• $8,2919
  • €10,015
  • 483.365
  • 1427.73
19 Mayıs 2016 Perşembe

Bir siyasi enkaz olarak CHP ve HDP…

Siyaseti insan ilişkilerinin “tuzu” olarak görmek mümkün. İnsan uygarlığı, ilişkilerimizi mümkün olan en adil düzeyde tutmak, yaşamın bizi zorladığı ağır rekabet şartları altında insan onurunu yitirmemek, bizi çürümek adına derin bir tecrübeye sahip. Tuzun çürümeyi önlemesi gibi, siyaset de kanıtlanmış ahlaki değerlere yaslanırsa ilişkilerimizi ve tabii ki bizleri çürümekten koruyabilir.

Ama ya “tuz” da kokarsa, tuzu ne ile tuzlayacağız? İşte o noktalarda ortaya önce düşkünlük, sonra kaos ve sonunda da faşizm ortaya çıkıyor.

Bugün yerli siyaset sahnesinde bir düşkünlük ve çürüme söz konusu. Herkesin gözleri önünde 13 Nisan günü Kılıçdaroğlu dokunulmazlıklar konusunda evet diyeceklerini açıkladıktan sonra, salı günü bizzat kendisi Meclis’teki kabinde “hayır” oyu kullandı. Kabine ondan sonra girenler, masa üzerinde yeşil (çekimser) ve beyaz (evet) oyunu ifade eden pulları gördüler, kırmızı (hayır) pulu zarfın içinde olmalıydı.

İşin kötüsü, şimdi çıksa ve “Hayır ben evet oyu verdim” dese bile kendisine inanacak çok az insan var bu ülkede.
Kaldı ki, Meclis aritmetiği ve kullanılan oyların rengine bakıldığında zaten CHP ve HDP’nin blok olarak hayır oyu verdikleri net biçimde ortaya çıkıyor.

Sorun burada oyların nasıl kullanıldığı değil. CHP liderinin sözünü tutmamaktan hiç rahatsız olmaması. Her sinkaflı/yıkıcı sözü kolayca telaffuz edebilmesi, dili kirletmesi ve bunu bir tür siyaset olarak yaptığını söylemesi. Bu kişi Türkiye’nin ana muhaefet partisinin lideri…

Öte yandan, şiddet ile araya mesafe koymayı bırakın, örgütün şiddetini demokrasi kılıfına sokmaya çalışan, böylelikle siyasetin en temel özelliğine saldıran bir HDP söz konusu. Oysa eğer şiddet varsa, siyaset yok.

Dürümlü’de naaşlarından arta kalanların toplam 50 kiloluk üç torbaya sığdığı, 17 vatandaşı öldüren PKK vahşeti karşısında HDP’nin son tavrı, siyasetin ama aslında insanlığın bittiği noktadır.

Dolayısıyla, siyasetin sınırları dışında gezinen, siyasi zemini doğrudan yok edecek faaliyetleri demokratik tavır olarak kabul ettirmeye çalışan bir muhalefet çürüyüşüne tanık oluyoruz.

AK Parti ne kadar güçlü olursa olsun, bu durumu tek başına düzeltemez. Muhalefetin bu durumu, Türkiye’nin hikayesinin bir parçası olarak Türkiye’nin sonunudur ve büyük bir sorunudur.

Tabii bu anomaliyi düzeltecek olan da ya da bu anomaliyi yeni normalimiz olarak tayin edecek olan makam da toplumdur. İkincisinin olacağını düşünmüyorum. Demokratik kültürümüz olgunlaşıyor ve olgunlaştıkça, bu türden “partilerin” ağır değişim baskısı altında ya un ufak olacakları ya da köklü sarsıntılardan geçecekleri ortada.

Bu nedenle bu tür yoldan çıkmış yapılar, toplumun geneline ulaşma amacı taşımadıkları gibi, aslında kendi seçmenlerinden bile korkarlar. Dolayısıyla, kendi “hakikatlerini” topluma dayatmak ve saklanmak isterler. Sayın Erdoğan’a anormal şekilde yüklenmeleri, her iftiraya başvurmaları, şiddete hoşgörü ve kan çağrıları da kendi zaaflarını gizlemek için son bir hamledir.

Öyle ki halk onları inlerinden bulup çıkarmasın, tedip etmesin.

<p>Alkol kısıtlaması, görüntü alınmasının engellenmesi tartışılıyor. 17 günlük kapanma süreci nasıl

Terör örgütü PKK için yolun sonu geliyor: 'Bu yıl örgütte kaçış yılı'...

Yusufeli Barajı gövde inşaatında sona gelindi

Kahramanmaraş'ta heyelan sonrası oluşan Turkuaz Göl, turizme kazandırılacak

Mudanya Yat Limanı deniz salyasıyla kaplandı