• $7,376
  • €8,9693
  • 441.941
  • 1556.68
25 Aralık 2020 Cuma

AİHM, AB, standart...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş kararı tartışılıyor.

Adalet Bakanlığı hukukçuları kararı ve gerekçeleri inceliyor.

Bu yüzden eleştirileri hatırlatmakla yetinerek, bu eleştirileri haklı çıkaran, demokrasi ve hukuk ilkelerine yönelik Avrupa’daki ‘yorum/tavır farkı’na dikkati çekmek istiyorum.

***

Eleştiriler üç noktada yoğunlaşıyor; karar ‘iç hukuk yolları tüketilmeden’ alındı; ‘derhal bırakılması’ şeklinde bir ‘hüküm’ içeriyor ve daha önce İspanya’da ayrılıkçı terörü desteklemekten kapatılan Batasuna partisine ilişkin kararın gerekçeleriyle çelişiyor.

Ek olarak; Avrupa Birliği ve Avrupa Adalet Divanı’nın İspanya’nın Katalan bölgesinin ayrılığını savunan siyasetçilerin yargılanmasına karşı aldığı karşı aldığı ‘tutum’ da aksi yönde.

***

İspanya’da Bask ayrılıkçı partisi Batasuna 2003’te kapatıldı; AİHM 5. Dairesi 30 Haziran 2009’da kararı doğru buldu.

Kapatma gerekçeleri şuydu: Terör örgütü ETA ve onun alt kuruluşlarıyla organik bağı; terör eylemlerini kınamaktan kaçınması, parti sözcüsünün ‘yasal veya değil her yoldan mücadelemizi sürdüreceğiz’ beyanları; terörizmi destekleyen afişleri, halkı devlete karşı tahrik etmeleri...

AİHM eski üyesi Rıza Türmen, 3 Temmuz 2009’da Milliyet’te, Mahkeme’nin kriterlerini şöyle özetledi: “Şiddetin kınanmaması ‘zımnen onaylanması’ anlamına gelir. Partilerin kapatılması sadece şiddet öğesine bağlanamaz, demokrasi ile bağdaşmama hali sadece şiddetle sınırlı tutulamaz.”

Kıyaslama da bu gerekçelere dayanıyor;

“Bizzat Demirtaş ve HDP’lilerin ‘PKK terör örgütü değildir’ sözleri bile ‘kapatma gerektirecek suç’ ise, kendileri hakkında da bir sonuç doğurmalı değil mi?”

***

İkinci ‘tavır’ örneği de şu:

1 Ekim 2017’de İspanya’nın Katalonya bölgesinde tek taraflı bağımsızlık referandumu yapan Katalan siyasetçiler tutuklandı, bazıları yurtdışına kaçtı.

İspanya Yüksek Mahkemesi, 9 siyasetçiyi ‘anayasal düzeni şiddet yoluyla yıkmak’, ‘kanunun uygulanmasına engel olmak’, ‘devlet kurumlarına itaatsizlik’ ve ‘kamu malını kötüye kullanmak’ suçlarından 9 ila 13 yıl hapis cezasına çarptırdı.

İsimlerle kafanızı karıştırmayayım; Belçika’ya kaçan 6 kişi önce tutuklandı, ancak iade edilmedi, kefaletle bırakıldılar. Bunlardan ikisi ile İspanya’da tutuklu bulunan bir üçüncüsü, 2019 Avrupa Parlamentosu seçimlerine katıldı ve seçildi.

İspanya, tutukluların yemin etmesine izin vermedi, kaçaklar için de uluslararası tutuklama kararı çıkardı.

Konu Avrupa Adalet Divanı’na gitti.

Divan, 20 Aralık 2019’da iki kaçak Katalan’ı ‘AP üyesi’ olarak kabul etti; tutuklu olanların salıverilmesini istedi.

Ancak sonra işler değişti:

- Yeşiller Grubu, iki Katalan üyeyi kabul etmedi.

- AP, 10 Ocak 2020’de İspanya Yüksek Mahkemesi’nin kararını dikkate alarak bu kişilerden birinin ‘AP vekilliği’ni düşürdü, diğerinin durumu tartışılıyor.

***

Yani;

İspanya’daki ayrılıkçılar tutuklanıp bırakılmış, hatta AP’ye kabul edilmiş olsalar da, hem gruplardan dışlandılar hem de sonra üyelikten atıldılar!

Dönemin Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, “İspanya’nın iç işi” dedi; ve ‘Katalan bölgesinin AB dışında kalmasının birliği ve istikrarı bozacağını’ vurguladı.

Komisyon Sözcüsü Mina Andreeva, “Komisyon, İspanyol yargısının kararları da dahil İspanyol anayasal düzenine tam olarak saygı duyuyor” açıklaması yaptı.

İspanya’da önde gelen muhalefet lideri de “Kamu düzenini korumak ve sokaklarda şiddetten kaçınmak için hükümetin yanında olacağız” dedi.

AİHM’de ve AB kurumlarında ‘AB üyesi’ olan ülkelere ve Türkiye’ye ‘adil’ bir bakış açısı var mı, yok mu, siz karar verin...

İLETİŞİM BAŞKANI’NIN GÖREVİNİ BİLMEMEK, ‘DERSİNE ÇALIŞMAMAK’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, uyuşturucu ticareti, organ kaçakçılığı ve kara paradan vergi alınması (!) önerisinde bulundu.

İletişim Başkanı Prof. Fahrettin Altun da, twitter’dan “bu öneriyi kabul etmiyor, anlamakta zorlanıyor, bu önerinin TBMM çatısı altında gündeme getirilmesini yadırgıyoruz” diye açıklama yaptı.

CHP PM üyesi ve Ankara Milletvekili Tekin Bingöl de yine twitter’dan şöyle cevap verdi: “Sorması ayıp siz kimsiniz? Devletin ‘atanmış’ bürokratları ne zamandır TBMM’ye ve siyasete ayar veriyor!”

Fakat;

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde İletişim Başkanı Cumhurbaşkanı’nın doğrudan görevlendirmesiyle hareket eder; ‘kamuyu bilgilendirmek’le sorumludur.

Devlet Memurları Kanunu’ndan farklı olarak, yeni oluşturulan siyasi nitelikli ‘üst kademe yöneticisi’dir.

Benzer kadrolar örneğin ABD Başkanlık Sistemi’nde de vardır ve onlar siyasi polemiklere bile girerler.

İletişim Başkanı’nın görevi bu.

Muhalefet partisinin yöneticisinin ‘görevi’ de, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ne olduğunu ‘bilmek’.

Zira halkın vergilerinden ödenen milletvekili maaşını hak etmek, ‘ehliyet’ ve ‘liyakat’ için ‘konularına çalışması’ gerekir.

Aksi halde ‘sorması ayıp’ olur...

Bunu niye yazdım?

Milletvekilleri, partilerinin değil ‘milletin’ vekilidirler. ‘Konularına hakim olmalarını’, ehliyet ve liyakat sahibi olmalarını beklemek hakkımız.

Yeni yönetim sistemini anlamak ve anlatmak için mesai harcamış biri olarak, ‘çalışmadan’ laf üretenleri görmek can sıkıcı...

ETİMOLOJİ / KELİME KÖKENİ

Edeb: Arapça ‘adb/görgü, zarafet, kibarlık, terbiye’ kökünden Türkçeye geçmiş, Kutadgu Bilig’den (1069) beri kullanılan bir kelimedir. ‘Konuk ağırlama, ziyafete davet’ anlamı da vardır. ‘Edebiyat’la da akrabadır.

<p>Bir önceki PPK toplantısında faizler yüzde 15'ten yüzde 17'ye yükseltilmişti. Ekonomistler, Merke

Merkez Bankası faiz kararını açıkladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Beyaza bürünen Horma Kanyonu muhteşem manzaralar sunuyor

Enerji timlerinin zorlu öesaisi