• $12,5847
  • €14,227
  • 727.755
  • 1781.42
30 Mayıs 2014 Cuma

Bu Erdoğan hiç gitmeyecek mi?

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri başından beri “AK Parti’siz ve Erdoğan’sız Türkiye” hayali kuran kesimlerde yeni bir hareketlenmeye yol açmış görünüyor. 2002 seçimlerinden hemen sonra, "Bunlar geldikleri gibi giderler, bir seçimlik ömürleri var" diye başlayıp her seçimde sayısız 'siyaset mühendisliği' projesine bel bağlayan zihniyet, tam 12 yıl sonra sekiz seçim zaferinin ardından sandıktan bütün umudunu kesmiş durumda. Bir gün Erdoğan'dan kurtuluruz umuduyla yaşıyorlar, o da olmasa ayakta durmaya mecalleri olmayacak.

YAZIYI SPİKERDEN DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Normal demokratik şartlarda Tayyip Erdoğan'la yarışamayacaklarını, onu sandıkta yenemeyeceklerini çok açık bir şekilde görmüş durumdalar. Bu yüzden de demokrasi dışı bütün kalkışmalara, darbe girişimlerine omuz vermekte, hatta aktif katılmakta bir beis görmüyorlar.
İşte psikolojik çöküntü yaşayan muhalefet partilerini de, sandığa öfke duyan ezik liberalleri de, cunta beslemesi gazetecileri de, 1970 model devrimci romantikleri de, 'mistik darbeci' paralelcileri de bu umutsuz havalar mahvediyor.
Her geçen gün demokrasiye olan umutları biraz daha zayıfladıkça, AK Parti'yi sandıkta yenmenin görünür bir gelecekte asla mümkün olmayacağı gibi bir korkuya kapılıyorlar, bu da onları çılgına çeviriyor. Ama yanlış...
Anlamadıkları ya da analiz etme ihtiyacı bile hissetmedikleri şey, Türkiye sosyolojisidir. Eğer bir gün AK Parti'yi büyüten Türkiye'nin tarihsel, toplumsal ve kültürel gerçeklerini berrak bir zihinle kavrayabilirlerse sahiden Erdoğan'la nasıl yarışabileceklerini de anlayacaklardır.
Hemen belirtelim, Türkiye toplumunun kabaca son elli yılda yaşadığı mağduriyetleri, mazlumiyetleri ve de yeni değişim dinamiklerini sahici bir yaklaşımla kavramadan sadece Erdoğan düşmanlığı yaparak Erdoğan'la yarışmak hiçbir şartta mümkün değildir.
Ara ara belirli nefes alma dönemleri yaşanmasına rağmen neredeyse Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bütün toplumu Kemalist şablona göre şekillendirme dönemleri artık çok gerilerde kaldı. Dindarlar, Kürtler, farklı kimliklere mensup insanlar eğitimden siyasete, spordan sanata, ekonomiden diplomasiye kadar hayatın her alanında var olmak istiyorlar.
Kemalist paradigmanın yıllarca topluma dayattığı yaşama biçimlerini reddetmeden, Kemalist-laikçi eksenin belirlediği modelleri sorgulamadan ve toplumun yıllarca yaşadığı mağduriyetleri samimiyetle paylaşmadan milletin teveccühüne mazhar olmak mümkün değildir.
Tayyip Erdoğan’ın son on yılda tarihsel ayrımcılıklarla, baskılar ve demokrasi üzerindeki vesayet gölgesiyle mücadele ederek oluşturduğu ‘yeni Türkiye normları’nı dikkate almadan “Neden hâlâ Erdoğan’ı yenemiyoruz, hiç gitmeyecek mi başımızdan” telaşıyla daha fazla demokrasi dışı arayışlara girenler aslında milletin hafızasını ürkütüyorlar, bunun farkında değiller.
Unutmayalım, Gezi dâhil 17 Aralık darbe girişimi ve sonrasındaki ahlaksız organizasyonlar, siyasete karşı yapılmış tarihin en büyük saldırılarıdır. Eğer böyle bir saldırı Erdoğan dışında bir başka lidere yapılmış olsaydı, bugün o ismin siyasette esamesi bile okunmazdı.
Ama Erdoğan en son 30 Mart’ta olduğu gibi seçim zaferi kazanmaya devam ediyor. Peki neden? Çünkü toplum Erdoğan’a karşı yapılan saldırıların bizzat kendisine ve şu ana kadar elde ettiği demokratik kazanımlara karşı yapıldığını çok iyi görüyor. Dolayısıyla tehlike anında tek güvence olarak da Tayyip Erdoğan’ı görüyor.
İşin özeti şu aslında; sokaktaki insan Erdoğan’a karşı darbe niteliği taşıyan her hamleyi eski yasakçı, vesayetçi ve laikçi günlere dönüşün bir işareti gibi görüyor. Bu yüzden de her seferinde Erdoğan’ın arkasında daha güçlü bir şekilde kenetleniyor.

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle seyirci tarafından tanınıp benimsenen Mekin Sezer, iki

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 3: Mekin Sezer

Kedi ile köpeğin şaşırtan dostluğu

Omicron varyantının semptomları açıklandı

Zor şartlarda mangal kömürü üretip ailelerinin geçimlerini sağlıyorlar