• $12,3856
  • €13,9875
  • 711.467
  • 1776.41
23 Mayıs 2014 Cuma

Faşist kalemlerin özgür medyası

BU YAZIYI SPİKERDEN DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Geçmişte cuntacılara hizmette kusur etmeyen ve infaz manşetleriyle birey haklarını, özgürlükleri katleden malum medya kuruluşları ve gazeteciler şimdilerde zaman zaman özgürlükçü maskeler taksalar da eski günlerini aratmayacak gazetecilik örnekleri sergiliyorlar.
Bir taraftan CIA'nın yan kuruluşu gibi çalışan Freedom House'un da yardımıyla "Türkiye'de basın özgürlüğü yok" şeklinde bir algı oluşturarak infazcı yüzlerini gizlemeye çalışıyorlar, bir taraftan da “AK Parti’ye oy verdikleri için Soma madencilerinin ölmeleri müstahaktır” benzeri insanlık düşmanı yazılarıyla faşizme selam gönderiyorlar.
Şimdi bu infazcı medyaya bedduadan medet uman paralel medya da eklendi. Onlar da Soma faciasında hayatlarını kaybeden 301 madencimiz için "Helak oldular" ifadelerini kullanmaktan çekinmiyorlar. Muhtemelen "Ocaklarına ateş düşsün" bedduasına atıfta bulunuyorlar.
Özellikle Doğan medya grubunun ve paralel medya tayfasının "özgür medya" anlayışı böyle bir şey olsa gerek... "Ölüme müstahak" olanları ve "helak olması" gerekenleri özgürce yazmak yani... Ama ne kadar özgürlük şarkısı söyleseler de içlerindeki faşizm virüsünü gizleyemiyorlar.
Şimdi anladınız mı infazcı medyanın Freedom House raporunu neden bu kadar çok sevdiğini? Bir kere genlerinde insanlık ve demokrasi düşmanlığı var. Bunu anlayabilmek için, geçmişte Türkiye'de medya düzeninin nasıl işlediğine iyi bakmak lazım.
Kafalarında hayali ‘diktatörlük’ efsaneleri üretenlere bir kere daha hatırlatmakta yarar var; eski Türkiye’de tek sesli bir medya düzeni vardı, onlar istedikleri zaman iktidarları yıkar ve de gelen iktidarlara ortak olurlardı. Buna başbakanları pijamalarıyla karşılamak da dâhil.
O dönemde merkez medya olarak tanımlanan bu medya öyle icraatlara imza attı ki, şimdi bile baktığımızda yapılanların asla bir medya faaliyeti olmadığını anlayabiliriz.
Açın o günün gazetelerine bakın, dindarların, Kürtlerin ve farklı kimliklerin manşetlerden nasıl aşağılandığını, nasıl şeytanlaştırıldığını ve infaz edildiğini rahatlıkla görebilirsiniz.
En önemlisi de o günlerde tek sesli bir medya vardı, özgürlükler de, demokrasi de sadece onların tekelindeydi. Rejimin selameti için eğer cuntacıların desteklenmesi gerekiyorsa basın özgürlüğü bağlamında gerekli fetvalar alınır ve bütün kalemler devletin kulları olarak üzerine düşeni eksiksiz yapardı. Hazır ola geçmeyen medya ise sadece teferruattı ve zaten onlar gerici ve yobaz gazetelerdi.
Milletin verdiği oyun hiçbir önemi yoktu, sandıktan çıkan iktidar gerektiğinde medya tarafından vebalı gibi gösterilip kısa yoldan derdest edilebiliyordu. Yani milletin oyunun Ankara’da başka ortakları vardı.
Peki şimdi durum nedir?
Tayyip Erdoğan’ın iktidarıyla birlikte işler değişti. Erdoğan Ankara’da milletin iradesine musallat olan vesayet kurumlarının ve medya baronlarının korunaklı hisselerini iptal etti.
Yeni Türkiye’de vesayet imtiyazını kaybeden eski Türkiye’den kalma bütün medya avanesi şimdilerde kendilerine yeni faşist oyuncaklar buldular. Hayatları boyunca vesayet düzenini ve cuntacıları savunan neredeyse bütün kalemler, şimdi Neocon çapulcularının Türkiye aleyhindeki raporlardan özgürlük devşirmeye çalışıyorlar. Bu da yetmiyor, Almanya'da Türk vatandaşlarını katleden Neo Nazi çetelerine şefkatli Alman basınına sığınıyorlar.
Hiç lafı dolaştırmadan söyleyelim, ortalıkta ne kadar maraza çıkaran, özellikle de Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşı nefret üreten kalem varsa hemen hepsi eski imtiyazlarını kaybettikleri için son derece tedirgin ve çaresiz haldedirler.
Bu yüzden de ne okuduklarını anlayacak bir zihinsel dinginliğe ne de medya ahlakına sahipler. Düşünün ki Başbakan Erdoğan’ın ''Bu ülkeye ihanet edenlerin görevlerini değiştirmek cadı avıysa, biz bu cadı avını yapacağız, bunu da bilin” sözlerinden sadece “Cadı avı” kelimelerini cımbızlayıp eski imtiyazlı günlerindeki gibi infazcılığa soyunanlar kendilerini gazeteci sanıyorlar.
Oysa o kadar açık ki bu cunta beslemesi kalemler, basın özgürlüğü değil, infazcılık imtiyazı istiyorlar. CIA’in yan kuruluşu gibi çalışan Freedom House’a besledikleri büyük aşkın temelinde de bu infaz hevesi yatıyor.
Şimdi bu özgürlük maskeli kalemler tam bir muhbir edasıyla, Başbakan’ın konuşmalarını "Biz suçlu suçsuz bakmadan, cezalarını kesip, infazlarını da gerçekleştireceğiz" şeklinde kendi örümcekli kafalarına göre tercüme ederek Batı’daki çapulcu dostlarına ispiyonluyorlar. Bunun adı da gazetecilik oluyor…

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle seyirci tarafından tanınıp benimsenen Mekin Sezer, iki

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 3: Mekin Sezer

Fenerbahçe'ye İzmir'de coşku seli

Galatasaray'a Malatya'da coşku seli

Hibe desteğiyle mantar tesisi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor