• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
07 Eylül 2016 Çarşamba

Süleyman Şah Türbesi ve Menbiç

Kurtuluş Tayiz
Kurtuluş Tayiz
YAZARIN SAYFASI

Süleyman Şah Türbesi’nin taşınması esnasında veya sonrasındaki tüm ilgili haber metinlerinde yer almayan tek sözcük “Menbiç”, en çok adı anılan ise “Karakozak Köyü” idi. Oysaki Suriye’deki Türk toprağı sayılan 10 dönümlük arazideki türbe ve karakolu tarif ederken kısaca “Menbiç’e bağlı Karakozak Köyü” ifadesinin yer alması daha doğru olurdu. Ya da daha detaylı bir ifadeyle, “Halep’in Menbiç İlçesi’ne bağlı Karakozak Köyü yakınında bulunan Süleyman Şah Türbesi” biçiminde bir tanım kullanılabilirdi. Ancak Süleyman Şah Türbesi’nin taşınması esnasında -bugün ABD ve Türkiye arasında krize neden olan- “Menbiç”in adı nedense hiç anılmadı.

Ta ki bu, PYD/YPG’nin Türkiye’nin “kırmızı çizgi” olarak ilan ettiği Fırat’ın batısına geçene kadar sürdü. Türkiye Süleyman Şah’ı taşıdıktan sonra PYD/YPG, ABD desteğiyle önce Fırat Nehri üzerinde kurulan Teşrin barajına inerek stratejik önemi büyük olan Karakozak Köprüsü’nü kontrolüne aldı, ardından da ABD desteğiyle Menbiç’e girdi.

“Şah Fırat” operasyonuyla Süleyman Şah’ı taşıyan Türkiye, aynı gün Cumhurbaşkanı’nın ağzından bu taşımanın “geçici” olduğunu vurguladı ve gerekçesini de “Saygı Karakolu’ndaki askerlerin can güvenliğini sağlamak” olarak izah etti.
Suriye topraklarındaki bu “hakkı” korumamız elbette önemli; ancak Türkiye’yi Süleyman Şah’ı taşımaya mecbur bırakan o dolaylı baskı mekanizmasını çözmek bugün için büyük önem taşıyor.

Türkiye’nin Süleyman Şah’ı boşaltmaya zorlayan gelişmeler 27 Mart 2014’teki “Dışişleri Zirvesi” kayıtlarının dışarıya sızdırılmasıyla başladı. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik olası DAEŞ saldırısına karşı Türkiye’nin savunma stratejisini oluşturmaya çalıştığı toplantının kayıtları dışarı sızdırıldı. Yürütülen psikolojik harekâtla iç ve dış kamuoyunda “Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmek için bahane üretmeye çalıştığı, yasadışı manevralar yapmaya hazırlandığı” algısı oluşturuldu.

Bu algı operasyonuyla Türkiye’nin Süleyman Şah’ı yerinde koruma ve savunma kararlılığı zayıflatıldı ve “ikinci seçenek” olan türbenin taşınması gündeme geldi. DAEŞ’in artan tehditleri ve örgütün Süleyman Şah’a yönelik yayımladığı bir tehdit videosu Türkiye’nin kararını hızlandırdı; böylece Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki en stratejik yerde bulunan Türk karakolunu boşalttı.

Burada önemli olan DAEŞ üzerinden işleyen baskı mekanizmasının nasıl sonuç verdiğidir. Devletin “birinci seçenek” olan Süleyman Şah’ın yerinde korunması kararlılığı “ikinci seçeneğe”, yani türbenin taşınmasına nasıl evrildi? Bu kararın şekillenmesine DAEŞ’in yanı sıra başka hangi güç ve yapılar katıldı? ABD’nin katkısı ve içerideki FETÖ’cülerin etkisi ne kadardır? PKK/PYD’nin, CHP, HDP’nin, Doğan medyasının bu husustaki tutumları neydi?

Bu sorular elbette önemli; ancak geriye dönüp baktığımızda Dışişleri’nde ve Başbakanlık’taki yöneticilerin Suriye’deki gelişmeleri “stratejik” açıdan yeterince doğru göremediği anlaşılıyor. Devletin en büyük zaafı bölgedeki gelişmeleri “stratejik” açıdan değerlendirememesi ve sürekli yanlışlar üretmeye yarayan günlük taktik çözümler peşinde koşması. Ayrıca baskı ve manipülasyona fazlasıyla açık olması da hâlâ ciddi bir problem.

Azez-Cerablus hattına yönelik geç de olsa yaşanan operasyon, devletin bu “stratejik” zaafın farkına vardığını gösteriyor. Umarım yanılmayız.

Özellikle belirtmekte fayda var: Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun bir an önce eski yerine –ilk yerine değil- taşınması gerekir. Şimdiden hazırlıklara başlansa iyi olur.

<p>24 TV Londra Temsilcisi Tayfun Salcı protestoların yaşandığı bölgeden Akşam TV'den Duygu Gecü Yüz

Londra'da İsrail Büyükelçiliği'nin duvarına tırmandılar

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı