• $8,3178
  • €10,1155
  • 499.157
  • 1454.25
05 Mayıs 2016 Perşembe

Yanıma ‘hiçbir şey’ alırım.

1
Muhtevalarına aşina olduğum gerekçesiyle aslında onları okumak için almamıştım. Aziz bir dostun hatırasına hürmeten kitaplıktaki yerini alması yeterliydi sanki…
2
Annesinin bu dünyadaki hayatını hitama erdirmesi nedeniyle son Ankara’ya gidişimde taziyelerimi bizzat sunmak amacıyla Gökhan Özcan’a uğramış, bu vesileyle hem hasret gidermiş hem de şuradan buradan hali efkârımıza dair hasbihalde bulunma fırsatı bulmuştuk.
Bu ziyaret sonrası; kitaplıktaki yerinde halim-selim duran Gökhan Özcan kitaplarına sanki bir haller olmuştu. Her kafamı sağa sola çevirdiğimde, her dolaşımımda o kitaplar kendisini gözüme gözüme sokuyordu. Lisanı hal ile sanki; “Fatih Şeker’den sonra Tanpınar okumak var da, ziyaret vesilesiyle yeniden Gökhan Özcan okumak niye olmasın?” diyorlardı.
3
Kuyruğuna ‘chip’ takılmış Kuyruklu Yıldız altında, kuyruğunu kıstırmış kuyruklu bir hayvan misali debelenen, debelendikçe de kendisine zarar vermekten başka bir şey elde edemeyen dünyamızda;
Her gün yüzlerce-binlerce insanın boşu-boşuna öldürüldüğü, çocukların yetim, yaşlıların sahipsiz kaldığı bu âlemde;
İnsanı ve toplulukları adaletle yönetme iddiasındaki siyasetin, siyasetçilerin birbirlerinin ayaklarına çelme takmaya dönüştüğü ülkemde;
Hakkın, hukukun, merhametin, muhabbetin, adaletin, akıbetin, onurun, haysiyetin tedavülden kalktığı bu kertede;
Gökhan Özcan okumak ilaç gibi geldi doğrusu.
İnsanların içinde olup da insanlara bu kadar mı bigane kalabilir insan; “ Yanımdan geçseniz, ipe dizilmiş güneşe bırakılmış muz kabuklarından birisi zannedebilirsiniz beni. Size kızmam. Çünkü ben de bütün zamanlar boyu böyle kabul ettim kendimi. Biri üstüme basıp kaymasın diye insanlarda uzak durmaya dikkat ettim.”
Gel de, salı günü parti grup toplantılarında liderlerin söylediklerinin karşısına şu cümleyi koyma; “Rahat olmaları için eskilerini parçaladığım yeni günlerde bana ihanet edip aynı şeyi yaptılar. Eskidiler.”
Gel de; Twitter’ı ile, Facebook’u, WhatsApp’ı, interneti ile niteliksiz, derinliksiz, şekilsiz ama azgın bir nehir gibi her şeyimizi yutup alıp giden dijital dünyaya karşı; “Zaten kaç kişi çevirip iki laf etme gereği duyuyor bu günlerde. Onun için itiraz bile içerseler her cümleyi havada kapmalıyım. Çünkü konuşmanın nesli tükeniyor” cümlesini ilaç gibi yudumlama ağır ağır.
Başka birinin, başka bir söylediğini hatırlattığı için aynı yerden devam edersek; “Nesli tükenen bir başka şeyde çamaşır leğenleri… Bence koruma altına alınmalılar.”
Göreleli kemençe üstadı bir hemşerim vardı bu yakınlarda o da dünyasını değiştirdi. Diyordu ki bir türküsünde; “Hasan Dayı’nın bakır kazanını çaldık/Çarşıda satıp plastik leğen aldık.” Eminim İbrahim Gürpınar sadece bir olayı anlatıyordu, iki dizeyle binlerce cilt kitabın anlatmaya çalıştığı sosyolojiyi, dönüşümü, moderniteyi özetlediğinin farkında değildi.
Hani; kuyruğuna chip takılmış kuyruklu yıldız altında kuyruğu sıkıştırılmış dünyadan bahsetmiştik ya; dünyanın İNSAN’ın durumu daha da fena. Her gün gökten meteorlar yağıyor insanların üzerine;
“İNSAN, bir yandan yürüyüp, bir yandan da düşünceleriyle oyalanırken, kararan gökyüzünden aniden sert bir şey düşüyor kafasına. Oradan da yere dünyanın üstüne… eğilip alıyor onu yerden. Düşen şöyle bir şey: RETORİK. (…) Yürümeye başlıyor yeniden İNSAN. Tam olanların tuhaflığıyla ilgili sözcükleri bir araya toplamışken, kafasına düşen bir başka sert şey, bütün sözcüklerin beyninin deliklerine kaçmasına neden oluyor. Eğilip ikinci sert şeyi de alıyor yerden. Bu da anlamını bilmediği bir başka sözcük: ONTOLOJİ. (…) Başını kaldırıp gökyüzüne bakmaya karar verdiği anda bir başka acı hissediyor beyninin üstünde. Bu defa düşen: DİYALEKTİK. Sonra, EMPİRİK, NOSYON, ARGÜMAN, EPİSTOMOLOJİK ve SOFİSTİKE düşüyorlar sırayla kafasına. Hani oldukça da acıtıyor beynini bu sözcükler. Sağa sola kaçmaya çalışıyor ama boşuna… Dünyanın kaçılabilecek hiçbir yerini bulamıyor İNSAN. (…) Ağlamaya başlıyor beyni İNSAN’ın. Ağladıkça daha çok sözcük düşüyor daha çok, daha çok… Sonunda sağanak halinde sözcük yağıyor gökyüzünden. FENOMEN, HİPOTEZ, RELATİVİST, APRİORİ, PARADİGMA. Dünyanın üstü sözcüklerle kaplanıyor. Biriken sözcükler üst üste yığılarak yükseliyor. İNSAN sözcüklerin altında kalarak kayboluyor ve zaman duruyor.”
4
Ne var ki zaman durmadı, durmuyor, durmayacak…
Eğer bir gün, kuyruğuna chip takılmış, Kuyruklu Yıldız altında kuyruğu sıkışmış dünyadan kaçmaya gücüm yeterse…
Hani sorarlar ya, “ıssız bir adaya giderken yanına ne alırsın?” diye. Başka neleri alırdım şimdiden bilmiyorum, doğrusu hiç düşünmedim de. Ama bir şeyi almayı mutlaka ihmal etmezdim: ‘Hiçbir şey’i.

<p class='MsoNormal'>Süper Lig'i şampiyon tamamlayan Beşiktaş, salgında  tüm rakiplerine büyük fark

Şampiyon Beşiktaş! Fenerbahçe ve Galatasaray'ın hataları neydi?

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı