• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
27 Eylül 2016 Salı

Erdoğan’ın zamanla savaşı…

Avrupa devletlerinin, yegane rakibi olan Osmanlı’nın en güçlü döneminde “başardıkları bir şey”, onların Osmanlı’yı yenmelerinin nedeni olmuştu.

O şey şuydu…

Avrupalılar, Viyana ve diğer bölgelerde Osmanlı ilerleyişini durdurma konusuna tüm kaynaklarının kabaca yüzde 70’ini ayırıp, geri kalan kısmını zaman kazanmak ve bu zaman içinde ulus devletler kurabilecek, milli, modern ordular oluşturacak, bilim ve keşiflerde ilerleyebilecek bir momentum yarattı.

Çünkü bu işler ancak böyle olur.

Dün “Erdoğan 15 yıldır ne yapıyor” diye sorduğum soruya “zaman kazanmaya/kayıp zamanı telafi etmeye çalışıyor” cevabını vermiştim.

Bunu başarmak, 16. Yüzyıl’dan hem daha zor, hem daha kolaydır.

Zordur çünkü, zaman çok daha hızlı akmakta ve önleme faaliyetleri çok hızlı gelmektedir.

Üstelik böyle hızlı akan bir zamanda Türkiye neredeyse bir 80 yılı oldukça kötü kullanmıştır. Menderes ve Özal’ın hamleleri olmasaydı ne olurdu ayrı bir konudur.

Lakin, Osmanlı’nın 18. Yüzyıl’da kendisine çarpan şeyin ne olduğunu anlamak için hiçbir şansı yoktu. Batı, düşünce biçmini değiştirmişti ve Osmanlı ile arasındaki mesafeyi kısa zamanda aritmetrik olarak değil, geometrik olarak açmıştı. Hep eleştiririz ama Osmanlı Batılılaşması’nın yüzeysel olmaktan başka bir çaresi yoktu.

Bugün artık bize çarpan şeyi tanımış durumdayız, çünkü onun bir parçasıyız. Diğer yandan Batı’nın dün Osmanlı/Türkiye’ye karşı kullandığı bilgi tekeli kırılmış, küreselleşmiş, bilgiden türetilen silahları kullanmak mümkün olmuştur.

Mesela biz Avrupa’nın Yüz Yıl Savaşları’nın bir benzerini, Türkiye’de son 15 yıldır çok daha hasarsız şekilde atlatıyoruz. Kadrocu vesayet hareketine karşı millet iradesine dönük devlet inşası, Batı’nın kendi içinde geçirdiği hesaplaşmalardan çok daha çabuk ve hasarsız olmaktadır.

Sadece 15 Temmuz’u Fransız İhtilali ile karşılaştırmak yeterlidir. Ben diyorum ki, 15 Temmuz, bundan sonraki etkileri bakımından Fransız Devrimi’nden daha az tarihi değildir.

İşte Erdoğan, son 15 yılda, enerjisinin önemi bir bölümünü darbelere karşı harcarken, tasarruf ettiği bölümle Başbakan Yıldırım’ın dediği gibi Türkiye’yi her bakımdan üçe katlamıştır.

“Üçe katlama olayı” sadece zenginleşme ile ölçülemez. Bu başarılar Balkan ve 1. Dünya Savaşı’nda içimize işlemiş olan aşağılık kompleksi ve “Bu ülkeden bir şey olmaz” takıntısını yerle bir etmiş, halk 15 Temmuz’a bu özgüvenle mani olmuştur; sadece kazanımları kaybetme korkusuyla değil.

2. Abdülhamid imparatorluğa 33 değerli sene kazandırmıştı. Üstelik çok yalnızdı. Kendisine karşı olanlar sadece İttihatçılar ve seküler ittifak değildi. Batı’nın real politik ve Raison d’Etat’sını ilk çözen ve diplomasiyi iyi bilen lideri Abdülhamid idi. Hedef olmasının nedeni büyük devletlerin hamlelerini bir yolunu bulup sektirmesi, büyük devletlerin arasındaki çelişkileri iyi değerlendirmesiydi.

Lakin dediğim gibi, zaman kazanmak bir şeydir; ama o zamanı iyi değerlendirmek için enerjinin bir kısmını ülkeyi güçlendirmek için artırmak gerekir. Abdülhamid’in böyle bir şansı olamadı. Sanırım olamazdı da.

Tarihten dersler çıkarırken, bazı kuralların tekerrür ettiğini, ama bu tekrarın farklı şartlar içinde işlevselleştiğini bilmek gerekir.

Bunu bilen bir liderimiz var. Bu liderliğin bir devlet sistemine ve geleneğine dönüşmesi gerekiyor. İşte başkanlık sistemine itiraz ve yedi düvelin üzerimize çullanmasının nedeni bu merhaleye gelmiş olmamızdan.

<p>Pençe-Şimşek operasyonunun icra edildiği Irak kuzeyindeki Metina'da tespit edilen 3 PKK'lı teröri

MSB: Metina'da tespit edilen 3 PKK'lı terörist etkisiz hale getirildi

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı