• $9,2879
  • €10,7736
  • 527.244
  • 1413.17
7 Temmuz 2016 Perşembe

Erdoğan’ın hayati hedefi...

2002 yılında elitleri şoke eden AK Parti başarısının sosyo/politik nedenleri üzerinde oturmuş bir kanaat var. 1990’larla kendisini iyice hissettiren dindarların orta sınıflaşması, 27 Şubat darbesi ile önlenmeye çalışılmıştı. Orta sınıflaşan bir toplumsallığın güçlü bir siyasi aktör ortaya çıkaracağı öngörülmüş olmalı.

Ancak SSCB’nin yıkıldığı, iletişim ve internet devriminin yaşandığı küreselleşme sürecinde bu gelişimi baskılamak mümkün değildi. Lakin yönlendirmek/devşirmek söz konusu olabilirdi. 28 Şubatçıların dindarları ezerken Gülen cemaatini esirgemeleri, sanırım aynı merkezden yönetildiklerinin en iyi kanıtıydı.

Devletle değil, dünya ile iş yapmaya ve elitler gibi devlet kaynaklarına yüklenmek yerine kendi sermayesine güvenmeye mecbur olan dindar orta sınıf, bu zorluğun semeresini Recep Tayyip Erdoğan gibi bir fenomene/lidere sahip olmakla gördü.

Şimdi anlıyoruz ki, AK Parti ve Erdoğan’ın teferruat, Gülen’in ise esas görüldüğü bir dönemdi bu. Gülen ve liberal/sol aydın zevatı (bunlar yerli akıl oluşturuculardı) bir komiser gibi Erdoğan’ın yanına diktiler ve buna “darbecilere karşı demokratik ittifak” olarak ambalajladılar. AB adaylığı/Ergenekon/Balyoz süreçleri de onların yeni vesayet inşası adına araçsallaştırıldı.

Öte yandan ceberut devlet karşısında kendi mahallesine kapanan, yüksek dayanışma ve az bireysel özgürlük kuralına göre yaşayan çok parçalı bir muhafazakar kitle vardı ve bu kesimler Erdoğan’ın verdiği kavgada tahkim oldular. Gülen’in sağladığı desteğin kendi gizli ajandası vardı. Ama diğer irili ufaklı cemaatler bu kavganın kendi kavgaları olduğunu biliyorlardı. Hatta siyaseti dünyevileşmek olarak gören marjinal tarikatlar bile sandığa gitmeye başladılar.
Peki, 2016’ya gelindiğinde sosyo/politik tahlilde 2002’ye göre neler değişmiştir?
Bunu son birkaç yazıdır ifade ediyorum. Kurtuluş Tayiz de “Mahalle değiliz artık, milli parkız” yazısında konuyu çok iyi analiz etti.

Erdoğan’ın verdiği kavga ve ortaya koyduğu vizyon, eski Türkiye’de temeli atılmış mahallelerin de sınırlarını parçaladı. Hatta bu mahalleleri bırakın komşu gettolara açmayı, diğer kıtalarla komşu yaptı.
Bu mahallelerin, alt kimlikler üzerinden toplumu ayrıştıran bir böl/yönet taktiğine göre yapılandırıldığı veya bu yöne yönlendirildiğini yeni yeni anlıyoruz. Kürtleri, Alevileri, dindarları ve gayrımüslimleri baskı altında gettolaştırmak, 6/7 Eylüller, Madımaklar ve 28 Şubatlarla üzerlerine kilit üzerine kilit vurmak bilinçli bir tercihti.
Elitler iktidar tekeli yaratmak adına ülkenin bütünlüğünü parçalamışlardı.

Tayiz şöyle tanımlamış bu stratejinin etkilerini:
“Batı ya da dünyayı yönetmeye talip zevat alt kimlikleri öne çıkararak, fonlayarak, büyüterek, hatta olmadığında yaratarak Türkiye’yi daha kolay kontrol edilir bir ülke haline getirdi. Türk vatandaşları alt kimliklere bağlandıkça bütünü unuttu; bütünü koruma iddiasında olanlar ise 80 yılın getirdiği alışkanlıklarla zihinlerde örülen mahalle duvarlarını aşamadı.”

Erdoğan’a karşı muhafazakar üstyapılar üzerinden ayrı hat açmayı arzu eden kadrocular, Gülen ve elitlerle el altından paslaşarak mahallenin bu kanıksanmış duvar ve oturmuş alışkanlıklardan faydalanmak istediler, isteyecekler.
Son İsrail anlaşması (İsrail’in muhafazakar mahalledeki haklı antipatisine yaslanarak) ve Suriyelilere vatandaşlık konularında kafaların karışması da bu nedenle. Ancak Erdoğan her zaman olduğu gibi mahalleleri çok aşan bir vizyon ortaya koyarak kitleleri bütünleştirmeyi yine başardı.

Evet Erdoğan dindar kesimin çocuğu ve geldiği mahallenin kendisi gibi kalarak dünyaya açılmasını, özgüven kazanmasını ve özgürleşmesini istiyor. Taban onun ne yapmak istediğinin farkında ve bunu onaylıyor. Gülen efsanesini bir haftada madara eden bir meşruiyete sahip ve herkes onun doğru karar aldığını görüyor.
Dolayısıyla hiçbir kadro hareketinin bu yolculuğu yolundan çıkarmaya gücü yetmez. Katkı, eleştiri evet, ama makas değiştirmeye çalışmak ancak halkı ikna etmekle olmalıdır.

Ama Erdoğan’ın meselesi sadece dindarları geliştirmek ve ikna etmek değil. O bir lider. O 79 milyonun lideri. Dolayısıyla beyaz Türklerden başlamak üzere, tüm Türkiyelileri ortak bir milli zeminde buluşturmak istiyor.
Bu nokta çok önemli. Ülkenin geleceği, mahallelere, farklı dünyalara bölünmüş gettoları birleştirip milli/yerli bir zeminde ortaklaştırmaya bağlı

Diğerleri de Kürtlerin, Alevilerin, gayrımüslimlerin acılarını kanıtarak, elitlerin yaşam biçimi tedirginliğini azdırarak, dindarlardaki mahalleleri Erdoğan’a karşı tetikleyerek bütünleşmeyi önlemeye çalışacaklar.
Kavganın kimyası bu. Lütfen artık 15 sene önceki durumu bugüne uyarlayarak kolaycılığa kaçılmasın.
Kaçılsa da bir faydası olmayacak evelallah.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Haftanın gündemine oturan en önemli gelişmelerden biri Uzay Yolu

Elon Musk ve Jeff Bezos arasında sular durulmuyor | TeknoZone #5

Çanakkale Boğazı tek yönlü olarak transit gemi geçişlerine kapatıldı

Dünyanın en değerli 100 markası belli oldu!

Temizlik işçileri greve gitti sokaklar çöp yığınları ile doldu