerinin de ötesinde nüfuz alanlarını genişletme çabalarını çok yakından takip ediyoruz. Yoksul ülkelere yatırım sunma, belki de bu ülkelerin hiç geri ödeyemeyeceği krediler verme gibi kullandıkları taktiklerden endişeliyiz. Bu ülkelerden kendi egemenliklerinin bilincinde olmaları, altyapılarına ve ulusal güvenliklerine yönelik yabancı yatırımın nihai olarak onları egemenliklerinden tavize götürebileceği konusunda bilinçli olmalarını istiyoruz."

CIA Başkanı, aslında "Bizim yaptığımızı şimdi Çin yapıyor" demeye getiriyordu.

***

Şimdi gelelim Türkiye'nin ne yaptığına...

Afrika'nın önemini en iyi eski sömürgeci Avrupalılar biliyor ve Türkiye'den, özellikle de Erdoğan liderliğindeki Türkiye'den hiç de haz etmiyorlar.

O Avrupalıların Erdoğan'ın seyahatine dair yorumlarını özetledim:

***

Afrika, enerji ve hammadde kaynakları ile giderek hızlanan şekilde dünyanın yeni tedarikçisi oluyor. Özellikle Batı Afrika'da Nijerya, Togo ve Kuzey Afrika'da Libya, Cezayir...

Doğu Afrika kıyıları ise stratejik olarak önemli,

Ayrıca, genç nüfusu ve yoksulluktan çıkış süreci büyük ekonomik potansiyel barındırıyor.

Erdoğan, uzun vadeli bir dış politika yürütüyor ve bu politikası sadece ekonomik, askeri, siyasi, diplomatik değil, kültür, eğitim, sağlık ve insani yardımlarla genişleyen bir tabana dayalı.

Erdoğan'ın Afrika stratejisi yeni değil, 2005'i 'Afrika Yılı' ilan etti ve Afrika'da Türk diplomatik temsilciliklerini en çok artıran ülke oldu.

Erdoğan, her yıl en az bir kere Afrika ülkelerini ziyaret ediyor.

Bu ülkelerde özellikle ekonomi, enerji ve askeri alanlarda 'göz ardı edilmeyecek boyutta kilit sözleşmeler' imzalıyor.

Erdoğan, Afrika'da sömürgeci geçmişe sahip ülkelere yönelik duyguları körüklemekle suçlanıyor ama böyle bir geçmişi olmayan Türkiye olarak 'kazan-kazan' ortaklıkları önererek, daha farklı bir rol üstleniyor.

Türk şirketler Afrika'da yollar, köprüler, demiryolu hatları, limanlar ve havaalanları gibi altyapı projeleri yapıyor.

Türkiye'nin iş modeli de hem eski sömürgeci ülkelerinden hem de Çin gibi dişli rakiplerden farklı; daha hızlı, pratik ve etkili bir model.

Bu da Afrika'da bir 'Türk cazibesi' yaratıyor.

Türkiye ile Afrika kıtası arasındaki ticaret son 10 yılda 5 kart arttı, gelecek 3 yılda bunu ikiye katlamayı planlıyorlar. Gerçekten de Türkiye için Afrika'da daha fazlasını yapma imkanı var.

Türkiye, nüfuz stratejisinde Afrika'ya öncelik veriyor ve dış politikasını küreselleştiriyor, enerji kaynaklarını çeşitlendirmenin yollarını arıyor.

Erdoğan bu nüfuzunu Amerika, Çin, Rusya gibi güçlü ülkelerle asla çatışmadan akıllıca geliştirdi. Ancak Haziran 2020'de Libya açıklarında girdiği güç savaşında yenilgiye uğrattığı Fransa gibi bir alt seviyedeki güçlere meydan okumaktan çekinmiyor.

Türkiye, yeniden bir deniz gücü oldu ve hareket alanını Akdeniz ve Karadeniz ile sınırlamaya hiç niyeti yok; aksine Doğu Afrika ve Hint Okyanusu ile ilgileniyor. 2017'de Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir deniz üssü kurarak, Arap Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz'e erişimi sağladı. Denizde büyük güçler (ABD, Çin, Fransa) kampında yer almak istiyor.

Türkiye'nin nüfuz alanını güçlendiren bir başka unsur da geliştirdiği insansız hava araçları. Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya'da Türk nüfuzunun aracısı haline gelen İHA'ların bu bölgelerde satışları daha da artacak.

Ayrıca Erdoğan'ın Batı sömürgeciliğine ve küresel düzene karşı eleştirel duruşu Afrika başkentlerinde yankı buluyor ve Türkiye ile bağların güçlendirilmesinin fayda sağlayacağı anlayışı oluşturuyor.

Erdoğan'ın bu dış politikası, FETÖ'nün Afrika'daki varlığını da zayıflatıyor.

Erdoğan, ülkesinin küresel hedeflere sahip bölgesel bir güç olarak rolünün altını çiziyor.

***

Şimdi kullanacağım deyimi, 'içerdiği anlamda' değil 'anlatılmak istenen meramda' düşünün;

'Elin gâvuru' şunu anlıyor ve hakkını teslim ediyor:

Afrika hâlâ enerji ve hammaddede çok zengin bir kaynak ve hem nüfus olarak potansiyeli hem de siyasi ve jeopolitik olarak stratejik önemi yüksek.

Bunu, kıtayı yüzyıllardır sömüren bizler gayet iyi biliyoruz.

Şimdi Çin buraya giriyor diye endişe ederken, bir de Türkiye çıktı.

Üstelik Çin gibi bir 'yeni sömürgeci' olma endişesi de yaratmıyor, aksine 'kazan-kazan' teklifi yapıyor, hızlı karar veriyor, işini düzgün yapıyor ve zamanında sonuçlandırıyor.

Ayrıca Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afrika ülkeleri ve halklarının hakları için küresel savunuculuk yapıyor.

Onlara diplomatik destek, eğitim, sağlık ve insani yardım olanakları sunuyor.

Bu yumuşak güç desteğine şimdi askeri eğitim, başta İHA olmak üzere savunma sanayii ürünleri imkanlarını da ekledi.

Bunu, deniz gücünü de geliştirerek, Akdeniz'de rekabete girmekle ve Doğu Afrika'da deniz üssü kurmakla destekledi.

Afrikalılar artık, "Türkiye'nin yanında olmanın kendi çıkarlarına olduğunu" düşünüyor.

Benzer durum, Ortadoğu ve Orta Asya'da da geçerli.

Üstelik Erdoğan bunları, ABD, Çin, Rusya gibi birinci lig ülkeleriyle çatışmadan ama Fransa gibi bir alt ligdeki güçlerle rekabet ederek ve 'galip gelerek' başardı.

***

Şimdi salim kafayla düşünelim:

ABD Başkanı Joe Biden neden "Türkiye'de muhalefeti destekleyeceğiz" diyor?

Muhalefet neden 'demokrasi' kılıfıyla ABD'den 'iktidar dileniyor'?

ABD Büyükelçiliği neden kendi silah şirketlerinin Türkiye'deki müteahhidi Kavala için diplomatik kriz çıkarıyor?

Fransa neden Türkiye'nin Libya'ya gönderdiği yardım gemisinin üzerine savaş gemilerini sürüyor?

Çin neden aşı tedarikinde kriz çıkarıyor?

Rusya neden Türkiye'yi İdlib'de uğraştırıyor?

Hem ABD hem Rusya hem Fransa neden Türkiye'yi hedef alan terör örgütü PKK/YPG'yi destekliyor?

Türkiye'nin 'muhalefeti' neden -Batı medyasının bile teslim ettiği- Erdoğan'ın yaptıklarını konuşmuyor?

***

Muhalefetin 'dostlarımızla iktidar olacağız' vaadi, Türkiye'yi dostlarıyla birlikte yönetme vaadidir...

Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim...

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor